1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

Almanya’da ilk ayrımcılık davası

Başak Özay / DW9 Şubat 2008

Bir sigorta şirketinde çalıştığı sırada hamile kalan ve bunu işyerine bildiren Şule Eisele, bugün Almanya’da Genel Eşitlik Yasası’na dayandırılarak açılan ilk davanın tarafı konumunda. DW’dan Başak Özay’ın haberi.

https://p.dw.com/p/D4wu
Davanın Alman hukuku açısından emsal teşkil edeceği belirtiliyorFotoğraf: AP

Şule Eisele, hamile kalmasının ardından izne ayrılmaya zorlandığı, pozisyonunun elinden alındığı ve çalışma koşullarının kötüleştirildiği gerekçesiyle işverenini, “cinsiyet ve etnik köken nedeniyle ayrımcılık uyguladığı’ gerekçesi ile mahkemeye verdi.

Eisele, işverenden, 500 bin Euro tutarında maddi ve manevi tazminat talebinde bulunuyor. Bu dava, Almanya’da ayrımcılığı kanunen yasaklayan Genel Eşitlik Yasası’nın 2006 yılında yürürlüğe girmesinden ardından bu konuda görülen ve tazminat talebi bu kadar yüksek olan ilk dava.

“Anne - baba iznine ayrılmak istemiyordum’

Şule Eisele, 2006 işverenin O’nu doğumdan sonra işe geri dönmesini engellemek amacıyla anne - baba izni almaya zorladığını ve yerine başkasının işe alındığını DW’ye şöyle anlattı: “Ben 2006’da işverene hamile olduğumu bildirdim. Şefim, doğumdan sonra ne yapmayı düşündüğümü sordu. Ben de anne - baba iznine ayrılmayı istemediğimi söyledim. O, benimle konuşmadan, doğumdan sonra işe gelmeyeceğimi düşünerek benim yerime bir başkasını buldu. Yerime geçici değil, temelli birilerini aldıklarını bana bildirdiler.”

Bu yaşananlardan sonra işçi temsilciliğine başvuran Eisele, oradan da hiçbir yardım alamadığını belirtiyor. Doğum iznine ayrıldığı gün, bilgisayara girişi de kapatılan Eisele, “Bilgisayar benim işim için çok önemli, bugüne kadar şifremi açmadılar, bilgisayar kullanamıyorum. Doğum izninden dönükten sonra ise beni daha küçük, para kazanamayacağım bir yere verdiler” diyor.

Ayrımcılık gerekçesi ile dava

Bunun üzerine ayrımcılığa uğradığı gerekçesi ile dava açan Eisele, kendisini dava açmaya iten nedenleri, “Bu kararı vermek kolay değildi. Ayrımcılık her gün oluyor, ama kimse buna tepki göstermiyor. Ya onlardan biri olacaktım, ya da buna karşı çıkıp yeni kanundan faydalanacaktım” sözleriyle açıklıyor.

Eisele, Türk kökenli olmasının yaşadığı sıkıntılarda dolaylı rolü olduğunu belirterek “Bir Alman’ı bu şekilde işten çıkarmazlardı, çıkarmaya çalışamazlardı” diyor.

“Bu dava hukuksal olarak yol gösterici”

Davanın danışmanlarından Ayrımcılıkla Mücadele Hukuk Uzmanı Prof. Dr. Alenfelder ise davanın Alman hukuku açısından önemli olduğunu dile getiriyor. “Bu dava hem kişisel hem de hukuksal olarak yol gösterici nitelikte” diyen Alenfelder sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bir tarafta Şule Eisele gibi ayrımcılığa karşı mücadele etme yürekliliğini gösteren bir davacı var. Oysa ayrımcılığa uğrayan pek çok kendini savunamıyorlar, işlerini kaybetmekten korkuyor ve en ağır ayrımcılıkları bile yutuyorlar. Şule Hanım’ın mücadelesi bütün ayrımcılığa uğrayanları ilgilendiriyor. Dava, Şule Hanım lehinde sonuçlanırsa, Almanya’daki bütün ayrımcılığa uğrayanlar kazanmış olacaktır. Çünkü ayrımcılık yapan herkes bunun bedelinin ağır olduğunu fark edecek.”

Tazminat caydırıcı olmak zorunda

Prof. Alenfelder, yeni yasada ayrımcılığı ispat zorunluluğunun hafifletildiğini, ayrımcılık “inandırıcı” gerekçelere dayanıyorsa, bu yasaya başvurulabileceğini belirtiyor. Bu tür davalarda, tazminatın caydırıcı nitelikte yüksek olması gerektiğini vurgulayan Alenfelder, “Ayrımcılığın bedeli ağır olmazsa, işverenler ayrımcılık yapmaya devam edecektir. Tazminat caydırıcı nitelikte ve çok yüksek olmak zorunda” diyor. Almanya’da yürürlükte olan yasa yalnızca ayrımcılığı değil, mobbing adı verilen ‘işyerinde duygusal baskıyı’ da yasaklıyor.