Eberle: Türkiye’de gazeteciler mahkemelerin kurbanı | TÜRKİYE | DW | 01.03.2017
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKİYE

Eberle: Türkiye’de gazeteciler mahkemelerin kurbanı

Uluslararası Basın Enstitüsü Almanya Komitesi Başkanı Prof. Dr. Eberle Türkiye’de gazetecilerin Terörle Mücadele Kanunu ve terörist ile gazeteci arasında ayrım yapamayan mahkemelerin kurbanı olduğunu söyledi.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Almanya Komitesi Başkanı Prof. Dr. Carl-Eugen Eberle, Türkiye’de hâkimlerin, Türk siyasi liderliğinin emirleri doğrultusunda hareket ederek gazeteciler aleyhine kararlar aldığını, basın ve ifade özgürlüğünün güvence altında olmadığını söyledi.

Basın özgürlüğü konusunda kısa vadede olumlu bir değişim yaşanacağı konusunda umudu olmadığını aktaran Eberle, mahkemelerin terörist ile gazeteci arasında ayrım yapamadığını, gazetecilerin Terörle Mücadele Kanunu ile mahkemelerin kurbanı olduğunu kaydetti.

Darbe girişimi sonrası yaşanan süreçte en çok gazetecilerin mağdur olduğunu söyleyen Eberle, “Yasalar bu haldeyken, özgürce yazı yazılamazken, gazeteciler hapse girmekten korktukları için kafalarında makasla yaşarken, basın özgürlüğünün güvence altına alındığını söylemek mümkün değil” diye konuştu.

Prof. Carl - Eugen Eberle (Carmen Sauerbrei)

Prof. Carl - Eugen Eberle

Prof. Dr. Carl-Eugen Eberle'ya yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

DW: Sayın Eberle, Deniz Yücel“ Die Welt” gazetesinde yayımlanan haberlerinden ötürü “terör propagandası yapmak” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekle“ suçlanıyor. Bunun dayanakları ne?

Eberle: Evet, Türkiye’de gazetecilerin karşı karşıya olduğu sorun, çok net olmayan yasalardan, özellikle de Terörle Mücadele Kanunu’ndan kaynaklanıyor. Mahkemeler kanunu, terör saldırısı hakkında yazılan bir tarafsız haberi bile terör propagandası olarak değerlendirecek şekilde yorumluyor. Bu, hâkimlerin çoğu zaman bakanlık bürokrasisi tarafından işe alınması ve bu nedenden ötürü de gazeteci aleyhine hüküm açıklama eğiliminde olmalarından kaynaklanıyor. Yine çoğu zaman yukarıdan gelen emirleri uyguluyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları doğrultusunda hareket ediyorlar. Bu yolla yargı kararlarına etkide bulunuluyor.

DW: Türk Anayasası basın özgürlüğünü güvence altına alıyor, ‘basın özgürdür‘ deniliyor. Ama Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü gerçekten var mı?

Eberle: Benim görüşüm Türkiye’de mevcut yasal düzenlemeler ve bunun üzerine inşa edilen yargı kararları nedeniyle basın ve ifade özgürlüğü yok. Dahası Ceza Muhakemeleri Kanunu’na göre gazeteciler kendilerine hiç bir gerekçe sunulmaksızın gözaltına alınabiliyor. Hâkim kararı olmaksızın 14 gün gözaltında tutulabiliyor. Deniz Yücel durumunda da bu yaşandı. Onca gün sonra tutuklama kararı çıktı. Ayrıca tutukluluk kararı nedeniyle Yücel, iddianame hazırlanmaksızın, dava açılmaksızın, beş yıl tutuklu kalabilir.  Bu büyük bir sorun. Prensipte yargılamadan cezalandırıyor. 

DW: Demek ki Deniz Yücel durumundaki gazeteciler Terörle Mücadele Kanunu ve teröristlerle terör hakkında yazan gazetecileri ayırt edemeyen mahkemelerin kurbanı?

Eberle: Aynen öyle.

DW: Peki bu, eleştirel haber yapan meslektaşlarının hapsedildiğini gören gazeteciler için ne anlama geliyor?

Eberle: Yasalar bu haldeyken, özgürce yazı yazılamazken, gazeteciler hapse girmekten korktukları için kafalarında makasla yaşarken, basın özgürlüğünün güvence altına alındığını söylemek mümkün değil. Bu durum otosansüre yol açıyor. Herkes, ‘Ben eleştirel yazıp, hapse girmeyi göze alıyorum‘ diyecek kadar güçlü değil.

DW: Bir de Türkiye’deki basına bir göz atalım. Gazeteler, televizyon ve radyolar kime ait?

Eberle: Eskiden Türk basını çok çeşitliydi. Artık en yüksek tirajlı olanlar büyük şirketler gruplarının elinde. 1970’li yıllardan itibaren endüstri işletmeleri yazılı basına, 1990’lı yıllardan itibaren de radyo ve televizyon yayıncılık sektörüne girdi. Gazetelerin büyük şirketler gruplarına dâhil olmaları, basın dışında diğer sektörlerde angaje olunması, basın özgürlüğüne yönelik tehditleri de beraberinde getiriyor. Şirketler için,  devlet ihaleleri veya düzenleyici mevzuatlar söz konusu olduğunda, devlet kurumları ile iyi ilişkiler içinde bulunulması önem taşıyor. Bu da gayet tabii ki bu ilişkileri sekteye uğratabilecek türde hükümete yönelik eleştirel haberciliği güçleştiriyor.

DW: Bu durumlarda hükümet ile ilişkileri korumak adına eleştirel haber yazan gazeteciler işten mi çıkartılıyor?

Eberle:  Evet öyle oluyor. Bu işte o ünlü tepeden uygulanan o hafif baskı...

DW: Aslında Türkiye basın özgürlüğü ihlallerinden ötürü AİHM tarafından daha önce de ihlal kararlarıyla karşı karşıya kaldı. Demek ki bundan çıkartılması gereken sonuçlar çıkartılmadı...

Eberle: Hiçbir şey yapılmadı diyemeyiz. Ama yeterli adımlar atılmadı. Darbe girişiminden sonra durum sertleşti ve ağırlaştı. Bu durumdan en çok gazeteciler mağdur oldu.

DW: 2016 yılı basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye 151’inci sırada yer alıyor. Kısa vadede nasıl bir değişim bekliyorsunuz?

Uluslararası Basın Enstitüsü ile Türkiye’ye çok sayıda ziyaret gerçekleştirip yayıncılar, gazeteciler ve hükümet temsilcileriyle bir araya geldim. Umudum vardı. Ama son dönemlerde, hatta darbe girişimi öncesinde bile durum kötüleşti. Kısa vadede bir değişim yaşanacağı konusunda umudum yok.

© Deutsche Welle Türkçe

Stefan Dege

Önerdiğimiz linkler

Reklam