Nefret mektuplarından gülmece | YAŞAM | DW | 15.06.2014
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Nefret mektuplarından gülmece

Almanya’da gazeteciler okurlardan gelen nefret mektuplarını komedi şovuna dönüştürdü: Hate Poetry

Poetry Slam, 80’lerin ortalarında Chicago'da ortaya çıkan bir edebiyat yarışması türü. Yazarlar, şairler sahneye çıkıyor ve izleyicinin karşısında cümlelerini, mısralarını okuyor. "Hate Poetry", bunun değişik bir versiyonu. Bu kez sahnede gazeteciler var. Okudukları ne bir makale ne şiir ne de haber. Okurlardan gelen mektupları okuyorlar; yabancı düşmanlığıyla bezeli, nefret dolu mektupları...

Sahnede ağır siyasi analizler yok, mizah var. Mektubun ruhunu vermek için yerine göre ses tonu, yerine göre aksan değişiyor, hep birlikte gülünüyor. Yorumlar, düşülen dipnotlar da gülmeceye güç katıyor. Ama aynı zamanda bu bir yarışma ve seyirci, alkışlarıyla her turun sonunda en “kötü” mektubu ve kazananı seçiyor.

Adres Schauspiel Köln

Almanya'da en yeni Hate Poetry etkinliği cumartesi gecesi Schauspiel Köln'de düzenlendi. Salon bir hafta önce Neonazi cinayetlerinde ölenler için düzenlenen anma törenine ev sahipliği yapmıştı.

Yarışmacılar, (fotoğrafta soldan sağa) Der Spiegel dergisi editörü Özlem Gezer; aşırı sağcılık, radikal İslam, Irak, Suriye, Afganistan gibi konular üzerine yazan Arap kökenli Die Zeit yazarı Yassin Musharbash, serbest yayıncı ve yazar Mely Kıyak; hedef gösterildiği için bir süre Türkiye'yi terk etmek zorunda kalan Der Spiegel muhabiri Hasnain Kazim'di. Moderatörlüğü ise Die Tageszeitung editörü Doris Akrap yaptı.

Hakaret ve küfür için zorlanan yaratıcılık

Okur mektuplarında neler yok ki? Dış görünüm, etnik köken, cinsiyet, din, dil, politik inanç gözeterek edilen hakaretler, hakaretler, hakaretler... “Alman pasaportun olsa bile görünüşüne bak, sen Alman olamazsın”, “Almanya’da olmasan şimdi Anadolu'da başörtüsü takıyor olurdun, yazmayı bile öğrenemezdin”, “Sünnet yerine tümden kesselerdi de üreyemeseydin” gibi cümleler...

Bir gemicinin bile yüzünü kızartacak küfürler. Gazetecinin işten atılmasını isteyenler, "atmazsanız aboneliğimi iptal ettiririm" diyenler, "Almanca bildiğinizi bile sanmıyoru" diyerek İngilizce yazanlar, bombalı saldırı tehdidinde bulunanlar, vergi lobisinin, istihbarat örgütlerinin, hükümetin adamı / kadını olmakla suçlayanlar, basit cümleler kuranlar, kapsamlı ırkçılık teorileri inşa edenler.

Bu mektupları kimler yazıyor?

Mektuplara yansıyan tablo şu: Gazeteciler en çok Alman toplumunun aşırı sağcı, ırkçı, muhafazakar kesimin nefretine maruz kalıyor. Ama azınlık durumundaki radikal İslamcı cenahın ya da Türkiye kökenlilerin bir kesiminin nefreti de eksik olmuyor. Yassin Musharbash'a bir okur “Alttan alta Almanya'da cihat yürütüyorsun” derken bir başkası “İslamı terörizmle eşitleyerek İslam'a hakaret ediyorsun” cümlesini kuruyor.

Der Spiegel muhabiri Hasnain Kazim, Soma’daki maden faciasıyla ilgili haberi nedeniyle son üç haftada hayatı boyunca almadığı kadar çok nefret mektubu aldığını söylüyor.

Teşhir, dertleşme, meydan okuma...

Hate Poetry bir teşhir. Sahnede Almanya'nın gündelik hayatında yaşanan yabancı düşmanlığı var. Aynı zamanda bir dertleşme. Gazetecinin maruz kaldığı nefretle ilgili samimi olarak derdini paylaşması. Hate Poetry bir gülmece. Gülerek yabancı düşmanlığını alt etme çabası. Ama aynı zamanda Hate Poetry bir meydan okuma. Gazetecinin tüm baskılara, tehditlere, okurun despotluğuna rağmen “Vardım, varım, varolacağım” demesi. Çünkü, yazar George Orwell'a atfedilen ünlü cümlede olduğu gibi: “Gazetecilik, bir başkasının basmak istemediğini basmaktır. Geriye kalan her şey halkla ilişkilerdir.”

©Deutsche Welle Türkçe

Ercan Coşkun

Reklam