21.05.2013 - Avrupa basınından özetler | BASIN | DW | 21.05.2013
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

21.05.2013 - Avrupa basınından özetler

Suriye’deki iç savaşta mezheplerin rolü ve Batı'nın tavrı, Suriye konferansından beklenenler ve Macaristan Başbakanı Orban’ın Nazi benzetmesiyle yol açtığı infial bugünkü Avrupa basınının konularını oluşturuyor.

Suriye’de devam eden kanlı iç savaşa Hizbullah milislerinin de dâhil olduğuna dikkat çeken Fransız Le Monde, yorum köşesinde şu görüşlere yer veriyor:

“Suriye’deki savaş, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın vermek istediği şekle kavuşmakta: Ulusal ve bölgesel zeminde mezhepler arası bir çatışma! Esad’ın İranlı dostları onun ordusuna yeniden çekidüzen veriyor, Lübnanlı müttefiki Hizbullah ise binlerce savaşçıyı ona yardım için Suriye’ye gönderiyor. Ve tabii Irak’ta da iktidarda olan yeni ortakları, ona yapılan silah sevkiyatlarını kolaylaştırıyor. Bu, Şii cephesi. Bunun karşısında ise Sünni cephenin bayrağını taşıyan, -İslam dininin en büyük temsilcilerinden olan- Suudi Arabistan ile Katar var. Bu cephenin desteklediği Suriye’deki direnişçi hareketi ise savaş uçakları, tank, top gibi ağır silahları tekelinde bulunduran düşmanı karşısında bölünmüş, dağınık ve kaynaklardan yoksun durumda. Durum bu kadar dengesiz olunca, Suriye’deki direniş hareketine en radikal dinci grupların sızması kimseyi şaşırtmamalı.”  

İspanyol gazetesi El Pais ise Suriye konusunda Batılıların zaaflarını yorum köşesine taşımış:

“Esad’ın müttefiklerinin kararlılığı, demokratik güçler arasında var olan kaos karşısında tam bir tezat oluşturuyor. Batı'nın takatsizliği Suriye’deki lâik muhalefetin daha da zayıflamasına yol açtı ve fanatikleri cesaretlendirdi. Gittikçe Sünni ve Şii mezhepler arasında bölgede güç kazanma ve aynı zamanda aracı grupların mücadelesine dönüşen bu savaşta ılımlı güçlerin acilen silahlandırılması gerekiyor. Eğer ABD ile Avrupa, Suriye anlaşmazlığının sonucuna etkide bulunmak istiyorsa, buna paralel olarak diplomatik çabaların yoğunlaştırılması da zorunlu. Şu an çöküş içindeki Suriye ortamından radikal dinci bir heyulanın çıkabilecek olması, herhalde yeteri kadar önemli bir gerekçe oluşturuyor.”   

İsviçre’nin  Tages-Anzeiger gazetesi Suriye konferansından fazla bir şey beklenmemesi gerektiğini vurguluyor:

“ABD ile Rusya’nın birlikte planladıkları konferanstan Suriye için bir geçici hükümet formülünün çıkması pek olasılık dahilinde görünmüyor. Muhalefet, görüşmelere katılmak için Esad’ın iktidardan indirilmesini ön şart koşuyor. Ancak muhalefetin pozisyonu zayıflamış durumda. İki yıldan uzun bir süredir Esad rejiminin yüz binlerce kişiyi işkenceden geçirmiş ve zindanlara atmış olması ile asi güçlerin şu sıralarda yayınladıkları büyük vahşet içeren video kayıtları, baskıcı rejim ile onun hasmı konumundakilerin şiddet taşkınlıkları arasındaki ahlakî mesafenin azalmış olduğunu gösteriyor. Şimdi sadece asilere silah sevkiyatı yapılması yönündeki talepler birdenbire suça ortak olma anlamına gelmekle kalmıyor, Esad rejiminin sonunda mezhepler arası gerginliklerin patlama noktasına gelmesi konusundaki endişeler de artıyor; tıpkı Irak'ta yaşandığı gibi… .”

Macaristan Başbakanı Viktor Orban devlet radyosuna yaptığı haftalık açıklamasında, “Almanya Nazi döneminde olduğu gibi Macaristan'a tanklarını yollamasın” demişti. Bunun üzerine Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Orban'ın Alman askerî birliklerinin 1944 yılında Macaristan'a girmesine atıfta bulunarak yaptığı bu benzetmeyi sert bir dille kınamıştı. Hükümete muhalif Macar gazetesi Nepszava, konuya ilişkin yorumunda şu görüşleri dile getiriyor:

“Ulusun sevgili önderi, Almanların tanklarla Macaristan'ı işgal etmesini, bugünkü Alman politikalarıyla aynı kefeye koydu. Böylece Macaristan'ın en önemli müttefiki (Almanya) Nazilikle suçlanmış oldu. Demokratik Alman siyasilere herhalde bundan daha kötü hakaret edilemezdi. Macaristan'ın özgürlük savaşı Almanya'ya karşı yöneliyorsa, bundan pek hayır çıkmaz. Açık söylemek gerekirse, ben Mercedes ya da Audi firmasının Macaristan'daki işlerinden sorumlu yöneticisi olsaydım, kendini en büyük Macar olarak gören bu kişinin Almanya'nın en önemli siyasi güçleriyle arasını bozması beni pek de rahatsız etmezdi. Ne var ki bir Macar vatandaşı olarak bu durum beni oldukça endişelendiriyor.”    

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen Çelik Akpınar

Editör: Ercan Coşkun

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız

Reklam