Hişyar Özsoy: Adil bir referandum ortamı yok | TÜRKİYE | DW | 14.03.2017
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKİYE

Hişyar Özsoy: Adil bir referandum ortamı yok

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Hişyar Özsoy Türkiye’de referandum kampanyalarının adil bir ortamda yürütülmediğini söyledi. Özsoy, referandum süreci ve güncel gelişmelere ilişkin DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

Almanya Dışişleri Bakanı ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Sigmar Gabriel’in Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı davet ettiği Uluslararası İlerici İttifak Kongresi’ne Demirtaş’ın yerine katılan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Hişyar Özsoy, Berlin’de temaslarda bulundu. HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Özsoy DW Türkçe’nin Türkiye’deki referandum süreci ve güncel gelişmelere ilişkin sorularını yanıtladı.

HDP olarak ‘Hayır’ kampanyasına 2 Mart tarihinde start verdiniz. Eş genel başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın cezaevinde olduğu bir dönemde nasıl bir kampanya yürütmeyi hedefliyorsunuz?  

Hişyar Özsoy: Eş genel başkanlarımızın cezaevinde olması bizim için ciddi bir sıkıntı tabii ki. Bunun yanı sıra belediye başkanlarımız, yöneticilerimiz içerde, yaklaşık 3 bin üyemiz içerde. Bu anlamda ciddi sıkıntı içerisindeyiz. Biliyorsunuz medyaya da erişimimiz son derece sınırlı. Ama bütün bunlara yoğunlukla birebir çalışmalarla; mahallelerde, sokaklarda birebir çalışarak bir kampanya yürütüyoruz ve yürüteceğiz. Bir de tabii ki (oy) sandıklarını korumamız lazım. Çünkü sandık hileleri konusunda bayağı uzman olmuş bir yapıyla mücadele ediyoruz. Bu nedenle de sandık kurulları üzerinde yoğun bir çalışma yürütüyoruz.

HDP'nin bu kampanyadan önce düzenlediği "Halkla Hayırlı Buluşmalar" adı altındaki toplantılara siz de katılmıştınız. Bu toplantılarda Kürtlerin referandumdaki tercihlerine yönelik gözlemleriniz nasıldı?

Burada çok ilginç bir durum söz konusu, çünkü Türkiye’deki bir takım çevreler hâlâ ‘Kürtler bizi satacak mı,’ ‘kapalı kapılar ardında Erdoğan’a evet diyecekler mi’ diyor. Tırnak içinde söylüyorum, bu kötü bir tabir ama HDP eğer satacak olsaydı daha önce satardı. Satmadığı için bugün eş genel başkanları, vekilleri, belediye başkanları içerde. Üstelik bu referandumda sadece bir başkanlık sistemini onaylamıyoruz. Erdoğan 7 Haziran 2015’ten bu yana bize neredeyse kan kusturdu, kentleri yaktı, yıktı. Vekillerimizi, belediye başkanlarımızı cezaevine attı. Bütün bunların da referandumunu yapıyoruz. Özellikle Kürtler, Erdoğan’ın bu iki yıllık uygulamalarını onaylıyor mu, onaylamıyor mu, bunun da referandumu yapılıyor. Erdoğan, alması gereken yanıtı HDP’den ve HDP içindeki Kürtlerden de alacaktır.

HDP Türkiye'nin partisi olduğunu vurguluyordu, referandum sürecinde bu söylem ne kadar geçerli?

O konuda bizim stratejik anlamda bir değişikliğimiz söz konusu değil. İşin doğrusu HDP içinde de bazı tartışmalar yürüyor. Mesela ‘neden boykot etmiyorsunuz’ deniyor.  ‘Bu Türkiye’de yaşayan Türklerin siyasi sistemi, bununla bizim herhangi bir alakamız yok’ diyenler var. Özellikle de kentler yıkılıp, yağmalandıktan sonra, insanlar duygusal anlamda bir kopuş yaşıyorlar. Fakat biz eş başkanlarımız, vekillerimiz, belediye başkanlarımız da cezaevine gönderildiği zaman bile Meclis’ten ayrılmayı düşünmedik. Bizim düşüncemiz ve umudumuz, bir gün bu fırtına dinecek ve biz bu meseleleri oturup konuşarak çözebileceğiz.

Türkiye’de referandum kampanyaları nasıl bir ortamda yürütülüyor? Düzenlemek istediğiniz etkinliklerle ilgili sorunlar yaşanıyor mu?

OHAL’in olduğu, bütün mitinglerimizin yasaklandığı, eş başkanların, siyasetçilerin, gazetecilerin içeride olduğu ve gazetecilerin konuşmaya cesaret edemediği bir ortamda Türkiye’nin siyasal geleceğini tartışıyoruz. Absürt bir durum ama bir şekilde bu referandum yapılacak. Adil bir ortam yok, o Türkiye’ye çok yabancı bir kelime. Ama bütün bu adaletsizliklere rağmen, biz Erdoğan’ın durdurulabileceğine inanıyoruz. İnsanlar Erdoğan durdurulmaz diye düşünüyor ama biz daha önce iki kere durdurduk. 7 Haziran’da, sonra 1 Kasım’da istediği sandalye sayısına ulaşmadı… Şuna güvenmek lazım, ben toplumda bir sağduyu olduğunu düşünüyorum. Adil bir seçim ortamı olursa Erdoğan’ın yüzde 50’yi bulma şansı sıfırdır. 

HDP'nin Avrupa ve Almanya’da önemli bir seçmen kitlesi bulunuyor. Kasım 2015 seçimlerinde HDP’nin Almanya’daki oy oranı yaklaşık yüzde 16’ydı. Buradaki seçmene ulaşmak için nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

Buradaki arkadaşlarımız çalışıyorlar,  biz onlara HDP Dış İlişkiler olarak yardımcı oluyoruz… Çok fazla miting düzenleme gibi bir durumumuz yok. Türkiye'de de öyle. Fakat bazı geniş salon toplantıları yapıldı, Zürih’te yapıldı, Amsterdam’da yapıldı, başka yerlerde yapılıyor… Bizim burada politize olmuş bir kitlemiz var, şu ana kadar HDP’li olmayan ama bir şekilde ikna edilebilecek, Türkiye’nin geleceğinin tartışıldığı bir dönemde, daha sorumlu, daha akıllı ve daha mantıklı davranmaya insanları davet eden bir yöntemle çalışıyorlar.

Peki, sizin burada etkinlik yapmanıza seçim kanunu izin veriyor mu?

Biz burada HDP olarak çalışma yapmıyoruz. Bizim buradaki çalışmalarımızı Halkların Demokratik Kongresi (HDK) yürütüyor. HDP de, HDK’nin bir bileşeni. Burada kurulan ortak ‘Hayır’ platformu çok geniş kapsamlı, kendi çalışmalarını yürütüyorlar. HDP olarak katkı sunmaya çalışıyoruz ama işin doğrusu vekil gönderme durumumuz yok. Yoksa Erdoğan’ın anayasayı takmadığı bir durumda, bizim anayasayı takacak halimiz yok. Fakat çok yoğun bir çalışma programı Türkiye’de var, birçok vekilimiz cezaevinde, zaten vekillerimizin neredeyse yarısının yurt dışına çıkma yasağı var. Bu neden biz yoğunlukla Türkiye’de çalışıyoruz.

 HDP Politiker Hisyar Özsoy

Hişyar Özsoy

Türk hükümet üyelerinin Avrupa ülkelerinde katılacağı referandum etkinliklerinin iptal edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İptalin ötesinde ortada bir rezalet söz konusu. Anayasa diyor ki, yurt dışında seçim kampanyası, referandum kampanyası yapamazsın. Bunu yaparken, devlet kaynaklarını, elçilikleri kullanamazsın diyor. Ama çok aymaz bir şekilde devletin kaynakları kullanılıyor. Avrupa ülkeleri açısından ise bu durum iç politika malzemesi olarak kullanılıyor. Hollanda’da seçimlere iki gün kaldı. Almanya’da seçimler yaklaşıyor. Erdoğan işin doğrusu Avrupa’da sevilmeyen insan ve kimse onu istemiyor. Erdoğan’ı davet ettiğiniz zaman, oy kaybediyorsunuz. Böyle bir prestij kaybı söz konusu… Erdoğan ayrıca Avrupa karşıtlığı üreterek, yabancı düşmanlığını da bu referandumda bir taktik olarak kullanmak istiyor. Biraz bilinçli yaptılar, seçimden birkaç gün önce Hollanda’nın ayağına basmak, çok rastlantısal bir şey değil.

Türk hükümetinin Almanya, Hollanda gibi Avrupa ülkeleri ile ilişkileri krize sokan bir siyaset izlemesinin Türkiye açısından nasıl sonuçları olur?

Bu krizin ne kadar süreceğini, referandum sonrasında ne olacağını pek bilmiyoruz. Ama Türkiye’de bir başkanlık sistemi kurulursa, bunun ülkede çatışma ve kutuplaşmayı derinleştireceğini düşünüyoruz ve öyle bir durumda ekonomik anlamda ilişkiler mutlaka zedelenecektir. Zaten yabancı sermayenin Türkiye’den kısmen çıkışı söz konusu.  Avrupa’nın en büyük yayın kuruluşu Axel Springer Türkiye’den çekildi zaten. Tabii ki yatırım yapılacağı zaman riskler göz önünde bulundurulur. Toplumsal ve siyasal istikrarsızlık yüzünden Türkiye’nin kredi notları da düşmüş durumda. Olumsuz diplomatik ilişkilerin ekonomiye de yansımaları olacaktır elbette.

Almanya ve Avrupa'dan siyasetçiler Türkiye ziyaretlerinde HDP heyetleriyle de temaslarda bulunuyor. Hatta Başbakan Angela Merkel ile yapılan görüşmede siz de yer aldınız... Avrupalı siyasetçilerle - HDP arasındaki temaslarda neler konuşuluyor? Bu ziyaretler Avrupa ülkelerinin HDP'ye desteği olarak değerlendirilebilir mi? 

Bizim Avrupa’da birçok siyasi kesimle düzenli ilişkilerimiz var. Hükümetler nezdinde, parlamentolar nezdinde,  Avrupa Birliği, Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi gibi kurumlarla Türkiye’nin geleceği, Kürt meselesi, genel anlamda barış süreci hakkında, Suriye’deki durum hakkında, bizi ilgilendiren, Türkiye’yi ve Avrupa’yı ilgilendiren ortak konular hakkında hem fikirlerimizi paylaşıyoruz hem de açıkçası dönem dönem son derece sert eleştiriler de yapıyoruz. Daha önce Almanya’ya geldiğimizde Başbakan Merkel’in danışmanına, Türkiye’ye geldiğinde sadece Cumhurbaşkanı ve Başbakanı görüp gitmesinin doğru olmadığını dile getirdik ve muhalefetle görüşmesini önermiştik. Bunu herhalde Merkel’e aktarmışlar ki, Merkel bu sefer muhalefet liderleriyle de görüştü. Merkel’in bu görüşmesi bize destek olmasa da, ziyareti Erdoğan’a direkt destek olarak algılanmadı. Bayağı gerilimli bir ziyaret olmuştu. Biz neticede görüşlerimizi söylüyoruz ama devletler sonuçta kendi çıkarlarını önceleyerek bir takım kararlar alırlar. Çoğu için demokrasi ve insan hakları süslü kelimelerdir, pek bir şey ifade etmiyor. Ama biz Almanya’nın da Avrupa’nın çıkarına olan şeyin güçlü bir demokrasi, iç sorunlarını çözmüş; Kürtlerle, Alevilerle olan sorunları, ekonomik sıkıntıları, Suriye ile çatışmaları bir şekilde çözebilmiş bir ülkenin herkesin hayrına olduğunu söylüyoruz. Şunu samimiyetle söylüyorum, gelip demokrasi ve insan hakları için dilendiğimiz yok bizim.

© Deutsche Welle Türkçe

Jülide Danışman / Berlin

Önerdiğimiz linkler

Reklam