Beterin beteri | TÜRKİYE | DW | 22.02.2019
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKİYE

Beterin beteri

"Delil mi yok? Bir şeyler uydurulur. Hangi iddiayla tutuklandığın da önemli değil. Soruşturma oradan yürümezse sana illa ki başka bir suç bulunur." Banu Güven Cumhuriyet davası ve Kavala iddianamesini yorumladı.

Ümit ediyorsun, "Bunun daha beteri olmaz artık" diyorsun, yine oluyor. "Yeterince eziyet ettiler. Belki daha fazla çektirmezler insanlara" diye ümit ediyorsun, yetinmiyorlar, beterini yapıyorlar. Adaletsizlik ve gaddarlıkta dibe vurulduğunu düşünüyor, hatta ümit ediyorsun. Dibe vurmanın ötesi ancak iyileşme olabilir çünkü. Ama ertesi gün görüyorsun ki, düşüş bitmemiş, kuyunun dibi gelmemiş. Her gün kötülükte yeni bir eşik geçiliyor.

Hak, hukuk yok, had yok, hudut yok.

Kan davası güder gibi güdülen davalarda bir değil, bin değil, onbinlerce kişinin hayatları çalınmış durumda. Cumhuriyet Gazetesi davası bunlardan sadece biri. Siyasetin güdümünde sanık sandalyesine oturtulan eski Cumhuriyet Gazetesi çalışanları ve Cumhuriyet Vakfı üyelerine, delil olduğu iddia edilen abuk subuk sayıklamalara dayanarak verilen cezalar sırıtıyor. Öyle sırıtıyorlar ki, belki rezil olmamak için bu yolun bir yerinden dönülür diye bekliyorsun, ama nafile. Yüzlerce sayfalık istinaf dilekçesi üzerine verilen cevap kısa ve buz gibi. Cezalar onanıyor. Cezası 5 yıldan az olanların bu karar itiraz etme hakları bile yok. Haksız yere zaten tutuklanmış daha sonra özgürlüğüne kavuşmuş olanlara çaresiz cezaevi yolu görünüyor tekrar.

Zeichnung/Gerichtsbilder von Cumhuriyet Prozesss in der Türkei

Cumhuriyet gazetesine yönelik davadan

Bir de içeriye girip bir daha gün yüzü göremeyenler var. Karşılarında koca bir parmak "Bittiniz siz" diye sallanıyor, "Bir daha belinizi doğrultamayacaksınız" diyor. Osman Kavala vakasında olduğu gibi.

Sen misin varını yoğunu demokratikleşmeden yana koyan? Merkeziyetçi ve antidemokratik bir yönetim modeline karşı çıkan? Nefret söylemleriyle bölünmeye çalışılan memlekette birlikte yaşama imkanını ayakta tutmaya çalışan? Sen misin demokratik bir toplumun dinamolarından sivil toplum örgütlerine destek veren? Bu toplumun sorumluluk taşıyan bir bireyi olarak hukuksuzluklara karşı sesini yükselten? Hayatını iyi bir gelecek kurmaya adayan? O zaman kendini içeride bulursun. Kendini o "iyi gelecek" tanımının içinde görmeyenlerin gadrine uğrarsın.

Delil mi yok? Ne önemi var, bir şeyler uydurulur. Hangi iddiayla tutuklandığın da önemli değil. İddianame oradan ilerlemiyorsa, sana illa ki başka bir ağır suç bulunur ki, yakın gelecekte çıkamayasın. Bu uğurda Gülenci polis ve yargının açtığı soruşturma bile kullanılır.

Banu Güven

Banu Güven

Tutukluluğun hukuka aykırı olabilir. Olsun. Tutukluluğuna yapılan itiraz da, tahliye talepleri de olmayan delilleri karartma şüphesiyle reddedilir. Anayasa Mahkemesi'ne başvurursun, bir türlü sıra gelmez dosyana. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) gidersin, orada "Haklarım ihlal ediliyor" dersin. Bir yılı aşkın süredir tutuklusundur, Cumhurbaşkanı bile seni mahkum etmiştir sözleriyle, ama senin suçlu olduğunu savunan hükümetin AİHM'ye verecek bir satır savunması yoktur. İddianameyi ancak tanınan ek süre bitmeden hemen önce mahkemeye sunar. Bir bakmışsınız 6 yıl önce, bizzat iktidarın yaptığı hatalar üzerine kendiliğinden başlayan ve dalga dalga yayılan bir isyanın organizatörü ve finansörü olmakla suçlanmışsınız. Hakkınızda ağırlaştırılmış müebbet istenmekte. Avukatlarınız da 657 sayfalık iddianamenin içeriğinden, aynı soruşturma sırasında olduğu gibi, medya aracılığıyla haberdar olur.

Uzun tutukluluğunuz, atılı suçun ve istenen cezanın ağırlığı nedeniyle Türkiye'ye uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini hatırlatacak olanlara karşı uzun bir şikayetçi listesi de hazırlanmıştır. Bu liste 746 kişiden oluşmaktadır. Başını dönemin başbakanının, yani Cumhurbaşkanı'nın ve eski bakanlar kurulunun çektiği bu listede muhtemelen belediyeler ve bazı kamu görevlileri de bulunmaktadır.

Böyle bir senaryo oluşturmak için örgüt de gerekmektedir tabii. O yüzden durup durup birden, AİHM Kavala'nın haksız tutukluluk başvurusuyla ilgili savunma istediğinde başkalarının da peşine düşülmüştür. İddianame, Kavala'nın ta 2011'den başlayarak Gezi'yi örgütlediği ve diğer 15 kişiyi de yönlendirdiği gibi akıllara ziyan bir iddia üzerine kurulmuştur.

O esnada Osman Kavala'nın tutukluluğunun hak ihlali olduğuna ilişkin başvurusu hala Anayasa Mahkemesi'nde (AYM) beklemektedir. "Ah" dersiniz, "Acaba AYM tutukluluğun ihlal olduğuna karar verip de serbest bırakılmasını sağlar mı?" İyimser bir hayal kurmaya çalışırsınız, ama o zaman da tahliye edilen onlarca kişinin özgürlüğe adımlarını atamadan yine tutuklandığını hatırlarsınız. Hem tutuksuz yargılanmak ya da tahliye edilmiş olmak, Cumhuriyet Davası'nda görüldüğü gibi, cezaeviyle vedalaşıldığı anlamına gelmemektedir bu ülkede. "Bir giren bir daha çıkamaz" gibi bir kural işletilmek istenmektedir. AİHM kararı bile, Selahattin Demirtaş örneğinde görüldüğü gibi rahatlıkla baypas edilebilmektedir. Yargı performansının zirvelerini zorlamaktadır.

Her gün bir kişinin hikayesini anlatsak böyle, onlarca yıl sürer. Umalım ki, adalet için verilen emekler karşılığını bulur da, bu haksızlıklar o kadar sürmez.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe

Reklam