1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Yunan halkı çaresiz ve öfkeli

Halk bir yandan ülkenin poltikacıları tarafından sırtından vurulduğuna inanıyor, diğer yandan yaşanan şiddet olaylarının şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışıyor.

Yunan parlamentosunun hafta sonu onayladığı acı tasarruf paketi, piyasaları rahatlattı ancak çaresizlik içindeki Yunan halkının da belini büktü. Başkent Atina’nın merkezinde bir kozmetik mağazasının 45 yaşındaki işletmecisi “Bu politikacılar, böyle bir tasarruf paketini onaylama yetkisini nereden alıyor?” diye yakınıyor. Sosyalist PASOK partisine oy verdiğini söyleyen dükkan sahibi, “Çünkü Papandreu, bize ekonomik anlamda umut verdi. Bize bu radikal tassarruf önlemlerini değil bambaşka bir programı göstermişti. Zaten iflas etmişiz. Ayda 600 euro kazanıp 500 euro elektrik faturası ödedikten sonra, tüm bunların ne anlamı var.”

Dükkânlar ateşe verildi

Kozmetik mağazasının da bulunduğu cadde üzerindeki iki dükkân, hafta sonu kontrolden çıkan protestolarda ateşe verilmiş. Dükkân çalışanları geriye kalanları toparlayıp kırılan dükkân camlarını temizliyor. Dükkân sahipleri ise çaresiz ve umutsuzluk içinde başlarında bekliyor ve yaşanan karmaşadan politikacıları sorumlu tutuyor.

Atina sokaklarının savaş alanına döndüğü pazar günü tam 45 bina yandı. Çıkan kargaşa, 2008 yılında bir polisin 15 yaşındaki bir genci vurmasının ardından yaşanan olaylardan sonraki en büyük arbedeydi. Acı tasarruf reçetesini protesto eden göstericiler şehri birbirine kattı. Polisle göstericiler arasındaki çatışmalarda birçok kişi yaralandı, 35 sivil ve 68 güvenlik görevlisi hastaneye kaldırıldı. 142 gösterici gözaltına alındı.

Çatışmalardan iki gün sonra bile Atina yanık kokuyor ve ortam hâlâ çok gergin. 50 yaşlarında bir Yunan, gazetecilere içini şöyle döküyor: "Demokrasi diye bir şey kalmadı. Parlamenterler kendilerine dikte edileni yerine getirdi. Bizler, Almanlar ve Fransızların bizden istediklerini yapıyoruz. Tabii ki Avrupalıların bize verdiği borcu geri ödemek zorundayız. Ancak Yunanistan’ın reformları yerine getirmek için daha fazla zamana ihtiyacı var, daha fazla baskıya değil."

'Hepimiz battık!'

40 yaşlarında, bir kadın avukat da benzer düşünceleri paylaşıyor. Sarsılmış ve umutsuzluk içinde görünen genç avukat, iki arkadaşı ile birlikte polis ve itfaiyenin güvenlik çemberine aldığı, yanmış bir binanın önünde olanları izliyor. Yangın çoktan sönmüş olsa da, binanın yıkılma tehlikesi sürüyor. “Hepimiz battık” diyen genç hukukçu, gözlerini yeniden yangından arta kalan binanın duvarına çeviriyor ve "Bu büyük bir suç. Burada çalışan insanlar da işlerini kaybedecek. Göstericiler barışçıldı, bu olanlar ise ancak bir provokasyon ile açıklanbilir" diye konuşuyor. Genç avukat biraz düşündükten sonra başını kaldırıp tok bir sesle sözlerine devam ediyor: "Artık korkmuyoruz. Elimizden daha neyi alabilirler ki? Bankalar, evlerimize mi el koysun!? Onu da yapabilirler, ne olmuş?"

'Geriye bir tek onurumuz kaldı'

Konuşmaya tanık olan genç bir Rumen lafa karışıyor ve “En kötüsü daha başa gelmedi” diyor. Ancak kendisi Yunan olmadığı için daha fazlasını söylemekten kaçınıyor. Genç avukat “Biz bir mucize gerçekleşmesini umuyoruz. En büyük isteğimiz, zamanı tersine çevirip kriz öncesine geri dönmek. Ama böyle bir şeyin olması, mümkün değil. O nedenle bence yapılabilecek tek şey bizim artık Euro Bölgesi’ni terk etmemiz.” Yunanistan'ın Drahmi’ye geri dönmesi gerektiğini savunan genç avukat şöyle devam ediyor: "O zaman Yunan halkı kendi başının çaresine bakar, oysa şimdi ülke dipsiz bir kuyuya benzedi ve bu güvensiz durum artık kaldırılacak gibi değil.”

55 yaşında işsiz bir Yunan ise hayattan tamamen vazgeçmiş değil ama neredeyse hiçbir umudu kalmamış bir biçimde konuşmayı şu sözlerle noktalıyor: “Koruyabileceğimiz tek bir şey kaldı; o da onurumuz. Onun dışında her şeyimizi aldılar. Emekliliğimizi, maaşımızı ve geleceğimizi..."

© Deutsche Welle Türkçe

Maria Rigoutsou/ Çeviren: Başak Demir

Editör: Ercan Coşkun