20.10.2014 - Alman basınından özetler | BASIN | DW | 20.10.2014
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

20.10.2014 - Alman basınından özetler

Almanya'da mültecilere bakış, Ebola ile mücadele, son günlere damgasını vuran grevler ve Hong Kong'daki gösteriler, bugünün Alman basınında yer alan yorum konuları arasında.

Ses dosyasını dinle 04:33
Şimdi canlı
04:33 dk

20.10.2014 - Alman basınından özetler

Westdeutsche Allgemeine Zeitung gazetesi Almanya'nın iltica politikasını mercek altına alan değerlendirmesinde mültecilerin topluma intibak ettirilmelerinin kolay olmayacağını vurguluyor:

“Bu yıl Almanya'ya savaş ve sefaletten kaçan on binlerce yabancı iltica edecek. Mülteci akınını halkoyuna sunmak veya önlemek mümkün değil. Canını kurtarabilmiş olduğuna sevinen bu insanları Almanya'ya hoş gelip gelmedikleri ilgilendirmez. Önemli olan, Almanya'ya nasıl kabul edilecekleridir. Onlarla uzun vadeli ilgilenilip, eğitim ve becerilerinin arttırılması gerekecek. Vasıflı eleman sıkıntısı çeken Almanya'ya genç ve eğitilmeye elverişli insanların gelmesi külfet değil fırsattır. On binlerce mültecinin toplumla kaynaştırılmasının altından Almanya gibi zengin bir ülke de kolay kalkamaz. Ama bu başarılabilir. Kamuoyu topluma uyumlarının kolaylaştırılması için dayanışma gönüllülüğü gösteriyor. Bu durumda siyasi otoriteye, bu büyük görevi başarmak için uzun vadeli programlar hazırlamak ve Almanlara, sadece şanslı insanları barındıran ayrı bir âlemde yaşamadıklarını anlatmak düşüyor.”

Bielefeld'de yayımlanan Neue Westfaelische gazetesinde ise Ebola ile mücadele konu alınıyor:

“Her yaşam eşit değere sahiptir. Bu, İncil'in mesajı da dahil olmak üzere Batı medeniyetinin temellerindendir. Ama bu temel sürekli ayaklar altına alınıyor. Ebola virüsü sadece Batı Afrika'da yayıldığı, sadece orada yüzlerce, binlerce cana mal olduğu sürece Batı dünyası omuz silkerek seyrediyor. Ama birden ABD ve Almanya'da ilk kurbanlar verilmeye başlanınca büyük güvensizlik doğuyor, çığlıklar atılıyor. Medeni Batı dünyası, Afrika'daki bir insanın hayatının Almanya'daki bir insanın yaşamı kadar değerli olduğunu göstermeli ve virüsle mücadeleyi yerinde vermelidir. Bunun için de niyet açıklamaları yetmez. Milyonlarca euronun cepten çıkarılması gerek…”

Almanya'da üst üste gelen grevler hayatı felç etti. Bild gazetesi yorumunda sendikaların tutumunu eleştiriyor:

“Demiryollarındaki 50 saatlik grevi Lufthansa pilotlarının 35 saatlik grevi takip etti. Öncesinde Germanwings'de grev vardı. Demiryollarında makinistler yine büyük bir grev tehdidinde bulunuyor. Artık sadece ne zaman grev yapmayacaklarını bildiriyorlar. Ama böyle devam edemez. Evet uzlaşmaya dayalı Alman sisteminin güçlü toplu sözleşme partnerlerine, güçlü sendikalara ihtiyacı var. Ama ihtiyacımız olmayan şey, gereğinden fazla güçlü, belirli grupların çıkarı için tüm ülkeyi rehin alan sendika patronlarıdır. Çünkü Almanya'da herkes ufak tefek şeyler için greve gitmeye başlarsa, sendikalar cüce ordulara bölünürse, iş mücadelesi gerilla savaşına dönüşürse sadece inanılırlıklarını kaybetmezler. Aynı zamanda sendikalardaki bencil kişiler tüm dünyanın imrendiği Almanya'daki toplumsal ortaklığı da tehlikeye atmış olurlar.”

Weser-Kurier gazetesi Hong Kong'daki demokrasi gösterilerini konu alan yorumunda protestocuların bu eylemle ne kazandıklarını sorguluyor:

“Kesintisiz üç hafta boyunca kent merkezini abluka altına alan göstericilerin nefesi kesilmeye başladı. Bir şey elde edebildiler mi? Nefret ettikleri Hong Kong hükümet başkanı Leung Chun-ying hala makamında oturuyor. 2017 yılından itibaren hür seçimlerin yapılması şeklindeki taleplerini de kabul ettiremediler. Ama protestolar boşa gitmedi ve göstericiler ve zengin Çinlilerin paralarından çok dar bir kesimin yararlandığını ekonomik refahın kendilerine yetmediği mesajını Pekin yönetimine iletmiş oldular. Öncelikle genç Hong Konglular ifade hürriyeti, siyasi yönetimde söz sahibi olma ve yargı bağımsızlığının kendileri için ne kadar önemli olduğunu gösterdiler. Hong Konglular Pekin yönetiminin keyfi kararlarına bağımlı olmak da istemiyorlar. Çin hükümeti eski İngiliz sömürgesinde yaşayanların haklarını daha fazla kısıtlamadan önce iyi düşünmek zorunda kalacak. Hükümet başkanı üzerindeki baskı artıyor. Selefi de beş yıl önceki protestolar nedeniyle görevden ayrılmıştı. Tarih tekerrür etmez derler ama bazen bal gibi edebilir.”

© Deutsche Welle Türkçe

DW/BK,AG

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız

Reklam