″Ahmet 11 aydır gökyüzünü göremiyor″ | TÜRKİYE | DW | 12.10.2017
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

TÜRKİYE

"Ahmet 11 aydır gökyüzünü göremiyor"

Raif Bedevi Cesur Gazetecilik Ödülü'nü layık görülen Ahmet Şık'ın avukatı Can Atalay, Şık'ın 11 aydır gökyüzünü göremediğini, çünkü cezaevindeki havalandırmanın üstünün tellerle örtülü olduğunu anlattı.

Video izle 07:19

Avukat Can Atalay Ahmet Şık adına ödülü aldı

Silivri Cezaevi'nde Aralık 2016'den tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık, Frankfurt Kitap Fuarı’nda Raif Bedevi Cesur Gazetecilik Ödülü’ne layık görüldü. Ödülü fuarda dün düzenlenen törende avukatı Can Atalay teslim aldı. Ahmet Şık'ın tutukluluk koşulları ve yargı sürecine ilişkin DW Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Atalay, Şık'ın tecritte tutulduğunu, dışarı ile mektuplaşmasına izin verilmediğini, bulunduğu hücredeki görüş mesafesinin yedi metre olduğunu anlattı.

DW Türkçe: Ahmet Şık'ın bu ödülle ilgili bir mesajı var mı? 

Avukat Can Atalay: En yalın ifadesiyle teşekkür etti. Gazetecilik mesleğinin asgari gereklerini yaptığı için tutuklu olan bir insanın, yani kendisinin böyle bir ödüle layık görülmesinin önemli gördüğünü söyledi. Ödül töreninde okuduğumuz metinde de söylediği gibi bunun bir Türkiye'de kalma, Türkiye'de yaşama, barış, kardeşlik, eşitlik ve adalet mücadelesinin bir parçası olduğunu düşünüyor.

DW Türkçe: Peki aylardır cezaevinde olan Ahmet Şık'ın morali nasıl?

Atalay: Ahmet'in morali kötü olmaz. Cezaevi ya da başka bir koşul nedeniyle Ahmet Şık'ın moralinin kötü olduğundan bahsedemeyiz bence. Bir tecrit altında, yoğun bir tecrit bu. Esas olarak Ahmet bu tecrite dikkat çekmek istiyor. Silivri 9'nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nin koşulları bir mahpus için çok ağır. Ahmet şu an tek başına kalıyor. Daha önce iki arkadaşı ile birlikte kalıyordu. Fakat şöyle söyleyelim; Ahmet için 11 aydır, diğerleri için 12 aydır gökyüzünü bir parça dahi olsa göremediler. Gökyüzünü görmeleri gereken havalandırmanın üstü tellerle örtülü. En uzak bakabildiği mesafe yedi metre. Haftada bir gün, bir saat yakın akrabaları, ailesi ile görüşebiliyor. Sekiz ay boyunca da avukatlarıyla haftada bir saat boyunca görüntülü sesli kayıt eşliğinde ve gerektiğinde görüşmeyi sonlandırabilecek bir gardiyan eşliğinde görüştü. Şimdi bu uygulama sonlandı ama sekiz ay çok zordu. Cezaevinde hiçbir mahpusla sohbet etme olanağı, belki de görme olanağı olmayan bir insanın sadece haftada bir saat avukatlarıyla, sadece haftada bir saat yakın akrabalarıyla görüşebilmesinin nasıl sonuçları olduğunu tahmin edeceğinizi düşünüyorum. Mektup alıp vermesi de dışarı ile bu şekilde iletişim kurması da imkansız.

Can Atalay, Şık'ın ödülünü teslim aldı

Can Atalay, Şık'ın ödülünü teslim aldı

DW Türkçe: Peki ne zamandan beri tecrit altında tutuluyor? Ayrıca hangi gerekçeyle tecritte tutuluyor?

Atalay: Üç kişinin kaldığı bir hücrede başka hiçbir mahpusu görmeden, dışarı ile mektuplaşamadan, bir süre için kitaba dahi erişemeden tutulma biçimine tecrit diyoruz. Kadri Gürsel'le birlikte kalıyorlardı en son. Kadri Gürsel'in tahliyesinden sonra Ahmet tek başına kalıyor. Her hangi bir resmi gerekçe yok. Ahmet'in tek başına kalmayla ilgili şu an itibariyle bir şikayeti de yok. Ama tekrar söyleyeyim; 7 metreden uzak birşeyi göremediğiniz, başka hiçkimseyle haberleşemediğiniz, kendi yargılandığınız davadaki diğer sanıklarla savunma ile ilgili dahi görüşemediğiniz bir şeye tecrit denir, dışarı ile mektuplaşamadığınız uygulamaya tecrit denir. Tecrit budur.

DW Türkçe: Cumhuriyet davasında tahliyeler oldu. Cumhuriyet çalışanlarının bir kısmı tahliye edildi. Geriye 4 sanık kaldı. Ahmet Şık ve diğer tutuklu Cumhuriyet çalışanları için bir tahliye umudu var mı?

Atalay: Öncelikle Ahmet için söyleyelim. Ahmet açısında mevcut iddianamenin mantığı içerisinde dahi tutukluluğun devamı için tek bir gerekçe yok. Diğer arkadaşlar için de ben bir tutukluluk gerekçesi olmadığını düşünüyorum. İddianamenin mantığının, iddianamenin mahmeke başkanının ifadesiyle olay örgüsünün başlı başına hukuka aykırı olduğu kanaatindeyim. Tahliye olmaları gerekir. Bir gün dahi tutuklu kalmamaları gerekirdi. Bu aşamadan sonra da tahliye olmaları gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin hükümete yanıt vermek için anlaşılmaz şekilde ek süre vermesi, Anayasa Mahkemesi'nin ısrarla incelemeyi tamamlamaması, karar vermemesi bu süreci uzatıyor. Fakat Ahmet'in ifadesi ile söyleyecek olursam, Ahmet kendisine yönelik bir yargısal yıldırı uygulandığını düşünüyor. Birden çok davada yargılanıyor. Neredeyse her beyanatıyla ilgili sonrasında soruşturma ve dava açılıyor. Son olarak Ahmet'in savunmasının kendisiyle ilgili mahkeme suç duyurusunda bulunuyor. Dolayısıyla önümüzde hukuken de toplumsal olarak da çetin bir yol olduğu görülüyor. Bu Ahmet açısından bir kısım daha zor olacağa benziyor.

DW Türkçe: Neden Ahmet Şık açısından daha zorlu olacağını düşünüyorsunuz?

Atalay: 2011'de, 2010'da Fethullahçı bile demeye yürek isteyen günlerde, Fethullahçıların kamu otoritesi içerisindeki örgütlenmesini söylemenin dahi mümkün olmadığı günlerde, Ahmet polis teşkilatı içerisindeki Fethullahçı örgütlenmeyi, yargı teşkilatı içerisindeki Fethullahçı örgütlemeyi yazdığı için tutuklandı ve bugün hala o dönemde Fethullahçıların iktidarla koalisyon kurarak memleketi bu hale getirdiği, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en kritik noktalarının Fethullahçılar tarafından ele geçirilmesinin o dönem olduğunu, yargının Fethullahçılar tarafından ele geçirilmesinin o dönem mümkün olduğunu, dolayısıyla bu koalisyonun, Gülen koalisyonunun sorununa işaret ettiği için Ahmet önemli bir figür. 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili hala yanıtlanmayan, savunması sırasında sorduğu gerçek sorular hala yanıtlanmadığı için Ahmet Şık önemli bir figür ve Ahmet Şık şunu söylediği için önemli bir figür. Kendi gazeteciliğini kimsenin sorgulayamayacağı ya da yargılayamayacağı, gazetecilerin ancak savaş dili ile konuşması durumunda şiddeti doğrudan teşvik etmesi durumunda tartışılabileceğini, belki bir soruşturmaya maruz kalabileceğini söyledi. Bu nedenle de esas olarak anlamlı görmediği gazeteciliği soruşturma ve kavuşturma konusu yapmaya çalışan bu Kafkaesk döneme esastan itiraz ettiği için zorlu günler yaşıyor. Durum bu.

DW Türkçe: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecinde kısaca bahsettiniz. Biraz daha açabilir misiniz? Süreç şu an hangi aşamada?

Atalay: Kanımca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendi varlık gerekçelerini yok sayar bir uygulama içerisindedir Türkiye açısından. Olağanüstü Hal ile meslekten ihraç edilen 150 binin üzerindeki kamu çalışanının, hiçbir tarafsızlık ve bağımsızlık güvencesine sahip olmadan komisyonlara başvuru yaptıktan sonra dosyaları inceleyebileceğini söyledi. Anlaşılamaz bir karar. Gülmen-Özakça kararı bir başka karar. Fakat Cumhuriyet gazetesiyle ilgili bir tür öncelikli incelemeye ilişkin yazışma yaptı mahkeme fakat Turhan Günay'la ilgili verilen yanıtın aynısı verilecek olmasına rağmen ek süre vermiş olması örneğin Ahmet'i ve diğer tutuklu arkadaşları fena halde üzmüş durumda. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kendi varlık koşullarına kendi kuruluş amaçlarına uygun davranması ve bunu daha fazla gecikmeden yapması gerektiğini düşünüyoruz.

DW Türkçe: Türkiye'de tutuklu gazeteciler için yeterli dayanışma var mı? Hem meslektaşları açısından hem de kamuoyunda böyle bir dayanışma bulunuyor mu?

Atalay: Çok sınırlı bir meslek çervesi açısından üst düzey bir dayanışmadan bahsedebilirim fakat Türkiye tarihinde daha önce görülen örnekleri gibi bu dönemde Türkiye'nin ana akım basını açısından bir utanma vesilesi olacaktır diye düşünüyorum. Ana akım olarak bir dayanışmadan ne yazık ki söz edilemez. Çok yakın bir gelecekte bu dönemi de utanarak anımsayacaklar bence. Ama tekrar söyleyeyim, bir avuç gazeteci ellerinden ne geliyorsa ne kadar geliyorsa bunu yapmak için herşeyi göze alarak yollarına devam ediyorlar. Bence esas kıymetli olan da bu. 

Hülya Schenk / Frankfurt

© Deutsche Welle Türkçe

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız