Kararnameyle ülke yönetilir mi? | DÜNYA | DW | 02.02.2017
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Kararnameyle ülke yönetilir mi?

ABD Başkanı Donald Trump 20 Ocak'ta göreve başladığından bu yana kararname çıkarma yetkisini sık sık kullandı. Peki uzun vadede kararnameyle ülke yönetmek mümkün mü?

ABD'de bugüne kadar görev yapmış olan 45 başkanın her biri en az bir kararname çıkardı. Bunun tek istisnası William Henry Harrison idi, gerekçesiyse Harrison'ın kararname yayınlama fırsatı olmamasıydı. Harrison 1841 yılında soğuk bir Mart günü Kongre binasının önünde ABD tarihinin gördüğü en uzun göreve başlangıç konuşmasını yaptı. Bunun sonucunda da akciğer iltihaplanması geçirerek bir ay sonra hayata veda etti.

Ülkenin ilk başkanı George Washington da birçok kararını kimsenin fikrini almaksızın yürürlüğe koydu, görev yaptığı süre boyunca toplamda sekiz kez. Ancak ABD bağımsızlığını kazandıktan sonraki dönemde başkanlar kararname yetkilerini kullanmayı genel itibariyle ender tercih etti. 19'uncu yüzyılın sonundan itibaren ise bu sayı fark edilir biçimde arttı ve o günden beri her bir başkanın yayınladığı kararname sayısı en az üç haneli oldu.

Doruk noktası ise Franklin D. Roosevelt dönemiydi, bunun en önemli nedeni de elbette kendisinin 12 yıl gibi uzunca bir süre görevde kalmasıydı. ABD'yi 1933'ten 1945'e kadar yöneten Roosevelt, 3 bin 500'den fazla başkanlık kararnamesi yayınladı. Şu anki Başkan Donald Trump ise hız rekorunu çoktan kırmış gözüküyor: Yeni başkan görevde olduğu ilk 12 günde toplamda 11 başkanlık bildirisi ve 7 başkanlık kararnamesi imzaladı. Bunların arasında en çok tartışılansa elbette Trump'ın çok sayıda Müslüman'ın ABD'ye girişini yasaklaması oldu.

Tüm bu kararnameler öncelikle ABD makamları için bağlayıcı. Öte yandan ABD anayasasında başkanlık kararnameleriyle ilgili hiçbir ibare yer almıyor. Kararnamelerin etkililiği hukuken ve prensip olarak, Amerikan anayasasının 2. maddesi uyarınca, seçilmiş bir başkan tarafından üstlenilmesi gereken yürütme erki nezdinde meşrulaştırılıyor. Başlarda kararnameler çoğunlukla gayriresmi bir doğaya sahiptiler ve 1952 yılına kadar başkanın bunları nasıl yürüteceğine dair net bir kural mevcut değildi. O zamanlar Başkan Harry Truman ABD'deki tüm çelik fabrikaları üzerine federal kontrol mekanizması getirmek istiyordu ama bu arzusu Yüksek Mahkeme tarafından alıkondu. Bu durum bir nevi, başkanlık kararnamelerinin yeni bir hukuk yaratamayacağı, yalnızca halihazırda mevcut olan yasaları ve anayasal düzenlemeleri açığa kavuşturabileceği kuralını belirlemiş oldu.

Köleliğin kararname ile kaldırılması

Alt kısmında Truman'ın imzasının yer aldığı, meşhur olmuş kararnamelerden biri de Trump'ın son günlerde yayınladığı düzenlemenin zıttı bir nitelik taşıyordu. 33. ABD Başkanı Truman, 1948 yılında silahlı kuvvetlere mensup kişilere ırk, deri rengi, din ya da etnik köken farkı gözetmeksizin eşit muamele edilmesine dair kararnameyi yayınladı. Ronald Reagan'ın  1981'de yayınladığı bir kararname ise, istihbarat teşkilatının yetkilerini ve hükümetle işbirliğini genişletti. Yaklaşık 30 yıl sonra NSA muhbirliği skandalı baş gösterdiğinde de istihbarat teşkilatı bu kararnameye atıfta bulundu.

En ünlü başkanlık kararnamesi ise Abraham Lincoln'ın 1863 yılında yayınladığı, köleliğin kaldırılmasını emreden kararname oldu. Zamanın koşullarında bu karar yalnızca uygulama açısından değil içerik açısından da yoğun biçimde tartışıldı.

Saf demokrasicilerin gözünde kararnameyle ülke yönetmek haysiyetsiz bir durum, çünkü bu yolla başkan normal parlamenter yasa yapım sürecini bertaraf etmiş oluyor. Yine de kararnameler hukuken bağlayıcı, ancak Kongre de hiçbir şekilde çaresiz değil. Kongre'nin yasayı bizzat yürürlükten kaldırma yetkisi yok, ancak finansal olanaklar çerçevesinde yasanın uygulanmasını imkansız kılabiliyor. Başkan da bu doğrultuda yeniden veto yetkisini kullanabiliyor. Eğer Kongre yasayı nihai olarak geçersiz kılmak istiyorsa da oldukça yüksek bir oran olan üçte iki çoğunluğa ihtiyaç duyuyor. Kongre ayrıca yeni yasalar çıkarmak suretiyle başkandan gelen bir talimata dolaylı olarak da karşı çıkabiliyor, ancak bu elbette zaman alıyor.

Mahkemelerden medet uman rakipler

Yayınlanan bir başkanlık kararnamesini durdurmanın ikinci yolu ise hukuki yöntemlere başvurmak. Truman'ın çelik fabrikası planları hakimin zıt yöndeki kararı nedeniyle başarısızlığa uğramıştı. Bill Clinton'ın 1996 yılında imzaladığı, grev kırıcı çalıştıran firmaları devlet komisyonlarından yararlanmaktan mahrum bırakma amacını taşıyan kararnamesi de aynı nedenle başarısız olmuştu.

Trump'ın Müslümanların ülkeye girişini yasaklayan kararnamesinin mahkemede nasıl değerlendirileceği ise şu an için belirsiz. Amerikalı hukuk uzmanı Jonathan Hafetz DW'ye verdiği mülakatta kararnamenin içeriğinin "hukuken sorunlu" olduğunu ifade etti. Washington eyaletinin adalet bakanı Bob Ferguson da paralel olarak Trump'ın düzenlemesinin anayasaya aykırı olduğundan emin. Washington eyaleti, Seattle'da bulunan federal mahkemede konuyla ilgili dava açtığını duyurdu. Ferguson, Seattle'da çıkacak olumlu bir kararın kararnameyi ABD'nin tamamında geçersiz kılacağını belirtti. Beyaz Saray'dan gelen açıklamaya göreyse ABD'ye gelmek bir hak değil, bir ayrıcalık. Elbette mevcut Beyaz Saray kadrosu anayasaya aykırılığa dair hiçbir şey bilmek istemiyor. ABD'de bulunan birçok mahkeme kararnameyi çoktan zayıflaştırdı. Asıl kararınsa Şubat ayı süresince açıklanması bekleniyor. Trump'ın kararnamesi bir mahkeme tarafından tümüyle geçersiz kılındığı takdirde, bu mutlak suretle ender rastlanan bir durum olacak.

© Deutsche Welle Türkçe

ChristophHasselbach

Reklam