Beyazperdenin yeni kadın kahramanları | GÜNDEM | DW | 20.10.2016
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

GÜNDEM

Beyazperdenin yeni kadın kahramanları

Filmlerde kadınlara biçilen roller kuşaktan kuşağa değişiklik gösteriyor. Sinema araştırmacısı Sibylle Stürmer beyazperdede kadınının rolüne ilişkin DW’nin sorularını yanıtladı.

Filmstill Bridget Jones' Baby (Universal Pictures)

"Bridget Jones"un başrolündeki Renee Zellweger

Deutsche Welle (DW): Sinemada kadınlara layık görülen belirli roller sadece topluma bir nevi ayna tutmuyor aynı zamanda da kadınları da etkiliyor. Sizce sinemadaki kadın kahramanlardan Bridget Jones'u canlandıran 47 yaşındaki Oscar ödüllü Renée Zellweger yeni bir kadın imajında etkili oldu mu?

Sibylle Stürmer: Bence Renée Zellweger çok popüler olan Bridget Jones filmleri ile yeni bir kadın imajı yarattı. Zira film geniş bir kitle tarafından izlendi. Bir çok kadın, kadın arkadaşlarıyla güzel bir akşam geçirmek, doyasıya gülmek için sinemaya gitti. Bu filmde kendi hayatlarında da karşılaştıkları durumlarla dalga geçildiğini gördüler. Bridget Jones, karmakarışık hayatında her şeyi yine iyi yapan mükemmel olmayan bir kadını canlandırıyor.

DW: Sizce her kuşağın kendine örnek aldığı kadın yıldızlar farklı mı?

Prof. Sibylle Stürmer Porträt Studiengangleiterin für Film und Fernsehen (Silvia Bins)

Sinema araştırmacısı Sibylle Stürmer

Sibylle Stürmer: Ben her kuşakta birçok rol model olduğuna inanıyorum. Başarılı, meslek sahibi kadın, cazibeli sevgili, gece gündüz aranabilecek şefkatli kız arkadaş, akşam birlikte dışarı çıkılabilecek eğlenceli kadın veya erişilemez güzellikteki kadın, filmlerde varolan kadın imajları arasında. Filmlerde gördüğümüz bu imajlar, hepimizi etkiliyor.

DW: Sizin belirttiğiniz bu rollerin yanı sıra yeni ortaya çıkan etkili kadın rolleri de var mı?

Sibylle Stürmer: Toplumsal cinsiyet son yüzyılda önemli ölçüde değişti. Bu özellikle kadınların hayatını etkiledi. Erkeklerin hayatında o kadar büyük bir değişiklik olmadı. Bu nedenle de 20, 40 veya 60 yıl önce imkânsız olduğu düşünülen rol ve davranışlar bugün mümkün görünüyor. Filmler bazen gerçek hayatta yaşanan dönüşümden daha önde gitti. Filmler, gerçeği yansıtmanın yanı sıra kadın izleyicilerin bilinçaltına hitap eden yeni roller ortaya koyuyor. Filmler aynı zamanda gerçeğin yeniden şekillendiği bir ütopya sunuyor.

Flash-Galerie Susan Sarandon 65. Geburtstag Thelma & Louise (picture alliance/United Archives/IFTN)

"Thelma ve Louise"in başrolündeki Susan Sarondon ve Geena Davis

Örneğin "Thelma ve Louise”in filmde kadın imajı açısından bir mihenk taşı olduğunu düşünüyorum. 1991 yapımı film paraya ihtiyacı olan iki kadının yaptığı banka soygununu anlatıyor. Bu filmde ilk kez iki kadının birlikte suç işlediği görülüyor. Bu filmin kadınların kendilerine örnek alabileceği bir yanı olduğuna inanıyorum: O sırada bir suç işlemeyi gerektirse de, kendi hayatını kendi eline alma.

DW: Hangi Alman filmleri kadının rol modelini etkiledi sizce?

Sibylle Stürmer: Bunlar arasında '68 hareketinden etkilenen "Rote Sonne”yi (Kızıl Güneş) sayabiliriz. Daha önce (Berlin'deki ünlü siyasi) komünlerden biri olan K1'in üyesi Uschi Obermaier bu filmde başrolü oynamıştı. Filmde, sürekli değişen sevgililerini kadın arkadaşlarıyla birlikte oturduğu eve getiren bir kadını oynuyordu. Bu evdeki kadınlar, kendileri ile cinsel ilişki yaşayan erkekleri bir hafta sonra öldürüyordu. Ve bu son derece doğal karşılanıyordu. Çok güzel olan, o dönemde Almanya'da herkesin kendini bakmaktan alamadığı Uschi Obermaier, filmde büyük bir doğallıkla erkekleri öldürüyordu. Böyle bir eylemi canlandırmak, çok küstahçaydı ama belirli bir değişim yarattı.

Deutschland Geschichte Film Filmszene Lola rennt (picture-alliance/dpa)

"Koş Lola Koş" başrolündeki Franka Potente

Tom Tykwer'in yönetmenliğini yaptığı "Lola rennt” (Koş Lola Koş) de çok güçlü bir kadın başrolde. (1998 yapımı) bu film, Alman sinemasını uluslararası düzeyde yeniden tanınmasına yol açtı. Zira bu dönemde Amerikalılar böyle bir hikâye anlatmıyordu. Bir kadını tek başına filmin başrolünde oynatmaya henüz cesaret edememişlerdi. Yaklaşık iki yıl önce Amerikalı sinema patronları başrolünde bir kadının oynadığı filmlerin ticari açıdan başarılı olabileceğini yeni fark ettiler. Başrolünde Jennifer Lawrence'ın oynadığı "The Hunger Games” (Açlık Oyunları) 2013 ve 2014'ün en başarılı filmleri arasında yer aldı. Jennifer Lee'in yönetmenliğini yaptığı animasyon "Frozen” (Karlar Ülkesi) ise 2013 en çok izlenen filmi oldu.

Prof. Sibylle Stürmer, Köln Macromedia Film ve Televizyon Yüksek Okulu Müdür Yardımcılığı görevini yürütüyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Sabine Peschel

 

Önerdiğimiz linkler