26.02.2014 - Avrupa basınından özetler | TÜRKÇE ANA SAYFA | DW | 26.02.2014
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKÇE ANA SAYFA

26.02.2014 - Avrupa basınından özetler

Türkiye’deki son gelişmeler, Ukrayna örneğinde protesto hareketlerinin geleceği, Kırım Yarımadası’nın durumu ve Amerikan ordusundaki küçülme planları, bugünkü Avrupa basınında öne çıkan yorum konuları.

Ses dosyasını dinle 04:23

Almanya’nın Mainz kentinden Allgemeine Zeitung Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ile telefon görüşmesine ait olduğu iddia edilen kayıtlar ışığında Türkiye’deki durumu yorumluyor:

“Erdoğan hakkında istediğinizi düşünebilirsiniz. Batı ile İslam dünyası arasında kesişme noktası olan, savaş ve iç savaşların hüküm sürdüğü Ortadoğu sınırındaki ülkesi Türkiye'ye istikrar getirdi. Demokratik özgürlükler ve hukuk devleti için verilen mücadele kısmen sonuçsuz kalmasına rağmen bu istikrar, kimsenin yadsıyamayacağı kadar önemli. Şimdi ise sona gelindi. Erdoğan hükümeti geçen aylardaki yolsuzluk skandalından daha belini doğrultamamışken şimdi de Youtube’da kendisi ve oğlunu zan altında bırakan ses kayıtları ortaya çıktı. Şimdilik bu kayıtların orijinalliği kuşkulu olsa da görünen o ki şimdiye kadarki mutlak lider Erdoğan ile eski yoldaşı, yeni düşmanı Fethullah Gülen arasındaki nihaî güç savaşını artık durdurmak mümkün değil. Erdoğan bir zamanların her şeye muktedir Türk ordusunu siyasetin kontrolü altına almakla meşgulken, ABD’de sürgündeki Gülen, Türk polisi ve yargısının büyük bölümünü ele geçirmiş görünüyor. Hükümetin büyük bölümünün yıllar boyunca dinlendiği artık neredeyse tartışma götürmez hale geldi. Komşu Suriye’deki kanlı iç savaş göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin istikrarsızlaşması dünyayı çok namüsait bir zamanlamayla vurdu.”

Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan Pravo gazetesi, Ukrayna’daki Bağımsızlık Meydanı ve küresel protesto hareketleri arasında paralellik kurarak sosyal medyanın önemine dikkat çekiyor:

“Modern iletişim teknolojilerinin siyasetin karakterini nasıl değiştirdiği giderek daha açık görülüyor. İnternetteki sosyal ağlar resmî bilgilerin ördüğü perdeyi delmekle kalmayıp güçlü duygular uyandırıp büyük kitleleri harekete geçirebiliyor. Bir kriz durumunda gösteri organizatörleri devlet gücünden daha esnek bir şekilde tepki verebiliyor. Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’nda son günlerde gördüğümüz gelişmelerin farklı yerlerde de tekrar edeceği kesin. Tüm otoriter rejimlerin liderleri korkmalı. Ama aynı zamanda Batılı liberal demokratlar da kendini güvende hissetmemeli. Çünkü Kiev Bağımsızlık Meydanı’ndaki gelişmeler İspanya’da sokaklara dökülen Öfkeliler Hareketi ya da ABD’deki Occupy Wall Street hareketiyle belirli bazı benzerlikler taşıyor.”

Moskova'dan Moskovski Komsomolez gazetesi ise Ukrayna’daki iktidar değişikliğinin ardından Kırım Yarımadası’ndaki durumu mercek altına alıyor:

“Rusya’nın Kırım’ı kaybetmesine üzülmeyen kalpsizdir. Ama Kırım’ı Rusya’ya geri vermek isteyenin de aklı yok demektir. Bu söz Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ait. Kırım’ı 1954 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden Ukrayna’ya vermek, dönemin Sovyet lideri Nikita Kruşçev’in en deli ve adaletsizce kararlarından biriydi. Ukrayna 1991 yılının aralık ayında bağımsız bir devlet olduğunda Kırım, ülkenin geri kalanına yabancı, alakasız bir yama gibi kaldı. Son yirmi yılda da bu durum değişmedi. Ama yine de Kırım uğruna şimdi yeni bir savaş başlatmaya değmez.”

Hollanda'dan de Volkskrant gazetesi, Amerikan ordusundaki küçülme planlarını ele alıyor:

“Küçülme planlarıyla ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasının en küçük ordusuna sahip olacağı düşüncesi gerçi doğru. Ama aynı zamanda yanıltıcı. Modern Amerikan silahlı kuvvetleri, vuruş gücü, göreve hazırlık ve erişim alanı açısından tasarruf tedbirlerinin ardından da 75 yıl öncesiyle karşılaştırılamaz. ABD’nin son yıllarda askerî harcamalarını hızla artıran Çin ve Rusya’ya karşı askerî ve teknolojik üstünlüğü devam edecektir. Küçük pek çok orduya sahip Avrupa içinse değişen bir şey olmayacak. Avrupalıların istikrar ve güvenlik için daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda olduğu zaten önceden de biliniyordu.”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Beklan Kulaksızoğlu

Editör: Ercan Coşkun