Ayşe’nin vicdanı | TÜRKİYE | DW | 20.04.2019
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

Ayşe’nin vicdanı

“Ana babaların evlatları için adalet arayışları, birbirinden ayrı gayrı gibi görünse de, büyüyor, kollektifleşiyor ve ortak bir vicdan doğuyor. Ayşe’nin vicdanından bu yüzden korkuluyor”. Banu Güven DW Türkçe’de yazdı.

default

Ayşe Çelik, 20 Nisan 2018'de 6 aylık kızı ile Diyarbakır E Tipi Cezaevi'ne girmiş ve 4 Mayıs'ta tahliye edilmişti. (Foto: Arşiv)

Twitter'da sizin anasayfanızda nasıl paylaşımlar var bilmiyorum, ama benimki zamansızca ellerinden alınmış, hayattan koparılmış evlatlarının izini süren, onlar için adalet arayan anneler ve babalarla dolu. Birbirlerini tanımıyorlar, bambaşka yerlerde yaşıyorlar ve ideolojik olarak da apayrı duruyorlar belki, ama dertleri aynı:

YAŞAM HAKKI VE ADALET!

Giresun Eynesil'de 11 yaşında hayattan koparılan Rabia Naz’ın babası Şaban Vatan her gün isyan ediyor. Kızının ölümünden sorumlu olanların korunduğunu söylüyor. Her gün kızının intihar etmediğini delillerle ortaya koyuyor. Onu hastaneye kapatarak susturmak istiyorlar.

Çorlu’da göz göre göre gelen tren kazasında evlatlarını kaybeden ana babaların içi yangın yeri. Kayıtsızlığa, umarsızlığa her gün isyan ediyorlar. Artık hafta içi her gün 10.00 - 12.00 arasında Çorlu Adliyesi önünde adalet nöbetinde olacaklar.

Kazada 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel’i kaybeden Mısra Öz Sel, onsuz geçen ilk doğumgününde diyor ki:

 

“Büyüdüm anneciğim.

Sen gittin ve ben büyüdüm.

Şimdi ömrümden giden her yaş sana attığım bir adım demek.

Şimdi geride bıraktığım her yıl sana doğacağım güne yaklaşmak demek.

Hayatımdaki tüm yaşların mumlarını üfledim ve bitti seninle.

Tek bir mum kaldı. 

Son mum.

Sana kavuşacağım gün üfleyeceğim.

Işığı burada sönecek ve ellerimiz kavuşacak.

İşte o gün doğum günüm olacak.

Bugün sana bir adım daha yaklaştım…”

 

Aynı kazada can veren 14 yaşındaki Bihter Bilgin, 16 yaşındaki Sena Köse, 13 yaşındaki Gülce Dikmen ve 23 yaşındaki ablası Özge Nur, 9 yaşındaki Oğuz Arda Sel, 7 yaşındaki Mavinur Tiflizden, 5 yaşındaki Ömer Can, 6 aylık Beren Kurtuluş’un anne babalarının da hislerine tercüman bu satırlar. Ama sadece onların hissiyatını anlatmıyor. Evladına duydukları özlemle ve adalet arayışıyla hayatlarını geçirmek zorunda kalan her anne babanın içindeki yangını anlatıyor.

Banu Güven

Banu Güven

Memleketin her yanında böyle yanan yanana. Hepsinin sesleri birbirine ekleniyor, büyüyor, yankılanıyor. Sahibinin sesi olmaktan başka derdi olmayan kanalları izleyenler onların seslerini duymuyor. Yayın yasağı bile geliyor icabında.

Sessizlik duvarını aşmak

Bazıları bu sessizlik duvarını aşmanın yolunu buluyor ama. 8 Ocak 2016’da hendek çatışmaları ve sokağa çıkma yasakları sürerken peşpeşe gelen çocuk ölümleri üzerine sadece vicdanının sesine kulak vererek Beyaz Show’a bağlanan Ayşe Öğretmen gibi. Ayşe Çelik, “Burada yaşananlar ekranlarda, medyada size çok farklı aktarılıyor. Ülkenin doğusunda ve güneydoğusunda neler olup bittiğinin farkında mısınız? Sanatçı olarak, insan olarak, siz de yaşananlara sessiz kalmamalısınız. Çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” dediği için bugün cezaevinde. Üzeri örtülmek istenen, toplumun bilmesi istenmeyen bazı gerçekleri Türkiye’nin en çok izlenen eğlence programlarından birinin ortasına bıraktığı için terör propagandasıyla suçlanıyor. Cezası kesinleştikten sonra dünyaya getirdiği bebeği Deran’ı dışarıda bırakıp girdiği cezaevinden Eylül ayında çıkacak. Dosyası uzun süredir Anayasa Mahkemesi’nin önünde ama nedense bir türlü kapağı kaldırılmıyor.

Bir suçun üzerini örtmek için Rabia Naz’ın babasını susturmaya çalışanlarla, “Burada çocuklar ölüyor. Sessiz kalmayın” diyen Ayşe Çelik’i cezaevine kapatanlar sırtlarını aynı yere, güçlüyü koruyan adaletsizliğe dayıyorlar. Sınırdan geçmeye çalışırken üzerlerine bomba yağdırılan çocukları için adalet ararken “takipsizlik kararıyla” karşılaşan Roboskili ana babalarla, Çorlu’da altı boşalan raylardan fırlayıp can veren evlatları için mücadele eden ana babalar da adaletsizlikte buluşuyor. Evet, hikayeleri farklı, kimliklerinden dolayı gördükleri muamele farklı, ama sonuç aynı. 1980 darbesinden sonra gözaltında kaybedilen oğlu Hayrettin Eren’in katillerini aramakla bir ömür geçiren Elmas Anne ile 9 yaşındaki oğlunun ölümünden sorumlu olanları adalet önüne çıkarmaya bugünden hayatını adayan Mısra Sel artık birbirinden uzakta kadınlar değil. Berkin’in, Ali İsmail’in annesinin yüreği sızladığında, başka anneler de o sızıyı duyuyor. Gebze'de annelerin sırtına inen coplar başkaları tarafından da hissediliyor. Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Ana babaların evlatları için adalet arayışları, birbirinden ayrı gayrı gibi görünse de, büyüyor, kollektifleşiyor ve kaçınılmaz şekilde ortak bir vicdan doğuyor.

Ayşe’nin vicdanından bu yüzden korkuluyor.

 

Banu Güven

©Deutsche Welle Türkçe

 

 

Önerdiğimiz linkler

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız