Çok vitesli AB: Türkiye için risk mi fırsat mı? | TÜRKİYE | DW | 28.02.2017
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKİYE

Çok vitesli AB: Türkiye için risk mi fırsat mı?

Brexit kararı sonrası AB’nin geleceği tartışmaya açıldı. AB ülkeleri güçlü bir Avrupa için yeni formüller üzerinde çalışıyor. Nasıl bir AB ortaya çıkaracağı, Türkiye için de önemli. Demir Murat Seyrek'in analizi:

İsmet İnönü’nün Türk siyasal tarihine geçmiş bir sözüdür “yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır”. Dünyadaki gelişmelere baktığımız zaman, bugünlerde gerçekten de hem yeni bir dünya hem de yeni bir Avrupa’nın kurulduğunu söylemek yanlış olmaz. Türkiye, iç siyasi gündem ve sistem taştırmaları ile boğuşurken, dünyada ve Avrupa’da önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmelerle ilgili Türkiye’nin nasıl bir vizyonu olduğu ise oldukça belirsiz. Özellikle AB’nin geleceği ile ilgili tartışmalar, Türkiye gündemi içerisinde dış politika haberi olarak bile yer bulmuyor. Türkiye’nin “yeni AB” tartışmalarını ve bunun olası sonuçlarını iyi analiz etmesi gerekir.

Çok vitesli AB

Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, AB’nin geleceği ile ilgili farklı modeller üzerine bir çalışma yürütüyor. Bu çalışmanın önümüzdeki ay AB liderlerine sunulması bekleniyor. Bazı AB üyesi ülkeler de farklı opsiyonlar üzerine görüşmelere başladı.  Bu anlamda, 6 Mart'ta, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya’nın liderleri Versay'da mini bir zirvede bir araya gelecek. AB’nin geleceği ile ilgili en fazla öne çıkan ihtimal, farklı entegrasyon seviyelerinden oluşacak olan “çok vitesli AB”. Yıllardır farklı platformlarda konuşulan bu çözüm ilk defa bu kadar üst düzeyde dile getiriliyor.

Dr. Demir Murat Seyrek

Dr. Demir Murat Seyrek

Bu model ile entegrasyon anlamında bazı alanlarda daha hızlı yol almak isteyen ülkeler birlikte hareket edebilecek ve bu anlamda entegrasyon seviyelerine göre AB içerinde 2 veya daha fazla grup ortaya çıkabilecek. Böylelikle bazı ülkelerin entegrasyonu daha ileriye taşımak konusundaki çekinceleri ile Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin, kurucu üyelerin hızına ve standartlarına ulaşamaması, AB’yi daha farklı bir boyuta taşımak isteyen ülkelerin hızını kesmemiş olacak. Ortaya konan bu model ile bir yandan AB içerisinde sınırlı bir şekilde yer almak isteyen ülkelerin Brexit benzeri gelişmelerle AB’den gelecekte ayrılmasının önü kesilirken, bir yandan da AB entegrasyonun Euro, vergilendirme ve güvenlik gibi belirli alanlarda güçlenerek devam etmesi sağlanacak. Bu şekilde, daha fazla entegrasyona karşı olan ülkelerin her adımı veto etmesinin de önüne geçilmiş olunacak.

Türkiye için risk ve fırsatlar

Çok vitesli Avrupa tartışmasını, Türkiye için hem risk hem de fırsat olarak görmek mümkün. Riskli tarafı, bu modelin zamanla merkez ve çevre ülkeler oluşturma ihtimali. Bu şekilde Türkiye’nin her zaman karşı olduğu “imtiyazlı ortaklık” veya “2. sınıf” üyelik gibi seçenekler, Türkiye ve Türkiye gibi ülkeler için resmi bir seçenek haline gelebilir. Bunun yanında farklı viteslerden oluşan grupların sayısı çok fazla olursa ortak bir Avrupa hayali tamamen zedelenip, AB üyeliği adeta isteyenin istediğini seçtiği bir alakart menü haline gelebilir. Bu riskler, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini de oldukça endişelendiriyor.

Elbette bu model, AB üyeliği çıkmaza girmiş Türkiye için bir fırsata da dönüşebilir. Farklı entegrasyon seviyelerindeki gruplar arasından geçişin mümkün olabileceği bir modelde, Türkiye, entegrasyon seviyesinin düşük olduğu bir yerden başlayıp zamana yayılmış bir şekilde AB ile daha fazla entegre olacak bir süreç içerisine girebilir. Zaten özellikle milli egemenlik kavramına bağlılık anlamında, Birleşik Krallık ile benzerlikler gösteren Türkiye’nin, bazı konularda ileri bir entegrasyon seviyesini tercih etmeyeceğini de düşünürsek, bu model Türkiye için de ideal olabilir.

Elbette bunları konuşabilmek için, Türkiye’nin tekrar demokratikleşme yoluna geri dönmesi ve son dönemde büyük sorunlar yaşanan bireysel özgürlükler, insan hakları ve medya özgürlüğü gibi alanlarda ciddi adımlar atması gerekir. Başta anayasa referandumu olmak üzere, önümüzdeki dönemdeki gelişmeler de Türkiye’nin bu anlamdaki yolunu çizmekte büyük rol oynayacak. AB treni, Brexit ile birlikte bir istasyonda durdu ve önemli değişiklikler yaptıktan sonra yoluna devam edecek. Bu süreç ise 2 ila 7 yıl arasında sürecek gibi görünüyor. Bu istasyon, Türkiye için hem riskler hem de önemli fırsatlar içeriyor. Türkiye, AB üyesi olacak olsun veya olmasın, bu tartışmanın ve sürecin mutlaka bir parçası olmalı. Bunun için de Türkiye’yi ileri taşımaktan uzak kısır iç tartışmalar yerine, ülkenin entelektüel gücü acilen bu tür alanlara taşınmalı.

© Deutsche Welle Türkçe

Demir Murat Seyrek

Dr. Demir Murat Seyrek Avrupa Demokrasi Vakfı Kıdemli Danışmanı ve Avrupa Politikaları Uzmanı

Reklam