″2016 çözüm yılı olmalı″ | Avrupa | DW | 08.04.2016

Yeni DW ile tanışın

Yeni DW'nin beta sürümüne herkesten önce göz atın. Görüşünüzü bize bildirerek yeni DW'yi daha da geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz.

  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages
Reklam

Avrupa

"2016 çözüm yılı olmalı"

Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, kritik Almanya ziyareti öncesinde DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. Akıncı, Kıbrıs sorununa yön veren tarafların 2016’nın çözüm yılı olması görüşünde birleştiğini belirtti.

Video izle 13:31

"2016 çözüm yılı olmalı"

12-13 Nisan tarihlerinde Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in davetlisi olarak Almanya’yı ziyaret etmeye hazırlanan Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, DW Türkçe’ye özel mülakatında Kıbrıs sorununun çözümü ve AB ile Almanya’nın bu süreçteki rolü konularında açıklamalarda bulundu.

DW: İstanbul’da katıldığınız uluslararası bir konferansta global ağların içiçe geçtiği, kimsenin tek başına yaşama seçeneği olmadığı bir dünyadan söz ettiniz. Kıbrıs’taki müzakere süreci yıl sonuna kadar, uzun yıllar dünyadan soyutlanarak yaşamak zorunda kalan Kıbrıs Türk halkını dünyayla yeniden buluşturacak bir sonuç verir mi?

Akıncı: Bunun için uğraşıyoruz ve 2016’nın bu anlamda önemli bir yıl olduğunu hep başından beri söylüyoruz. Son olarak Ocak ayında katıldığımız Davos ekonomik forumunda da sadece ben değil, sayın Anastasiades de bunu dile getirdi, Birleşmiş Milletler aynı düşüncede, Avrupa Birliği de öyle düşünüyor, Türkiye ve Yunanistan da… Bu yılın bir çözüm yılı olması noktasında hemfikirler. Ama her şeyin ötesinde halkımız bunu istiyor. Dolayısıyla şu andaki müzakere sürecine baktığımızda da bunun olmaması için gerçekten ben bir neden görmüyorum, zorluklarımız olmasına rağmen. Bunu söylerken tozpembe bir tablo çizmek de istemem hep söylerim tablo ne tozpembedir ne de kapkaranlıktır. 6 başlığın 4’ünde ciddi ilerlemeler sağladık. Sayın Anastasiades de benzer şeyler söyledi, “ciddi ilerlemeler sağladık” dedi ama ciddi zorluklarımız da var. Arzumuz hedefimiz yılın ikinci yarısında, “neden ikinci yarısında?” Myaıs’ta seçimler var Güney’de, onun ardından ivmeyi daha da artırmak suretiyle 2016 yılını artık bir barış yılı haline getirmek, hedefimiz, arzumuz, çabamız bu yönde.

DW: Bir süredir Avrupa Birliği’nin üst düzey yetkilileriyle yoğun temaslar sürdürüyorsunuz. Buradan hareketle Avrupa Birliği’nin müzakere sürecine yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akıncı:Avrupa Birliği de iyi bir örneğe ihtiyaç içinde olduğunu görüyor. Avrupa Birliği’nin bir üyesinden bahsediyoruz, tırnak içinde söylemek durumundayız çünkü bu bir eksik üyelik; Kıbrıs Türk halkının içinde olmadığı, Kıbrıs Türk toplumunun eşit bir parça olarak kurucu devletiyle de olsa federal bir yapılanmanın içinde eşit bir ortak olarak yer almadığı sürece de bu eksik kalmaya devam edecek. Dolayısıyla biz Avrupa Birliği’nin de bu yanlış örnekten kurtulması ve kendi içinde de sınırları olmayan, birleşik federal bir Kıbrıs’ın oluşturulmasının onlar açısından da yararlı olduğunu düşünüyoruz. Bölgemiz açısından da iyi bir sonuç olacağını düşünüyoruz. Bu işbirliği kültürünün de gelişmesine katkı yapacak. AB’nin bütün önemli kurumlarının başkanları hem Brüksel’de benimle görüştüler hem de beni ziyaret ettiler, bu da önemlidir. Sayın Junker, sayın Tusk ve son olarak Shultz buradaydı Avrupa Parlamentosu başkanı… Onun dışında sayın Mogherini dış politika ve güvenlikten sorumlu başkan yardımcısı-komiser, O da ziyaretimize geldi. Dolayısıyla kurumlar bizimle diyalog içinde. Bunun dışında ilk kez bir ADHOC komite kuruldu AB ile ilgili. 6 başlığın önemli bir tanesi de AB ile ilgili konulardır. AB’den uzmanlar geliyor buraya ve Kıbrıs Türk halkının ileride bir çözüm sonrasında AB ile uyumunu hazırlamak için çalışmalar yapılıyor.
Şimdiye kadar Avrupa Birliği ile bu düzeyde bir ilişki olmadı, ilk kez çok yoğun bir ilişki ve temas var, ilk kez AB uzmanları geliyor ve Kuzey’e de geçiyor ve bizim bürokratlarımızla bu uyumu konuşuyorlar, nasıl bir yasal çerçeve, uygulamada neler olacak, bütün bunlar konuşuluyor. Zaman zaman tıkanmalar oluyor bazı bürokratik engellemeler de oluyor daha çok Güney kaynaklı ama bunları aşa aşa yolumuza devam edeceğiz.

DW: Almanya dışişleri bakanı Frank-Walter Steinmeier’in resmi davetiyle hafta başında Almanya’da olacaksınız. Bu seyahatinizde ana gündem maddeniz ne olacak?

Akıncı: Ana gündem maddesi Kıbrıs’tır, Kıbrıs’ın çözümüdür, Kıbrıs Türk halkının çözüm kararlılığının Almanya’ya da yansıtılmasıdır. Sayın dışişleri bakanı burayı ziyaret ettiğinde sözlü olarak da bu davetini yinelemişti sonra resmi bir mektup gönderdi, davetini resmileştirdi. Almanya hem kendisi önemli bir ülke hem de Avrupa Birliği’nin en önemli ülkelerinden, başta gelenlerinden dolayısıyla Almanya’nın bu özel konumu nedeniyle Kıbrıs sorunu bağlamında Kıbrıs Türkleriyle ve onun liderliğiyle yürüteceği diyalogların önemli olduğunu düşünüyorum. Biz çözüm istiyoruz, haklarımızı elbette koruyan ama karşı tarafın da haklarına saygılı, Kıbrıs’ta uzlaşmayı sağlayan Avrupa kültürünü özümsemiş, benimsemiş bir Kıbrıs Türk halkının artık hak ettiği yeri, Avrupa içinde de dünya genelinde de almasının ne kadar gerekli olduğu; ve tabi ki bunun yanında bölgesel işbirliği olanaklarını ne kadar olumlu yönde etkileyeceğini de konuşma fırsatımız olacak Almanya’da.

DW: Özellikle Güney Kıbrıs’tan müzakere masasında Türkiye’nin kontrolünde, güdümünde hareket ettiğiniz yönünde iddialar sıkça dile getiriliyor gerek medyada gerek siyasi liderler düzeyinde… Müzakere sürecinde Türkiye’nin yaklaşımı nedir, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akıncı: Kıbrıs Türk halkını ve onun seçilmiş liderini her zaman etkisiz ve yetkisiz gösterme çabası yeni değil Güney’de… Hangi lider olursa olsun buarada, maalesef bu yaklaşımları sürekli devam ediyor ve Kıbrıs Türk halkını aradan çıkararak, Türkiye ile ve onun yöneticileriyle doğrudan bir ilişkiyi hep istiyorlar. Bunun ne kadar yanlış olduğunu hep anlattığımız halde buna yine devam ediyorlar.

Şunu unutmamalı ama hiç kimse; bulunacak olan çözüm Kıbrıs Türk halkının onayı olmaksızın yaşama geçemeyeceği gibi, yaşayamaz da! Bu Rum toplumu için de geçerlidir. Bulacağımız bir çözüm, hem iki toplumun liderlikleri tarafından özümsenmeli, benimsenmeli, hem de bir referandumda iki tarafın da çoğunluklarınca onaylanmalı. Biziz yaşayacak olan bu çözümde dolayısıyla bize başkaları, ister Türkiye olsun ister Yunanistan isterse bir başka üçüncü taraf, herhangi bir çözümü empoze edemez. Bu böyle bilinmelidir. Biz Türkiye ile sağlıklı bir diyalog içinde bu süreci yapıcı bir işbirliği halinde yürütüyor muyuz? Evet… Onlar da Yunanistan’la bu diyalogları yapıyorlar, yapmalıdırlar da… Ben aslında hem Türkiye’nin hem de Yunanistan’ın sürece katkıda bulunmasını arzu ediyorum en başından beri.

Türkiye’den biz şu ana kadar olumlu, yapıcı bir destekten başka bir şey görmedik bu müzakere sürecinde, bunu açık yüreklilikle söylemem lazım. Şu ana kadar diyorum ve bunun devam edeceğini ümit ederek bunu söylüyorum. Ha gelecekte bu yönde farklılaşmalar olur daha başka durumlar ortaya çıkarsa, Mustafa Akıncı bunları da seslendirmekten çekinmez çünkü ben bu adada gerçekten çözüm isteyen bir insanım, halkım da beni bu yolda yetkilendirdi. Dolayısıyla bu konulardaki tavrımı bildiği için halk beni seçti. Rumların bu şekilde Kıbrıslı Türk lideri, kim olursa olsun, her zman Türkiye’nin bir uydusu gibi, onun güdümünde bir kişi gibi sanki bizim kişiliğimiz yokmuş, bu halkın kişiliği yokmuş ve bu halk karar üretmekten acizmiş gibi takdim etmesi son derece yanlıştır. Bunları söyledikten sonra şunu da belirtmem lazım, eksik kalmasın. Elbette Türkiye’nin bu topraklarda bir ağırlığı var, bunu inkar edemeyiz. Burada askeri var, burada ekonomik olarak katkıları var. Yalnız Türkiye’nin daha müdahil olacağı bir alan da var. O da güvenlik ve garantiler ile ilgili bölüme ulaştığımızda olacak. Onun içindir ki zaten; o konuyu en sona bıraktık ve o en son noktaya ulaştığımızda, 3 garantör ülke 2 toplum ile birlikte biraraya gelip bu işi konuşacak dedik neden? Çünkü uluslararası bir anlaşmadan bahsediyoruz ve taraflar tümüyle uzlaşmadıkça o uluslararası anlaşma da değişemiyor. İşte o noktada elbette Türkiye’nin daha da bir sözü ağırlıklı olmak durumunda çünkü onun da onayını istiyoruz. Türkiye’nin de Yunanistan’ın da… Bunu bu şekilde değerlendirdiğimde ben o alanda da eğer diğer bütün başlıklarda iyi sonuçlar alırsak, o konuda da bir uzlaşma yaratabileceğimize güveniyorum. Bunları belirttikten sonra şunu da söyleyeyim ve bu konuyu noktalayalım;

Evet bu süreci yürütüyoruz, Türkiye’nin de yılların getirdiği bir bilgi birikimi var, Türkiye’nin hariciyesinde de vardır bu özellikle, o bilgi birikiminden de yararlanmak, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bize ancak katkı sağlar. Yeri ve zamanı geldikçe biz o birikimlerden de istifade etmeyi bileceğiz tabi ki.

DW: Müzakereler devam ederken Kuzey’de bir hükümet krizi patlak verdi. Hükümetin istifasının ardından yeni bir hükümet kurulacak, merkez sağ koalisyonu gözüküyor. Çözüm konusunda bir takım kırmızı çizgilerle konservatif yaklaşımı olan iki parti iktidar olacak, büyük olasılıkla. Bu müzakere sürecini nasıl etkiler?

Akıncı: Olumsuz etkilememesini temin etmemiz lazım. Bu konuda tabi ki cumhurbaşkanı halkın doğrudan oyuyla seçiliyor bizde ve çok bilinen bir de mandası vardır, o da Kıbrıs sorununu çözmek, o yönde müzakereleri yürütmek… Yaklaşık 1 yıl önce halkın yüzde 60’tan fazlasının oyuyla ve bu mandayla seçildim. Ben halka çok açık bir program koydum önüne, bu programın 4 başlığı vardı birinci maddesi Kıbrıs’ta çözüm sürecini ileriye taşıyıp, sonuçlandırmak. Tabi ki bu sadece bizim kararımızla olmaz, tüm ilgili tarafların en başta da Güney’in olumlu tavrıyla sonuca gidecek ama bu konuda biz kurulacak herhangi bir hükümetten ancak yapıcı bir işbirliği bekliyoruz, henüz bu hükümet oluşmadı ancak muhtemel taraflarından bana bu konuda mesajlar ulaşmaya başladı. Bu konuda yapıcı bir işbirliği içinde olacaklarını seslendiriyorlar. Bizim beklentimiz de budur.

© Deutsche Welle Türkçe

Selim Sayarı

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız