IŞİD′in elinden kurtulan gazeteci anlattı | DÜNYA | DW | 10.02.2015
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

IŞİD'in elinden kurtulan gazeteci anlattı

Suriye’de 6 Ocak 2014 tarihinde IŞİD’in elinden kurtarılan ve yaşadıklarını daha sonra bir kitapta toplayan gazeteci Bünyamin Aygün, DW Türkçe’ye başvurduğu şiddet karşısında dünyayı dehşete düşüren örgütü anlattı.

O 40 gün boyunca dünyanın en tehlikeli örgütü IŞİD’le yaşadı. Her gün ölüm korkusu çekerek, her gün bir daha ailesini, dostlarını, arkadaşlarını göremeyeceğini düşünerek. O 40 gün boyunca da bütün Türkiye sağ olarak kurtarılması için dua etti. 2013’ün kasım ayında IŞİD tarafından haber yapmak için gittiği Suriye'de kaçırılan Milliyet Gazetesi muhabiri Bünyamin Aygün, 6 Ocak 2014’te Özgür Suriye Ordusu’nun düzenlediği operasyon sonucu kurtarıldı ve Türkiye’ye döndü. O günleri hala unutabilmiş değil, bu yüzden yaşadığı her gün onun için bir hediye. Ama kurtarıldığından beri su içemiyor. Nedenini ise bilmiyor. Yaşadıklarını “IŞİD’in Elinde 40 Gün” kitabında anlatan Bünyamin Aygün, önceleri kitap yazma niyetinin olmadığını, ancak daha sonra paylaşmaya karar verdiğini belirtiyor. IŞİD örgütünün birinci dereceden tanığı olan Aygün, DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. Başvurduğu şiddet karşısında dünyanın dehşete düştüğü örgütü Bünyamin Aygün anlattı:

DW Türkçe: Siz kaçırıldığınızda IŞİD bu kadar tanınmıyordu. Siz Suriye’deyken IŞİD’in varlığından haberdar mıydınız?

Aygün: O bölgede görev yapan gerek Alman gerek İngiliz gerekse Amerikalı ve Türk gazeteci arkadaşlarımız olsun hepimiz, o bölgede görev yapan gazeteciler olarak hepimiz IŞİD’i biliyorduk. Ama ‘IŞİD’in bu kadar büyüyebileceğini, bir gecede Musul gibi bir kenti düşürüp Kobani gibi çok iyi korunan bir bölgeyi aylarca abluka altına alabileceğini hayal eder miydin' diye sorarsanız hayır. Asla bu kadar büyüyebileceğini düşünmüyorduk.

DW Türkçe: Ortadoğu ülkelerine sık sık gidiyorsunuz, bölgeyi biliyorsunuz. IŞİD’e yakından tanık olan da birisininiz. Böyle bir örgüt neden ve nasıl ortaya çıktı sizce?

Aygün: Bu konuda Batılı gazeteci dostlarımızla da hemfikiriz. ABD ve ABD çatısı altında toplanan Batı’nın Ortadoğu politikası, ilk neden. İkincisi; İkinci Körfez Savaşı’ndan sonra Irak'ta Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki işkence fotoğrafları ortaya çıkmıştı. Amerikalı askerlerin oradaki insanlara yaptığı akla hayale gelmeyecek işkenceler... Bu fotoğrafları gören, Irak’ta olsun, Çeçenistan’da olsun, Afganistan’da olsun, Almanya’da, İngiltere’de olsun Müslüman gençler bu görüntülerle adeta bilendiler. IŞİD'in ortaya çıkış nedenlerinden biri de bu ve bu kilit noktası, çok önemli. Bu çerçevede de Irak’taki işgal asıl mesele. Silahla oraya çekidüzen vermeye çalışıyorsunuz, halk da bileniyor. Silahla adaletli davranamazsınız. Bir tarafı, mesela Şii tarafını ABD orada tutarken diğer tarafı atladı. Azınlıkta olan Sünni tarafı, yani Saddam tarafını –Saddam’ın orada çok ciddi bir akraba çevresi var- görmezden geldi. Onların desteğiyle de IŞİD 2003 yılında Irak’ta kuruldu. 'Irak İslam Devleti' olarak. Yani bundan 12 yıl önce Irak’ta bu şekilde kuruldu. Ebu Gureyb Hapishanesi’yle başladı ve büyüdü. Kartopu gibi düşünün bunu, zamanla çığa dönüştü. Sonra 2011’in sonlarına doğru Suriye’ye geldiler. Suriye’de El Nusra olarak önce bir zemin buldular, orada geliştiler ve belirli bir sayıya ve güce ulaşınca 'Irak Şam İslam Devleti' ismini aldı.

EINSCHRÄNKUNG Cover Journalist Bünyamin Aygün

Bünyamin Aygün'ün "IŞID'in Elinde 40 Gün" adlı kitabının kapağı

DW Türkçe: Peki nasıl bu kadar güçlendi? Çok zengin bir örgüt olduğunu biliyoruz.

Aygün: Zenginliğinin birinci nedeni şu: Irak’ın Rakka bölgesinde Suriye’nin en yoğun petrol kuyuları var. Farkındaysanız örgüt önce petrolün, yani paranın olduğu bölgeyi Rakka’yı kontrol altına aldı. Burası şu anda dünyada adeta IŞİD’in merkezi gibi. Burada edindiği petrolü kaçak yollardan satıyor. Ama büyümesinin ve silahlanmasının asıl sebebi El Nusra içindeydi. El Nusra içinde Özgür Suriye Ordusu’na bağlı olarak savaşıyordu ve Batı’dan aldığı silahlar vardı. Daha sonra Batı uyandı -Türkiye de dahil buna- ve silah vermemeye başladı. Ama bu sefer de Batı’nın silahlandırdığı Özgür Suriye Ordusu unsurlarının elinden baskınla silah elde ettiler. Zaten savaş durumunun olduğu yerde kimde en iyi silah varsa güçlü olan sizsiniz. Dolayısıyla o güçle de petrol bölgelerini ele geçirdi.

DW Türkçe: Örgüt içindeki yapılanma nasıldı? Sizin gözlemleriniz nedir bu konuda? Genellikle yabancı savaşçılar mı var yoksa yerel güçler mi ağırlıkta?

Aygün: ‘Ben buraya geldim ve IŞİD’e katılıyorum' dediğinizde önce sizin yaşınıza ve sanırım bedensel kuvvetinize bakılıyor. Bir kere herkesi savaşçı olarak almıyorlar, bu kesin. Yaşınız da 20’nin çok altında olmamalı, 18-19 olabilir. Diğer yandan 35’in üzerinde de olmayacak. Aralarında 40-50 yaşlarında olanlar da var tabii ki. Ama mümkünse 20-35 arası, genç, dinamik, atletik yapılı insanlarla daha çok hareket etmeyi seviyorlar. İkincisi, emir komuta zinciri ‘Emir’ dedikleri birine bağlı. Bu Emir kimdir? Genellikle El Kaide bağlantılı, oradan savaş eğitimi almış, güçlü, emir komuta zincirini çok iyi bilen isimlerden oluşuyor. Onun üzerinde de kimler var? İki halka ötesini kimse bilemiyor. Onun üzerinde de kadı var, kadıdan gelen emirler dağıtılır. Savaşçıların genellikle büyük çoğunluğu tabii ki yerel güçler. Ya Suriyeli gençler ya da Iraklı gençler... Ama bunlara en büyük takviye, Türkiye’den, Almanya’daki Türklerden ve dünyanın dört bir tarafından gidiyor. Bir gün ellerim bağlı sorguda otururken: "Bize aklına gelen uzak bir ülke ismi söyle" dediler. Benim de aklıma Yeni Zelanda geldi. “Oradan bile savaşçı var” aramızda dediler. Ama diğer ülkelerden gelenler arasında çoğunluğu anladığım kadarıyla Almanya’dan, özellikle de oradaki Türklerden.

DW Türkçe: Türklerin sayısı konusunda bilginiz var mı?

Aygün: Türklerin sayısını tam olarak saymamız mümkün değil. Burada mecburen resmi rakama bakıyoruz. Ama uzmanlar 5 bin Türk’ün IŞİD çatısı altında savaştığını söylüyor. Bazılarına göre de bu rakam 500. Ama bana göre 500’den fazla. Türkiye’den ve dünyadan dediğim gibi çok fazla hem sempatizanı var, hem de gidip cihat için savaşanlar var.

DW Türkçe: Özellikle yabancı savaşçıların Türkiye üzerinden Irak ve Suriye’ye gittiklerini biliyoruz. Türkiye için daha büyük bir tehlike olabilir mi IŞİD? Örgütlü hale gelebilirler mi?

Aygün: Evet, gelebilirler tabii ki. Suriye’den, Irak’tan, yani dışarıdan gelen bir saldırıya Türkiye çok rahat cevap verir. Ama en büyük tehlike Türkiye’nin kendi içindeki IŞİD sempatizanları. Bunları tespit etmek zor olduğu gibi zaptetmek de çok zor. Bir de burada kimsenin dile getirmediği bir şeyi söyleyelim: IŞİD, Kobani’de Suriye PKK’sıyla savaşıyor. Türkiye’de söylenmese de dile getirilmese de buna sevinen insanlar var. Çünkü orada ölenlerin PKK’lı olduğuna inanılıyor. Dolayısıyla IŞİD bir taraftan da sempati topluyor. Bu nokta çok önemli. IŞİD, Mahmur’da PKK’yla savaştı, biliyorsunuz. Türkiye 25 yıldır Mahmur Kampı’nın kaldırılmasını istiyor. Ama kaldıramadı. Fakat IŞİD saldırdı, bir iki gün içinde Mahmur Kampı’nı abluka altına aldı. Kobani yine aynı şekilde. Dolayısıyla buradan bir de sempati topluyor.

DW Türkçe: IŞİD’in geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Aygün: IŞİD çok hızlı hareket ediyor. Dolayısıyla çok hızlı hareket eden hata yapar. IŞİD bir yerde çok ciddi bir hata yapacak, diye düşünüyorum. Bu tamamen benim fikrim. Ama bu hatası neye mal olur? İnsanlık olarak biz mi zarar görürüz? Örgütün kendisi mi zarar görür? Ya da hem kendisi zarar görür hem de karşı tarafa insanlığa mı zarar verir? Bunu zaman gösterecek. Ama IŞİD şu anda büyüyor ve kimse bana kızmasın ama daha da büyüyecek, öyle görünüyor.

Bunyamin Aygun Fotojournalist in Aleppo Syrien

Aygün, 2012 yılında Halep kentinde çalışırken

DW Türkçe: Sizinle yapılan söyleşilerde hala psikolojik sıkıntılar yaşadığınızı okudum. Bunlar devam ediyor mu? Üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Aygün: Her gün, her an ölüme gittiğinizi düşündüğünüz için artık hayat bir hediye gibi geliyor. Doğduğumuzda henüz bunu anlayamıyoruz. 4-5 yaşımıza kadar bunu kavrayamıyoruz ve kavrayacağımız yaşa geldiğimizde de bu çok sıradanlaşıyor. Ama 40 yaşında böyle bir şeye maruz kaldığınızda her şeyi idrak edebildiğiniz bir yaşta yeniden dünyaya geliyorsunuz ve gördüğünüz her şey artık sizin için bir hediye oluyor. Yani mesela bir ırmak görüyorsunuz, belki siz baktığınızda etrafında hava kirliliği, çöp vardır, ama ben onları filtreliyorum. İkincisi su mevzusu. Su içemiyorum. Bilmiyorum neden ama içemiyorum. Eskiden çok çay tüketmezdim, artık çok sık çay ve kahve tüketiyorum, 30-50 bardak arasında. Nedenini bilmiyorum.

DW Türkçe: Bölgeye tekrar gider misiniz? Ya da gittiniz mi?

Aygün: Bölgeye gittim, ama IŞİD’in olduğu yerlerden uzak duruyorum, dururum da. Yani IŞİD’in olduğu yere gitmem.

DW Türkçe: Oraya giden gazeteciler hala var. Ne yapmaları gerekiyor bölgede haber yapmak için?

Aygün: Birincisi bence oraya gazetecilerin gitmesini istemiyorlar. Bunu da net bir şekilde söylüyorlar. Giderlerse de IŞİD’den uzak dursun, gazeteci olduğunu göstermesinler, benim yaptığım hatayı yapmasınlar. Benim gazeteci olduğum her halimden belliydi. Gazeteci yeleği, büyük fotoğraf makinesi vs. Gazeteci oldukları belli olmasın, büyük makineler yerine küçük kameralar tercih etsinler. Çok mecburlarsa tabii. Çünkü IŞİD çok kapalı kalmayı tercih ediyor, gazeteci almıyor, haber verecekse de farkındaysanız kendisi çekip servis ediyor ve profesyonel çekiyor artık. Bu kadar kapalı kalmayı tercih eden bir örgütün içine girmeye çalışmak intihardır. Bence meslektaşlarımızın buna çok dikkat etmesi gerekiyor.

DW Türkçe: Kitabınıza gelelim: Okuyucu kitabınızda ne bulacak?

Aygün: Okuyucu bilmediği, savaşın olduğu bir coğrafyada bir insan her an öldürmeye hazır bir örgütün elinde 40 gün nasıl yaşar? Ne düşünür? Bunları bulacak. Ben kitabın sadece Türkiye’de değil bütün dünyada okunması gerektiğine inanıyorum. Eminim ki örgüt böyle bir kitabın varlığını kabul etmeyecektir ve bu benim için bir risktir. Ama bu riski şunun için göze aldım: Bir kere ben gazeteciyim. Beni oraya götüren refleks gazetecilik refleksiydi. Gazetecilik evrensel bir meslek. Dolayısıyla burada dilini, dinini, ırkını düşünmeden bir kitap çıkarttım ve burada gazetecilerin, insanlığın az da olsa bu konuda bilgilenmesini istedim.

© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Hülya Schenk