1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Merkel'den sonra Türkiye ile ilişkiler ne olacak?

19 Ocak 2021

Almanya Başbakanı Merkel'in partisi Hristiyan Demokrat Birlik yeni genel başkanını seçti. Merkel'e yakınlığıyla bilinen Armin Laschet’in seçilmesi Türkiye kökenliler ve Türkiye ile ilişkiler için ne anlama geliyor?

https://p.dw.com/p/3o787
Başbakan Merkel ve CDU'nun yeni lideri Laschet
Başbakan Merkel ve CDU'nun yeni lideri LaschetFotoğraf: picture-alliance/AP/M. Meissner

Merve Gül ve Ömer Zengin'in evinde hafta sonunda sevinç hakimdi. Genel başkanlık yarışında her iki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) parti üyesinin favori adayı Armin Laschet'ti ve Laschet hafta sonu düzenlenen parti kongresinde CDU'nun yeni genel başkanı seçildi.

Merve Gül CDU gençlik teşkilatı Junge Union üyesi
Merve Gül CDU gençlik teşkilatı Junge Union üyesiFotoğraf: Marco Keim

2013 yılından bu yana CDU üyesi olan Gül, "Rahatladım, üzerimden bir yük kalktı" diyerek anlatıyor Laschet'in seçilmesinden sonra hissettiklerini. "Partinin yönetim kuruluna üç genç kadın üyenin seçilmesinden de büyük mutluluk duydum" diyor. CDU'nun gençlik teşkilatı "Junge Union" üyesi olan Gül, bundan sonraki adımın da Armin Laschet'in 26 Eylül seçimlerine başbakan adayı olarak girmesi olduğunu vurguluyor.

1988 yılından beri CDU üyesi olan Frankfurt Belediye Meclisi Üyesi Ömer Zengin de CDU genel başkanı seçilen Laschet'in destekçilerinden. Partinin emekçi kesimini temsil eden Hristiyan Demokrat İşçiler Birliği (CDA) üyesi olan Zengin'e göre Laschet, Merkel sonrası için de en ideal aday. Zengin, "Biz partimizin işçi kanadı olarak Laschet'i destekledik" diyor.

Ömer Zengin
Ömer ZenginFotoğraf: CDU

Ancak Armin Laschet'in CDU genel başkanı seçilmesi Merkel'den sonraki dönem için başbakan adayı gösterileceği anlamına gelmiyor. Almanya'nın 16 eyaletinden 15'inde örgütlü olan Merkel'in partisi CDU, sadece Bavyera'da örgütlü olan kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ile ortak hareket ediyor. Hristiyan Birlik adıyla mecliste grupları da olan iki parti, başbakan adayını da ortak belirliyor ve bunun için bu sefer belirledikleri takvim 2021 ilkbaharı, yani genel seçimlerden altı ay önce ortak başbakan adayını açıklayacaklar.

2021 Almanya'da süper seçim yılı

Hristiyan Birlik'in başbakan adayını geç açıklamasının nedeni 2021'in süper seçim yılı olmasından kaynaklanıyor. Merkel dönemini resmen bitirecek olan 26 Eylül'deki federal meclis seçimleri dışında bu sene ayrıca 16 eyaletten altısında eyalet parlamentosu seçimleri düzenleniyor. Nüfusça da büyük eyalet olan Baden-Württemberg ile Rheinland-Pflaz'da seçimler 14 Mart'ta yapılacak.

Bu iki önemli eyaletteki gidişat Almanya'da partilere 26 Eylül'de düzenlenecek genel seçimler için yön de verecek. Dolayısıyla hem CDU hem de kardeş parti CSU ilk eyalet seçimlerindeki gidişata göre başbakan adayını belirlemeyi hedefliyor.

Laschet ile ikili ilişkiler nasıl olacak?

Ortadoğu uzmanı Udo Steinbach'a göre Armin Laschet'in CDU genel başkanı olması, onun için de partisi için de sadece bir etap başarısı. Ayrıca 2005-2010 arasında yaptığı Kuzey Ren-Vestfalya Uyum Bakanlığı döneminde göçmen sivil toplum örgütlerine (STK) gösterdiği ilgi nedeniyle "göçmen dostu" olarak da nitelenen Laschet'in seçilmesi yakın zamanda Almanya-Türkiye ikili ilişkilerinde değişikliğe de neden olmayacak. Prof. Steinbach, dış politikada iplerin Dışişleri Bakanlığı ile Başbakan Angela Merkel'in elinde olduğunu hatırlatıyor ve bir değişiklik olacaksa da onun için ilk adımın Ankara'dan gelmesi gerektiğini söylüyor. İkili ilişkilerde Türk hükümetinin kaçırdığı fırsatların ortada olduğunu da vurgulayan Steinbach, son senelerde Doğu Akdeniz ile Dağlık Karabağ'da güç gösterme ve insan hakları ihlalleri ile yargı bağımsızlığı gibi sorunların Ankara ile Berlin arasındaki ilişkilerde büyük engellere neden olduğuna da dikkat çekiyor.

Mevcut durumun değişmesi için ise Steinbach'a göre ilk adımı Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan atmalı ve Erdoğan samimi bir reform politikası başlatmalı. Steinbach, seçilmesi Türkiye'de olumlu yankı bulan Armin Laschet'in önünde parti içindeki farklı kanatları birleştirmek gibi öncelikli ve büyük bir ödev olduğuna da işaret ederek bu nedenle Türkiye ile ilişkiler konusunda Laschet'in adım atmayacağından yola çıkıyor.

CDU'nun yeni lideri Armin Laschet, 16 Ocak'ta 1001 delegenin yaptığı oylamada 521 oyla seçilmiş, güçlü rakibi muhafazakar sağ kanadın ve ekonomi çevrelerinin favorisi Friedrich Merz ise 466 oy almıştı. Dolayısıyla da Laschet süper seçim yılı sayılan 2021'den güçlü çıkmak ve Merkel'in görevden ayrılmasıyla kapanacak tarihi sayfadan sonra yeni bir başlangıç yapmak için parti ve seçmenin en geniş kesimlerin desteğini kazanmaya çabalayacağının sinyallerini verdi. Kimi uzmanlar ise bu tür bir çabanın nafile olacağını, partiyi güçlendirmek yerine zayıflatacağını söylüyor.

Türkiye ve  Ortadoğu Udo Steinbach
Türkiye ve Ortadoğu uzmanı Udo SteinbachFotoğraf: DW

Anketler Hristiyan Birlik-Yeşiller koalisyonuna işaret ediyor

Almanya'da yapılan son iki seçimden de Hristiyan Birlik (CDU ve CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) koalisyonu çıktı. Son iki yıldır ise Yeşiller partisi ikinci güç olarak yerini sağlamlaştırdı ve Sosyal Demokratları federal düzeyde geriye itti. Dolayısıyla 26 Eylül'de yapılacak seçimler sonrası Hristiyan Birlik (CDU ve CSU) ile Yeşiller'in koalisyonu kuvvetle muhtemel görünüyor.

Udo Steinbach, olası Hristiyan Birlik-Yeşiller koalisyonun Türkiye için kolay olmayacağı görüşünde. Steinbach, böyle bir koalisyonun olası dışişleri bakanının adının da muhtemelen Cem Özdemir olacağını söylüyor ve "Cem Özdemir Türkiye'deki insan hakları ve hukuk devleti ihlallerinde Erdoğan'ı en sert eleştiren Yeşiller politikacısı" diyor. Bu sebeple Steinbach, Ankara'ya Merkel'in kalan süresini iyi değerlendirmeyi tavsiye ediyor. 

Duisburg- Essen Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimci Dr. Ahmet Ünalan ise "Hangi koalisyon kurulursa kurulsun Almanya-Türkiye ilişkilerinde büyük değişiklik olmayacak" diyor. Ona göre Almanya'nın devlet olarak klasik dış politikası Fransa'dan farklı olarak ılımlı ve diyalog temelli. Berlin en büyük krizlerin bile diyalog temelli çözülmesinden yana. Bu nedenle Türkiye ile hem eleştiri hem de diyalog temelinde bir ilişki yürütüyor.

Ünalan, Yeşilerin olduğu bir koalisyonda da Alman dış politikasında değişiklik meydana gelmeyeceğini, nitekim Almanya'nın bu çizgisinin istisnalar hariç onlarca yıldır sürdürdüğünü belirtiyor. Ünalan, bir dönem Sosyal Demokrat Parti ile hükümet eden Yeşiller'in savaş karşıtlığı prensibine rağmen hükümette olduğu zaman zarfında Kosova ve Afganistan'a asker gönderilmesine "evet" dediğini hatırlatıyor ve parti politikasıyla iktidar ortağı olmanın farklı davranmayı kaçınılmaz kıldığını belirtiyor.

Son yıllarda yapılan kamuoyu yoklamaları CDU ve CSU'dan oluşan Hristiyan Birlik'i birinci güç, Yeşilleri de ikinci güç olarak gösteriyor.

Ahmet Ünalan, Politikwissenschaftler, Uni Duisburg-Essen
Fotoğraf: privat

Ünalan: Eleştiri ve diyalog politikası iyi de olabilir

CDU'ya yeni genel başkan seçilen Armin Laschet genel olarak ılımlı ve uzlaştırıcı olarak niteleniyor. Kimi uzmanlar bu algıyı Laschet'in "iyi polis" rolüne sıkça başvurmasına bağlıyor. Son yıllarda başbakanlık yaptığı Kuzey Ren-Vestfalya’da da kimi olumsuz ve sert açıklamaları diğer hükümet üyelerine yaptırırken, kendisinin daha kucaklayıcı söylemlerle öne çıkmaya çalıştığı belirtiliyor.

CDU üyesi Ali Ertan Toprak
CDU üyesi Ali Ertan ToprakFotoğraf: picture-alliance/dpa/G.Fischer

Siyaset bilimci Ahmet Ünalan, bu stratejinin Türkiye konusunda da sürmesini bekliyor. Ona göre hem eleştiri hem de diyalog temelli dış politika Berlin-Ankara ile Ankara-Brüksel ilişkilerini ileriye taşıma açısından olumlu bile olabilir. Zira böylesi bir strateji Türkiye'de elzem olan reformların yapılması sürecini olumlu etkileyebilir.​​

"Merkel'in Türkiye politikası iflas etti"

2014 yılından bu yana CDU üyesi olan Ali Ertan Toprak ise Merkel'in de sürdürdüğü ve Laschet'in de devam ettirmesi beklenen bu politikanın iflas ettiği görüşünü savunuyor. Türkiye'de demokrasi, temel hak ve özgürlükler, yargı bağımsızlığı gibi alanlardaki olumsuz gelişmelere işaret eden Toprak, "Merkel kendi politik çıkarı için Türkiye'deki demokrasi güçlerini ve hukuk devletini kurban etti" diye eleştiriyor. "Bu konuda Merkel’i hiçbir zaman affetmeyeceğim" diye de konuşan Toprak, 2015 seçimlerinde Merkel'in seçimlerin tekrarından kısa süre önce Türkiye'ye giderek Erdoğan’a bir nevi destek verdiğini de savunuyor.

"Merkel'in yaptığı hataları yapmaması için çaba göstereceğim"

Kişi olarak Laschet'i sevse de Almanya'daki Türkiye kökenliler açısından Laschet'in en iyi aday olduğuna dair genelleyici görüşlere katılmadığını söyleyen Ali Ertan Toprak, Almanya'daki Türkiye kökenlilerin homojen bir grup olmadığını, onlar arasında da farklı düşünen pek çok kişinin bulunduğunu belirtiyor.

Merkel döneminde partisinin sola kaydığını düşündüğünü söyleyen Toprak, "Almanya'nın ikinci bir Sosyal Demokrat veya Yeşiller partisine ihtiyacı yok" diye devam ediyor ve yeni yönetimden partinin birliği açısından muhafazakar-liberal çizgiye dönüş bekliyor. "İlaveten demokrasilerde partilerin çok birbirine benzemesi radikal veya uç partilere yarıyor" diyen Toprak, bunun son yıllarda göç ve İslam karşıtı sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisi ile de tecrübe edildiğini kaydediyor ve sözlerini "Merkel sonrası döneme umutla bakıyorum. Zaten demokrasilerde bir liderin 16 yıl iktidarda kalması iyi değil, demokrasiye zarar" diye sürdürüyor.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe