Ankara Suriye’de yeni bir sayfa açıyor | TÜRKİYE | DW | 06.01.2017
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKİYE

Ankara Suriye’de yeni bir sayfa açıyor

Suriye’de siyasi çözüm için geliştirilen Astana sürecine doğru geri sayım sürerken, Türkiye Suriye politikasında değişim işaretleri veriyor. Türkiye'nin Suriye ile ilgili hedefleri ne, Astana süreci ne anlama geliyor?

İran ve Rusya ile Suriye’de ateşkes müzakerelerinin başlatılması konusunda anlaşmaya varan Ankara, Suriye politikasında yeni bir sayfa açıyor. Esad rejiminin barışa giden yolda temel aktörlerden biri olduğunu kabul eden Ankara, Suriye’de 6. yılına giren iç savaşın ancak masa başında çözümleneceğine inanıyor. “Bu inançla İran ve Rusya’yla görüşmeleri başlattık” diyen bir Türk Dışişleri yetkilisi 20 Aralık’ta Moskova’da yapılan İran-Rusya ve Türkiye buluşmasının kritik önemine dikkat çekiyor.  Yetkili “Buluşma kritikti. Anlaşamasak Suriye’de barış umudunu kaybedecektik” diyor. Öyle ki, 20 Aralık’taki Moskova buluşmasının hemen ardından Rusya ve Türkiye’nin garantörlüğünde Suriye’de ateşkes sürecinin önü açılmış oldu. Şam rejimi müzakere heyetini 15 Ocak’ta, muhalifler de kendi müzakere ekibini 16 Ocak'ta ilan edecek. Rejim ve muhalefet temsilcileri 23 Ocak'ta Astana'da Türkiye, İran ve Rusya’nın garantörlüğünde barış müzakerelerine başlayacaklar.

Ankara-İran gerginliği

Ankara, 23 Ocak öncesi Rusya ve İran’la yoğun bir diplomasi içinde olacak. En büyük tedirginlik, 30 Aralık itibariyle Suriye’de başladığı duyurulan ateşkesin ihlal edilme ihtimali. Nitekim ateşkes duyurusunun hemen ardından başlayan ihlaller Ankara’nın tedirginliğini büyük bir endişeye dönüştürmüş durumda. İhlallerin daha çok Hizbullah, Şii guruplar ve rejim güçlerince uygulandığını düşünen Ankara, bunu açıkça dile getirmekten çekinmedi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İran’a “Şii milisler ve rejim üzerinde daha etkili olun” çağrısı yaparken, İran’ın ateşkesin silahlı muhalif gruplar tarafından ihlal edildiğini söylemesi, sürecin başarısında Ankara-Tahran diyaloğunun kritik önemine işaret ediyor. DW Türkçe’ye konuşan Türk Dışişleri yetkilileri “Tahran’a gerekli uyarılar, samimi ve yumuşak bir dille yapılıyor. Bu süreçte gerilim olmaması için maksimum çaba içindeyiz. Tahran’a açık çağrılarda bulunmayı sürdüreceğiz. Barış olmazsa hepimiz kaybederiz” mesajına vurgu yapıyor.

Ankara, barış müzakerelerinin IŞİD’le mücadeleyi de güçlendireceği inancında. Suriye içinde yürütülen Fırat Kalkanı operasyonunun başarısı da, barış müzakerelerinin olumlu sonuçlanmasına bağlı görünüyor. Dışişleri yetkilileri, bu noktada Trump başkanlığındaki Amerika ile kurulacak işbirliğinin de kritik önemde olduğuna işaret ederken, “Yeni ve zorlu bir döneme girdik. Suriye politikasında bugüne kadar yaptığımız, yapamadığımız ne varsa hepsini güncellemekten kaçınmıyoruz” diyor.

Türkei Weltenergiekongress 2016 in Istanbul - Putin und Erdogan

Rusya lideri Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Ankara'nın kriterleri

Ankara’nın yürüttüğü çok yönlü diplomasinin içinde “Suriye’nin toprak bütünlüğü korunsun, etnik-mezhebi açıdan herkesi kapsayan bir yönetim işbaşına gelsin, barış kalıcı olsun” kriterleri öne çıkıyor. Peki, bunlar gerçekleşebilir mi? Ankara, sahada kimlerden yana hareket ediyor? Ortadoğu ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Suriye uzmanı Oytun Orhan DW'ye verdiği demeçte, Ankara’nın yeni Suriye politikasını “Türkiye, rejimin bir aktör olduğunu, iç savaşın da masa başında çözülebileceğini kabul etti” diye özetliyor. Ankara’nın Suriye’de temel önceliği terörle mücadeleye verdiğini kaydeden Orhan, Fırat Kalkanı operasyonunun başarısı için Türkiye'nin daha fazla Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) askerine ihtiyacı olduğuna da dikkat çekiyor ve ekliyor: "Ama bu noktada muhaliflere de bir şey sunması gerekiyor. Onları da siyasi açılıma, çözüme bu yüzden dahil etmeyi çok istiyor. Fırat Kalkanı’nın kontrolüne giren alan genişledikçe Türkiye ve ÖSO’nun da savaşçı ihtiyacı artıyor. Halep sonrasında Kuzey Suriye’deki muhalif bölgelerinde ikili bir yapı görülebilir: Şam’ın Fethi (Fetih El Şam ) liderliğinde İdlib’de üslenmiş radikal gruplar ile Azaz-Cerablus hattı arasındaki bölgede Fırat Kalkanı operasyonuna katılan ÖSO bileşenleri.”

Ilımlılarla radikaller ayrıştırılacak

Orhan, Ankara-İran ve Rusya arasındaki anlaşmanın bu noktada öneminin daha iyi ortaya çıktığını söylüyor. Öyle ki anlaşmada IŞİD ve El-Nusra ile ortak mücadele ile silahlı muhalif grupların bu örgütlerden ayrıştırılması kararı yer almıştı. Orhan, “İdlib’de yönetim muhalif gruplarla birlikte Şam’ın Fethi Cephesi’nin elinde. Türkiye destekli ÖSO bileşenleri rejimle mücadele için bu grupla ortaklık yaptı. Bundan sonraki süreçte Şam’ın Fethi Cephesi ile diğer muhalif gruplar arasında nasıl ayrım sağlanacağı önem kazanıyor. Türkiye, ÖSO unsurlarını yani ılımlı muhalefeti Fırat Kalkanı’na çekebilir” diyor. Orhan, Ankara’nın önümüzdeki süreçte ılımlı muhalefeti, radikallerden ayrıştırmaya çalışmasının kaçınılmaz olduğuna vurgu yapıyor.

ABD ve YPG'ye karşı cephe

Orhan’a göre Türkiye-İran-Rusya arasındaki anlaşmada yer alan “Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması” vurgusu da önümüzdeki sürece damgasını vuracak. Çünkü Suriye'nin kuzeyinde YPG kontrolünde bir federal bölgeye izin verilmeyeceğine işaret eden bu anlaşma, ABD’nin YPG politikasına karşı da yeni bir cephenin açıldığı anlamına geliyor. O cephede İran, Türkiye ve Rusya var. Orhan “Trump’ın izleyeceği politika bu yüzden çok kritik olacak. Trump yönetiminin IŞİD’le mücadeleye odaklanacağına dair işaretler Türkiye’nin elini güçlendirecek olsa da, YPG’ye sıcak Amerikan yaklaşımı Ankara’nın elini zorlayabilir” diyor.

"Onurlu geri çekilme politikası"

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Hüseyin Bağcı da Astana süreciyle birlikte Türkiye’nin Suriye politikasında yeni bir dönemin başladığını belirterek, “Türkiye, Esad’ın gitmesi üzerine kurduğu Suriye politikasını değiştirmiş ve Suriye’den onurlu bir geri çekilme politikasını devreye sokmuştur” diyor. Türkiye’nin ‘böylesi bir esneklik politikası göstermesinin’ ve Suriye’deki sürece başlamasının bölge barışı için ‘çok önemli’ olduğunu vurgulayan Bağcı, “Barış sürecinde Rusya’nın asıl politika belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin Esad rejimiyle masaya oturmayı kabul etmesi, - doğrudan Esad olmayabilir ama sonuçta onun desteklediği gruplarla masaya oturulacak -  bölgede büyük değişimleri beraberinde getirecektir” yorumunu yapıyor. Bağcı’ya göre barış masasında halen sıkıntılar var. Öyle ki, “Mısır’sız çözüm olmaz” diyen Bağcı, müzakere sürecine Türkiye’nin isteğiyle Katar ve Suudi Arabistan’ın da dahil edilmesinin başarısızlık yaratabileceğini öngörüyor.

Suriye ve Rusya’yla mantıklı ilişki çerçevesinde Türkiye’nin bölgede barışı yakalayabileceğini anladığını anlatan Bağcı, sürecin başarısı için İran’la yoğun diyaloğun hiç kesilmemesi ve ÖSO başta olmak üzere bölgedeki tüm gruplara ‘ateşkes’ çağrısının yinelenmesinin önemine dikkat çekiyor.

 © Deutsche Welle Türkçe

Hilal Köylü / Ankara

Reklam