′Erdoğan Putin′e öfkeli′ | DÜNYA | DW | 09.10.2015
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

'Erdoğan Putin'e öfkeli'

Konstantin von Eggert Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkileri değerlendirdiği yorumunda, Suriye’deki gelişmeleri Putin’in bir satranç oyunu, Erdoğan’ın ise ülkesi için bir tehdit olarak gördüğünü belirtiyor.

Kremlin susarken, Türk politikacılar konuşuyor, özellikle de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Yaptıkları açıklamalar, Rus yönetimi için oldukça rahatsızlık verici. Putin ve Erdoğan, bundan kısa bir süre önce “Batının hegemonyasına” karşı adeta müttefikti, şimdi ise karşı karşıya geldiler.

Arap Baharı’nın solan çiçekleri

İki liderin bazı ortak özellikleri mevcut. Her ikisi de Batı’yı sevmiyor, muhalefeti küçümsüyorlar. Her ikisi de komplo teorilerine karşı değil. Kişisel iktidarları söz konusu olduğunda, sert önlemlere başvuruyorlar. Ve her ikisi de kendisini sokaktaki insanın isteklerini dile getiren kişiler olarak görüyor ve aydınlara güvenmiyorlar.

2011 yılına kadar Ankara ve Moskova arasındaki ilişkiler çok iyi bir gelişme göstermişti. Kremlin, ordunun siyasetteki rolü, NATO ile ilişkiler, AB üyeliği için gösterilen çaba gibi Türkiye'de siyasetin temeli sayılan konularda Erdoğan’ın izlediği politikayı takdir ediyordu. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler giderek artıyor, Türkiye’ye gelen Rus turistlerin ardı arkası kesilmiyordu. 2011 yılında iki ülke karşılıklı olarak vize kolaylığı sağladı.

Bundan birkaç ay sonra da ilk görüş ayrılıkları baş gösterdi. Nedeni ise Suriye ve “Arap Baharıydı.” O dönemde Başbakan olan Erdoğan, bu gelişmeleri Arap yönetimleri ve halkları arasında “ılımlı İslam” temelinde bir demokrasinin inşa edilmesinde Türkiye’nin öncü rol oynaması için bir fırsat olarak değerlendirdi. İstediği rolü üstlenebilmek umuduyla bölgede ziyaretlerde bulundu (ancak daha sonra bu umutların boşa çıktığı görüldü).

Erdoğan yıllar boyunca Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile dosttu. Erdoğan Suriye’de de mentor ve destekçi olmak istedi. Ancak Esad, reform yapmak yerine her türlü muhalif hareketi kana boğmak istediğini ortaya koyunca işler değişti. Türkiye’ye mülteci akını başladı, Türkiye üzerinden Suriye’ye her türlü İslamcı ulaştı. Türkiye, rejimin düşmanı oldu, diplomatik ilişkiler kesildi.

Rusya’nın oyunu, Türkiye’nin geleceği

Ankara’nın aksine Moskova, Arap dünyasında gerçekleşen devrimleri ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali ile başlayan “demokratikleştirme politikasının” ürünü olarak değerlendirdi. Moskova, Suriye’de huzursuzluğun başladığı ilk günlerden itibaren Beşar Esad’ı koşulsuz destekledi. Bu tutum, Putin’in 2012 yılının mayıs ayında Devlet Başkanlığı koltuğuna geri dönmesinden bu yana Ortadoğu politikasının temelini oluşturdu. Erdoğan hükümeti ile ilişkiler de gözle görülür şekilde zayıfladı.

Suriye’deki savaş, Putin’e ABD'yi adeta “uzaktan kumanda” ile aldatmak için bir imkân sunuyor. Türkiye için ise milyonlarda mülteci, teröristlerle mücadelede umudunu yitiren istihbarat servisler ve şiddetlenen Kürt sorunu anlamına geliyor. Suriye’deki ve Suriye’ye ilişkin gelişmeler, Türkiye’nin geleceği açısından bir tehdit oluşturuyor. Ancak Putin için bu gelişmeler şimdiye kadar jeopolitik bir satranç oyununda Washington’a yönelik hafif bir hamle olarak kaldı. Ve Türkiye, Kırım’ı işgali kınadığı, gaz boru hattının inşasında şiddetli pazarlıklar yaptığı için, Putin Türk mevkîdaşına karşı kendini sorumlu hissetmiyor.

Eğer Moskova, Esad’a kendi topraklarını oluşturması ve bunu korumasında (durum bunun olabileceğini gösteriyor) yardım etme hedefine sahipse, bu Rusya’nın bölgedeki askeri varlığının kalıcı ve önemli olacağı anlamına geliyor. Bu İran’ın rolünü güçlendireceği gibi Irak’ın Tahran’a zaten var olan bağımlılığını da artıracak. ABD’nin de Kürtleri müttefik olarak yanına çekmekten başka çaresi kalmayacak. Irak’ın batısında fiilen bağımsız bir devlet kuran Kürtler de, bu devleti Suriye’deki Kürt bölgelerini de içine alacak şekilde genişletebilirler. Ancak bu durumda Türkiye’deki Kürtler de geniş çaplı özerklik fikrini bir kenara koyup, tam bağımsızlık talebinde bulunmayı deneyebilirler.

Elbette Türkiye’nin başını ağrıtan sadece Rusya’nın izlediği politika değil, ancak bu politikanın Türkiye açısından yeni ve öngörülemeyen bir yönü bulunuyor.

Putin satranç oyuncusu, Erdoğan

Erdoğan’ın huzursuzluğu artıyor. Bundan kısa bir süre önce Rusya’yı artık Rus gazı almamakla tehdit etti. Ancak bu içi boş bir tehditti. Zira Türkiye’nin Rusya’dan ithal ettiği gazın yerini bir gün içinde doldurmak mümkün değil. Fakat Erdoğan, Türkiye’de kurulacak ilk nükleer santral olan “Rosatom”un Rusya ile imzalanan sözleşmesini iptal edebilir, çünkü proje daha başlangıç aşamasında.

İki ülke arasındaki anlaşmazlıklar giderek artacak mı? Aslında bu her iki tarafında da istemediği bir durum olur. Özellikle ortak ekonomik çıkarlar önem taşıyor. Bu anlaşmazlık sadece, eğer ABD ve NATO’daki müttefikleri Rusya’nın Esad’ın iktidarda kalma çabalarına karşı etkin bir tutum izlemeye karar verirse artabilir. Türkiye için şu sıralar NATO ile iyi ilişkiler büyük önem taşıyor. Irak’ın Kuveyt'i işgali ve birinci Körfez Savaşı’ndan beri yaşanan bu şiddetli güvenlik krizinde, Türkiye müttefiklerinin desteğini kaybetmek istemiyor.

Ancak Batılı müttefikler bölgede Rus silahlı kuvvetlerinin varlığını bir şekilde kabul ederse, Rusya ve Türkiye de aralarındaki anlaşmazlıkları önemli ölçüde aşabilirler. Fakat iki ülke arasındaki dostluğun eski tadı da kalmayacak.

Rus gazeteci Konstantin von Eggert DW için haftalık yorumlarda bulunuyor.

Reklam