1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Boğaziçi öğrencileri ne istiyor?

3 Şubat 2021

Ülke çapında yankı bulan Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protestolar birinci ayını doldurdu. Peki protestocular ne istiyor? DW Türkçe, öğrenci ve akademisyenlere sordu.

https://p.dw.com/p/3oqKU
Fotoğraf: Ozan Kose/AFP/Getty Images

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri ve öğrencileri, Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak atanan Prof. Dr. Melih Bulu’yu protesto ettiği eylemlerine bir ayı aşkın süredir devam ediyor. Boğaziçi Üniversitesi bileşenleri, Bulu'nun istifa etmesi, protestolar sırasında tutuklanan, gözaltına alınan ve ev hapsinde tutulan arkadaşlarının derhal serbest bırakılması ve bütün üniversitelerde rektörlerin seçimle belirlenmesini talep ediyor. Öğrenciler ve akademisyenler, talepleri yerine getirilene dek eylemlerini sürdürmekte kararlı. DW Türkçe, Boğaziçi Üniversitesi'nde protesto eylemlerine katılanların taleplerini ve yaşanan tartışmaları sordu.

Bulu'nun istifası ve atama sisteminin kaldırılması

Melih Bulu, 2 Ocak 2021'de atandığı rektörlük görevini halen sürdürüyor. Ancak Boğaziçi Üniversitesi bileşenleri, üniversite dışından rektörlük makamına atanan Bulu'nun, hem merkezi yönetim tarafından atanmasını hem de üniversitenin kurumsal değerlerine uymadığını gerekçe göstererek istifa etmesini istiyor. DW Türkçe'ye konuşan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Can Candan, "Bu atamayla birlikte artık Boğaziçi, Boğaziçi olmaktan çıktı. Şu anda bizim geleneğimizde olan uygulamalar geçerli değil. Eski öğrencimiz paraşütle tepemize indi. İndiğinden beri de kafasına göre bizim geleneklerimize, kurallarımıza ve ilkelerimize hiç uymayan birtakım şeyler yapmaya çalışıyor. Bir aydır üniversiteye verilen zararın haddi hesabı yok. Burası bir kamu üniversitesi. Bir kamu üniversitesine bu şekilde göreve gelmek kabul edilebilir değil” değerlendirmesinde bulunuyor. Kampüste konuştuğumuz öğrenciler de görüşlerini dile getiriyor. Tarih bölümünde okuyan 20 yaşındaki Barış, "Rektörümüzün seçimle gelmesini talep ediyoruz. Çünkü akademinin özerk olması lazım, üniversitelerin idari kadrolarını kendi seçebilen bağımsız kurumlar olması lazım. Çünkü bağımsızlığın olmadığı yerde, yukarıdan bir elin dokunduğu yerde bilim yapılamaz" diyor.

Aslında Melih Bulu, Boğaziçi Üniversitesi'ne atama yoluyla gelen ilk rektör değil. 2016'daki darbe girişiminin ardından üniversitede ilk kez seçilmiş değil de atanmış bir rektör göreve geldi. O dönemki seçimlerde, Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu'nun oyların yüzde 86'sını almasına karşın, rektör atanan Prof. Dr. Mehmet Özkan, "kayyum rektör" eleştirilerinin hedefindeydi. Ancak DW Türkçe'ye konuşan akademisyenlere göre, Özkan'ın hem üniversite içinden olması ve hem de Barbarosoğlu döneminde rektör yardımcılığı görevi yapması sebebiyle ataması bu kadar ses getirmedi. DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Zeynep Gambetti, "Üniversitelerin kendi rektörlerini seçme hakkı 2016'da ellerinden alındı. OHAL'de çıkarılan yönetmelik yasalaştırıldı ve üniversiteye danışılmadan bir rektör atandı. Bu baştan gayrimeşru bir atamadır" görüşünü dile getirdi.

Boğaziçi protestolarına sert polis müdahalesine eleştiri

Öğrencilerin serbest bırakılması

Boğaziçi Üniversitesi protestocularının bir diğer talebi de eylemler sırasında gözaltına alınan, tutuklanan veya ev hapsinde tutulan arkadaşlarının derhal serbest bırakılması. 4 Ocak'ta başlayan Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinde şimdiye kadar yüzlerce kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında başta Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri olmak üzere İstanbul'daki üniversite öğrencileri ile farklı illerde destek eylemleri yapanlar da vardı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, katıldığı bir televizyon programında, söz konusu gözaltılarla ilgili "Boğaziçi Üniversitesi'nde gözaltına alınan öğrencilerinden 108'i, söz konusu üniversitenin öğrencisi değil. 79'u ise terör örgütü mensubu" açıklamasını yaptı. Bu açıklama başta muhalefet partileri olmak üzere çok kişi tarafından eleştirildi. Öte yandan gözaltına alınan öğrencilerin işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı da iddialar arasında. DW Türkçe’ye konuşan bazı öğrenciler maruz kaldıklarını beyan ettikleri kötü muameleyi aktardılar.

Güvenlik güçlerinin üniversitelerden çekilmesi

Boğaziçi Üniversitesi bileşenlerinin talebi güvenlik güçlerinin tümüyle üniversiteden çekilmesi. Öğrenciler ve akademisyenler, üniversitelerde polisin olmaması gerektiği görüşündeler. Boğaziçi Üniversitesi kampüsü önündeki protestolar sırasında yoğun polis varlığı dikkat çekmişti. Kampüs önünde, çevik kuvvetin yanı sıra terörle mücadele ekipleri ile keskin nişancıların da olması sosyal medyada çok konuşulmuş, kampüs içindeki rektörlük binası önünde öğrencilerin yaptığı eyleme polis müdahalesi de tepki çekmişti. Öğretim görevlisi Can Candan böyle bir uygulamanın üniversite tarihinde bir ilk olduğuna dikkat çekerek "Ben 14 senedir burada öğretim görevlisiyim. İlk defa yüzlerce silahlı polisin kampüs içine geldiğini ve öğrencilerimizi toparlayıp gözaltına alındığını şahit olduk" diyor.

LGBTİ+ tartışması

Üniversite bileşenlerinin rektör atamasına yönelik protestoları, kampüste düzenlenen bir sergi ile farklı bir boyut kazandı. Öğrencilerin düzenlediği sergide yer alan, Kâbe görseli üzerinde LGBTİ+ bayraklarının yerleştirildiği anonim bir kolaj çalışmasının yerde görüntülenmesi, hükümet yetkilileri tarafından tepki topladı. Ancak yetkililerin tepkilerini dile getirirken kullandıkları ifadeler, LGBTİ+'ları hedef alan bir söyleme doğru evrildi. Söz konusu eserle ilgili tartışmalar, okuldaki LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü’nün faaliyetlerine son verilmesine de neden oldu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da Twitter hesabından "Boğaziçi Üniversitesi'ndeki 'Rektörlük Ablukası' suçunu işleyenleri harekete geçiren şey, aşağıdaki karardır. Görüleceği üzere kutsal değerlerimizi ayaklar altına almaya çalışanlara karşı üniversite yönetimi meşru bir tasarrufta bulunmuştur. Olay bundan ibarettir" iddiasında bulundu. Altun'un Rektörlük binası Pazartesi akşamı düzenlenen eylemin atama ile ilgili olmadığı şeklindeki bu iması, daha sonra Boğaziçi öğrencileri ve akademisyenleri tarafından yalanlandı. Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tolga Sütlü ise yayınlanan belgedeki imza saatiyle öğrenci eyleminin saatini karşılaştırarak Altun'a tepki gösterdi.

Can Candan ise İçişleri Bakanı Soylu'nun attığı bir Tweet'te LGBTİ+'ları "sapkın" olarak nitelendirmesini de eleştiriyor: "Bu insanların aileleri, akrabaları, kardeşleri, hocaları, arkadaşları var. Ne hakla bizim öğrencilerimize böyle denebilir? Onun ötesinde Türkiye’nin her üniversitesinde LGBTİ+ bileşenleri var. Öğrenciler de var akademisyenler de var. Binlerce var. Her ülkede olduğu gibi bizim toplumda da var. Siz bütün bu insanlara ‘sapkın’ derseniz, onlara nefret söylemiyle hedefe koyarsanız korkunç bir şey yaparsınız. Bu insanların kılına zarar gelirse sorumlusu bunu yapanlardır.

Deniz Barış Narlı / Fatima Çelik

© Deutsche Welle Türkçe