ABD′li eski büyükelçiden sekülerlik vurgusu | DÜNYA | DW | 22.12.2016
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

ABD'li eski büyükelçiden sekülerlik vurgusu

ABD’li eski büyükelçi John Herbst, Türkiye'de seküler geleneğin bozulmasının Pakistan'da yaşananlara benzer sonuçları olabileceği görüşünde. Herbst, Karlov suikasti, Suriye ve PKK konularında DW'nin sorularını yanıtladı.

Düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nin uzmanlarından emekli büyükelçi John Herbst, Türkiye’de son dönemdeki gelişmelerin, geçmişte Pakistan’da yaşanmış olanları anımsattığını söylerken, “Pakistan’da en önemli kurumların başında yer alan ordu, geleneksel olarak seküler bir yapıydı. Ama zaman içerisinde, kısmen İslamcılaşan ve radikalleşen genç askerlerin terfi edip yükselmesiyle ve üst kademelere gelmeleriyle bu yapı değişti. Türkiye’de bu yaşandı demiyorum ama bir ölçüde buna benzer bir duruma tanıklık ediyor olabileceğimizi düşünüyorum. Böyle bir gelişmenin Türkiye’nin geleceği ile ilgili çok ciddi sonuçları olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Herbst, Rus büyükelçiye suikastın, Türkiye-Rusya ilişkilerinde yeni bir gerilime yol açacağını düşünmediğini belirtirken, ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı Kürtleri desteklemesinin Türkiye’yi Rusya ve İran ile yakınlaştırıyor olabileceğini kaydetti.

Atlantik Konseyi bünyesindeki, Dinu Patriciu Avrasya Merkezi’nin direktörlüğünü yapan John Herbst’e yönelttiğimiz sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

DW Türkçe: Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un, suikast sonucu öldürülmesi size göre Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceğini nasıl etkileyecektir?

John Edward Herbst US-Botschafter in der Ukraine (Public Domain)

John Edward Herbst

John Herbst: Olumsuz etkisinin sınırlı olacağı kanaatindeyim. Şayet Rusya Türkiye ile bir gerilim isteseydi, bu suikast Moskova’nın kullanabileceği bir gerekçe olabilirdi. Ancak Rusya, savaş uçağının düşürülmesi sonrasında Türkiye ile yaşadığı gerilimi geride bırakmaktan, yeniden dostane olarak nitelendirilebilecek bir düzeye gelinmesinden memnun. Suikastın, bu süreci olumsuz etkilemesine izin vermeyecektir.

DW Türkçe: Türkiye'de hükümete yakınlığıyla bilinen bazı yayın kuruluşları suikastın Türk-Rus ilişkilerini hedef alan bir ‘CIA- Fethullah Gülen komplosu’ olduğunu iddia ediyor. Bu suikast Türk-Rus ilişkilerinden çok Türk-Amerikan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecek gibi duruyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Herbst: Türk hükümeti, suikast ile ilgili olarak ABD ve CIA'yi suçlamak istediği kanaatine varıp, bu yönde hareket etmediği müddetçe Türkiye-ABD ilişkilerinin etkileneceğini düşünmüyorum.  Türk basını, hatta Türk hükümeti ile bağlantılı basın kuruluşları, ABD ile ilgili çok sık saçma, gülünç iddialara yer verebiliyor.

DW Türkçe: Adalet ve Kalkınma Partisi’nden önemli isimler, suikasttan ABD’de yaşamını sürdüren Fethullah Gülen’e bağlı yapılanmayı sorumlu tutuyor.  Gülen konusunda siz ne düşünüyorsunuz?

Herbst: Gülen, Türkiye ile ABD arasında anlaşmazlık konusu olmayı sürdürüyor. Kimilerinin Gülen'i bu suikasttan sorumlu tutması, Türk hükümetinin de bu yönde düşünmesi ve bu varsayım üzerinden hareket etmesi, Türkiye-ABD ilişkilerinin daha da kötüleşmesine yol açacaktır. Bu Gülen mevzusu Ankara ile Washington arasında çetin konulardan birini oluşturuyor ve bu böyle olmaya devam edecektir.

DW Türkçe: Öte yandan, ABD Başkanı seçilen Donald Trump, Rus Büyükelçinin öldürülmesiyle ile ilgili açıklamasında suikastçıyı “radikal İslamcı terörist” olarak nitelendirdi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Herbst: Trump son bir yıl içinde yaptığı açıklamalarla, İslamcı aşırılığı bir tehdit olarak algıladığını çok açıkça ortaya koydu. Büyükelçiyi öldüren kişinin “Halep’i unutmayın” diye bağırması Trump’a, onun İslamcı aşırılık yanlısı olmasını düşündürecek bir sebep sundu. Trump’ın açıklaması sürpriz değil ve dünya görüşüyle örtüşüyor. Bildiğimiz, Büyükelçiyi öldüren kişinin Müslüman olduğu. O birini acımasızca katletti. O bir katil.

DW Türkçe: Büyükelçi’yi öldüren bir polis. Dışarıdan Türkiye’ye bakıldığında, böyle bir gelişme nasıl görülüyor?

Herbst: Bugünlerde Türkiye’de, aslında geçmişte Pakistan’da yaşanmış olanların başlangıcına tanıklık ediyor olabiliriz. Pakistan’da en önemli kurumların başında yer alan ordu, geleneksel olarak seküler bir yapıydı. Ama zaman içerisinde, İslamcılaşan ve radikalleşen genç askerlerin terfi edip yükselmesiyle ve üst kademelere gelmeleriyle bu yapı değişti. Türkiye’de bu yaşandı demiyorum ama bir ölçüde buna benzer bir duruma tanıklık ediyor olabileceğimizi düşünüyorum. Böyle bir gelişmenin Türkiye’nin geleceği ile ilgili çok ciddi sonuçları olacaktır.

DW Türkçe: Bu yöndeki bir değişim NATO için Batılı müttefikleri için ne ifade eder?

Herbst:  Türkiye’nin milli güvenlik yöneliminde esaslı bir değişime yol açacak böyle bir gelişme, yine Türkiye’nin müttefikleriyle ilişkilerinde de ciddi değişikliği beraberinde getirir. Ama bu gerçekten şu aşamada çok spekülatif bir konu. Bununla birlikte, eğer bu suikast daha yaygın yeni bir trendin bir göstergesi ise, zaman içerisinde böyle bir değişim olabilir.

DW Türkçe: Müttefikleri bu yöndeki kaygılarını Türkiye ile paylaşıyor mudur?

Herbst: Bunu değerlendirdiklerinden eminim. Ama bu konunun güvenilir oldukları düşünülen Türkler hariç, Ankara ile görüşmelerde gündeme getirilmesi gerektiği konusunda çok da emin değilim…

DW Türkçe: Rus Büyükelçinin Türkiye’de öldürülmesinin bir yönüyle Putin’in Suriye planları lehine bir ortam yarattığı, Rusya’nın elini güçlendirdiği görüşlerine katılıyor musunuz?

Herbst: Rusya bu suikastı, kendi kamuoyuna, Suriye’de kendilerine karşı çıkanların radikal İslamcılar olduğunu anlatmak için kullanıyor. Bu Ruslardan beklenen bir davranış, bu suikasttan çıkar sağlayıp, Rus kamuoyundan Suriye’de yaptıkları için destek sağlamayı hedefliyorlar.

DW Türkçe: Rusya, İran ve Türkiye, Suriye’de siyasi bir çözüme dönük bir süreç başlattı. Federal Alman Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Norbert Röttgen, geçenlerde, Suriye’de çözümü yalnızca Rusya ve Türkiye’ye terk etmenin, Batı açısından felaket senaryosu olabileceğini söylemişti. Türk-Rus ittifakından, Batı’nın bu süreçten dışlanmış olmasıyla ilgili endişeler dile getiriliyor… Endişelere katılıyor musunuz? ABD’nin bölge politikaları böyle bir süreçten etkilenir mi?

Herbst: Bu neredeyse tamamen Erdoğan’a bağlı. Türkiye bugüne kadar, Esad’ı devirmeye dönük bir siyaset izlerken Putin ve İranlılar ise Esad’ın iktidarda kalmasını sağlamaya dönük bir politika izledi. Ben Türkiye’nin bu pozisyonunda bir değişim olduğu yönünde somut bir belirti görmedim. Bir araya gelip görüşüyor olmaları bir değişim olduğu anlamına gelmez. Şayet Erdoğan, herhangi bir nedenden ötürü -ki böyle bir şeyi şu anda görmüyoruz- Suriye’deki hedeflerinden vazgeçip Rusya ve İran ile işbirliği yapmaya karar verirse o başka…

DW Türkçe: Ancak Moskova’daki buluşmadan sonra Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, üç ülkenin Suriye’de önceliğinin rejim değişikliği olmadığı konusunda bir mutabakat olduğunu duyurdu. Bu Türkiye’nin pozisyonunda değişim anlamına gelir mi?

Herbst: Erdoğan’ın politikası belki değişiyor olabilir. Ama biz şu ana kadar gerçekten somut bir değişim olup olmadığını bilmiyoruz.

DW Türkçe: Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikasında bir değişim ABD için ne anlam ifade eder?

Herbst: Bu Suriye içinde, yerlerinden edilmiş insanlara yaklaşımına bağlı. Sınırdaki önlemleri arttırır, oradaki insanları Rusya ve İran’ın desteklediği Esad rejiminin merhametine bırakırsa Batı’nın bundan çok da memnuniyet duyacağını zannetmiyorum. Sürecin nasıl geliştiğine bakmamız gerekecek.

DW Türkçe: Türkiye, terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı olarak gördüğü PYD’yi bir tehdit olarak algılıyor ve ABD’nin IŞİD’e karşı PYD ile işbirliği yapmasına tepkili. Sizce Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasında ABD ve Batı’ya karşı duyulan tepki etkili oluyor mu?

Herbst: Erdoğan kesinlikle Esad rejimine karşı ve IŞİD ile mücadelede Kürtleri destekliyor olmamızdan ve kısmi ittifaktan rahatsız. Bunun Ankara’nın Suriye politikalarında bir faktör olduğunu tasavvur edebiliyorum ve bu Türkiye’yi Rusya ve belki de İran’a yakınlaştırıyor olabilir. Çünkü Ruslar için Kürtlerin bir önemi yok ve bu konuyu Erdoğan’ı Suriye konusunda taraf değiştirmeye ikna etmek için kullanmaktan memnuniyet duyacaklardır, bu Ruslara büyük bir artı kazandıracaktır. Şu da bir gerçek ve bu aslında çok ilginç, Erdoğan’ın Esad’a son yıllardaki sert muhalefeti aslında Türkiye açısından doğal bir politika değil. Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin on yıllarca sorunlu olduğu açık ama düşmanca olmamıştı. Erdoğan’ın son yıllarda takındığı bu politik tavır, İslami ideolojisiyle bağlantılı olabilir ancak Türkiye’nin geleneksel çıkarlarıyla ilişkili değildi. Oysa Türkiye’nin Kürtlerle ilgili endişesi her zaman var olmuştur. Bu bağlamda son dönemde bu geleneksel politikaya dönüşü görüyor olabiliriz.

©Deutsche Welle Türkçe

Değer Akal / Berlin

 

Reklam