Almanya’nın salgınla mücadelesinde kurgular ve gerçekler | YAŞAM | DW | 08.04.2020
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

YAŞAM

Almanya’nın salgınla mücadelesinde kurgular ve gerçekler

Almanya’da COVID-19’a bağlı ölüm oranlarının düşük olması özellikle uluslararası medyanın ilgisini çekiyor. Ancak bu yoğun gündemde birçok haber metninde olduğu gibi bazı şeyler çevrilirken yanlış aktarılabiliyor.

Almanya'da 7 Nisan itibariyle 105 bin koronavirüs vakası tespit edildi. ABD'li ve Alman yetkililerin verilerine göre ülkede ölüm oranı yüzde 1,5 seviyesinde. Bu oran, ölüm oranının yüzde 12 olduğu İtalya ve yüzde 9,5 olduğu İspanya gibi AB ülkelerine kıyasla oldukça düşük.

Özellikle uluslararası medyada bu konuya oldukça ilgi gösterildi ve ABD'de New York Times ve Washington Post, Britanya'da the Guardian gibi gazeteler ile çok sayıda kamu yayıncılığı kuruluşu, Almanya’nın krizi yönetmesiyle ilgili toz pembe bir tablo ortaya çıkardı.

DW de Almanya’nın krize verdiği yanıta yönelik anlatılanları analiz edip bunların ne kadar gerçeği yansıttığına baktı.

İddia: Almanya dünyada kişi başına düşen en fazla testi yapan ülkelerden biri. Hafif ya da semptomu olmayan kişiler de test ediliyor.

Almanya’da Sağlık Bakanlığı, 82 milyonluk nüfusu olan ülkede haftada 300 bin kişiyi test ettiklerini söyledi. Bu sayı, Avrupa'da pandeminin merkezi olarak kabul edilen İtalya’dan daha fazla. Ciddi bir çaba olsa da her Alman vatandaşının bir kere test olacağını düşünürsek tüm nüfusun test edilmesi yaklaşık 3 yılı bulur.

Dünyada testleri kişi sayısına göre karşılaştırmak oldukça zor. Bazı ülkelerde, örneğin ABD’de yapılan testlerin kaydedildiği merkezi bir kurum yok. Bunun yanı sıra daha karmaşık meseleler de var. Örneğin ülkelerden toplanan verilerde çelişen test sayılarının olması, ölçümlemede farklı zaman aralıklarının kullanılması, raporlamadaki gecikmeler vb. Bu faktörler göz önüne alındığında hangi ülkenin kişi başına düşen en fazla testi yaptığını kesin bir şekilde söylemek zorlaştırıyor.

Dahası, Almanya’nın hastalık önleme merkezi olan Robert Koch Enstitüsü, çok fazla sayıda semptom göstermeyen kişinin test edildiğini belirterek Almanya’nın test metodunu eleştirmişti. Enstitü, bu gidişle Almanya’nın testlerinin tükenebileceği vurgusunu yapıyor. Bu sebeple semptom göstermeyen bireyler şu anda test için önerilmiyor.

İddia: Almanya hastalığı yenenlere bağışıklık sertifikaları verip serbest dolaşımını sağlamayı düşünüyor.

Bu söylentinin kaynağı Alman Der Spiegel dergisine söyleşi veren bir bilim insanının sözleri. DW de bunu daha önce haberleştirmişti. Bu bir öneri ve bir bilim insanı potansiyel bir araştırma projesi ile bağlantı olarak önerisini dile getirmişti. Bunun ardından Britanya’nın Telegraph gazetesi ile ABD’deki Business Insider haberinde bundan hükümet politikası olarak bahsetti.

Almanya'daki virologlar şu anda iyileşen hastaların virüse karşı bağışıklık kazanıp kazanmadığı üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Ancak bilim dünyasında iyileşen hastalardaki bağışıklığın uzunluğunu ve güçlülüğünü ölçmenin mümkün olmadığı üzerine bir fikir birliği var. Sürenin birkaç haftadan bir yıla kadar değişebileceği tahmin ediliyor. Mevcut koşullarda, bahsi geçen sertifikalar virüsün yayılımının engellenmesi için bir yöntem olarak Alman hükümeti tarafından ciddi bir şekilde değerlendirilmiyor.

İddia: Almanya’da ölüm oranının çok düşük olmasının altındaiyi geliştirilmiş bir planlama ve harika bir sağlık sisteminin olması var.

Almanya’nın şu anda bu krizi atlatmaya yarayacak harika bir kamu sağlık sistemi yok. Birçok ülkede olduğu gibi, sağlık çalışanları oldukça fazla çalışıyor ve koruyucu ekipmanların bitmesi riski de söz konusu. Almanya'da yeterli sayıda hastane olsa da bunların bir kısmında yeteri sağlık personeli yok ve tıp fakültesi öğrencileri yoğun servislerde personele yardım ediyor.

Ülkedeki yoğun bakım ünitelerindeki yatak sayısı sık sık Almanya’nın krizi kontrol altına almaya ne kadar hazır olduğuna bir kanıt olarak gösterildi. Ancak, Alman yetkililer tamamen farklı bir tablo ortaya koyuyor. Alman Hastaneler Birliği şu anda ülkede 40 bin yatağın olduğunu belirtiyor. Bu da her 100 bin kişi için 40 yatak demek. Yoğun bakımlardaki kayıtlı yatak sayısı ise 24 bin. Bu da her 100 bin kişi için 29 yatak anlamına geliyor.

Gelişmiş planlama meselesine gelince, Almanya'da tecrit ve sosyal mesafelenme düzenlemeleri, benzer uygulamalara giden diğer AB ülkeleri Fransa, Avusturya ve İspanya’dan bir hafta sonra yürürlüğe kondu. Mart başında İtalya’da yaşananlara rağmen, Almanya komşularına oranla çok daha yavaş davrandı.

Ancak Almanya'da görülen düşük ölüm oranının altında yatan birçok faktör var. Buna ülkedeki federal hükümet sistemi de dahil. Yani ülkede merkezden bir sağlık bakanlığının krizi yönetmesi yerine ülke genelindeki 16 eyalette pandemi krizi yönetiliyor. 

İddia: ABD hükümeti Almanya’nın aşısını çalmaya çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump’ın Tübingen merkezli biyofarmakoloji firması CureVac’i elde etmeye çalıştığını iddia eden haber, Almanya'nın Welt am Sonntag gazetesinde yayınlandıktan sonra dünyanın dört bir yanında yankı buldu.

Washington yönetiminin azımsanmayacak bir finansal kaynak önerisiyle firmadan "sadece ABD için" bir aşı geliştirmelerini istediği, ismini vermek istemeyen bir kaynağa dayandırılarak gazete tarafından aktarıldı.

Bu sözler daha sonra başka dillere çevrilip Britanya'daki Guardian gazetesi dahil olmak üzere birçok haber yayın organında kendine yer buldu. Ancak tarihten beri, iddialar Almanya’daki ABD Büyükelçisi Richard Grenell, Alman Sağlık Bakanı Jens Spahn ve CureVac’ın kendisi tarafından yalanlandı. Öte yandan Almanya da COVID-19’a karşı aşıya odaklanan ülkelerden yalnızca biri olduğu gibi, CureVac da Almanya’da aşı geliştirmeye çalışan onlarca firmadan yalnızca biri.

İddia: Almanyada ölüm oranları düşük, çünkü Almanlar kurallara sosyal mesafelenme ile ilgili kurallara sıkı sıkıya bağlı kalıyorlar

Sosyal medyada çok sık dile getirilen bu iddianın temelini kanıtlar değil, Almanların karakterine yönelik basmakalıp önyargılara dayanan yanlış inanışlar oluşturuyor. Bununla ilgili ciddi bir istatiksel çalışma olmasa da örneklere üzerinden verilebilecek bazı kanıtlar var ve bunun tam aksini gösteriyor.

Almanya’da Başbakan Angela Merkel’in 18 Mart’ta vatandaşlara "evde kalın" çağrısı yapmasının ardından binlerce sosyal medya kullanıcısı dışarıda güzel bir havanın olduğuna yönelik paylaşımlar yaptı ve kafeler, dondurma satıcıları bir süre açık kaldı. Kamusal hayatta tuvalet kâğıdı eksikliğinden başka değişen pek de bir şey olmadı.

Hatta restoranların ve bazı dükkanların kapanmasının, ikiden fazla kişinin buluşmasının önüne geçmek için cezalar uygulanacağının açıklanmasının ardından bile kurallara riayet edilmedi. Berlin polisi, kurallara uymayanları kişileri sürekli bildiren endişeli vatandaşlara acil durum hattını sürekli meşgul etmemeleri uyarısında bulundu. Berlin’deki bazı gece kulüpleri de gizli kapaklı bir şekilde partiler vermeye devam ediyor. İnsanlar normalde parklarda oturmamalı ve bu sebeple ceza ödememeliler ancak Berlin'deki parklar geçen hafta sonu oldukça doluydu. 

Elizabeth Schumacher

©Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız