1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

‘Yeni bir mülteci anlaşması gerekebilir’

8 Şubat 2016

Merkel'in ziyaretini değerlendiren Prof.Hüseyin Bağcı, yeni göç dalgası ile AB ile Türkiye arasında yeni bir anlaşma gerekebileceğini söyledi. Bağcı, tarafların beklentilerine ilişkin DW Türkçe'nin sorularını yanıtladı.

https://p.dw.com/p/1HrOi
Fotoğraf: picture-alliance/dpa/V. Donev

Ankara’yı ziyaret eden Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile varılan anlaşmayı bir an önce hayata geçirmesini ve mültecilerin Avrupa’ya geçişini engellemesini istiyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden uluslar arası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Merkel’in ziyaretini ve tarafların beklentilerini DW Türkçe’ye değerlendirdi.

DW Türkçe: Almanya Başbakanı Merkel'in kritik ziyaretinin başlıca nedenlerinden biri de Türkiye’nin, AB ile varılan anlaşmayı bir an önce hayata geçirmesi. Sizce Türkiye, bu anlaşmayı hayata geçirecek mi?

Bağcı:Merkel'in bu ziyareti gerçekten önemli.AB ve Türkiye arasında yapılan anlaşmaya göre, özellikle 3 milyar euroluk paranın ödenebilmesi için Türkiye’nin kabul ettiği bazı koşullar vardı. O da Suriye’den gelecek mültecilerin alınması konusunda Türkiye’nin bir noktada vermiş olduğu söz idi. Gerek Merkel gerekse AB’nin dış ilişkilerden sorumlu komiserinin dünden beri yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin sınırın öbür tarafında kalanların Türkiye'ye alınması zorunluluğu ve kapıların açılması zorunluluğu yönünde. Ziyaret sonrası böyle bir sonuç çıkar mı bilemiyoruz. Çünkü Halep’teki çatışmalar devam ediyor, yaklaşık 1 milyon kişinin de gelmesi söz konusu olabilir. 'Türkiye’nin 1 milyon mülteci daha kaldırabilir mi' sorusunun yanıtı ise şu anda çok zor görünüyor.

Prof.Dr. Hüseyin Bağci
Fotoğraf: Klaus Weddig

DW Türkçe: AB’nin Türkiye’ye aktaracağı 3 milyar euro Türkiye’deki mülteci sorununu çözmeye yeter mi?

Bağcı:Bu verilecek olan para Türkiye'deki mülteciler göz önüne alarak düşünülmüştü. Bu son dalga hesaba katılmamıştı. Bu nedenle bu, yeni bir durumu ortaya çıkardı. Şu ana kadar gelen yaklaşık 40 bin kişinin nereden bakarsanız bakın en azından 10 bin tanesinin 20 bin tanesinin Avrupa’ya geçme ihtimali var. Bu nedenle Avrupa’da sınırların kapatılması sorusu da gündemde. Şimdi yeni bir durum var. Ve öyle gözüküyor ki, bu göç dalgası devam edecek. Bu birdenbire Türkiye’nin boyutunu aşan ve AB ile birlikte çözmesi gereken yeni bir sorunu beraberinde getirdi. 3 milyar euronun yetmeyeceği konusunda da herkes mutabık.

DW Türkçe: Bu durumda sadece Türkiye’nin alacağı önlemlerle mülteci akını engellemesi zor görünüyor. Bu yeni duruma yeni bir çözüm mü gerekiyor?

Bağcı: Aynen öyle. Şimdi mülteci dalgasının devam etmesi ve sayının artması durumunda tabii AB’nin yeni politikalar üretmesi ve yeni yardım paketlerinin sunulması gerekiyor. Londra’da geçen hafta toplanan 10 milyar euroluk para önemlidir, ama o da yeterli değil. Ama Türkiye açısından bakıldığında ise yeni 1 milyon kişilik yeni mülteci kitlesi, Türkiye'deki Suriyeli mülteci sayısını 3 – 3,5 milyona çıkaracak ve bu Türkiye’yi dünyada en fazla mülteci kabul eden ülke konumuna sokacak. Bu Türkiye toplumu için hem iç politika hem de dış politika açısından büyük sorunları beraberinde getirecek. Son dönemde Pegida gibi mülteci karşıtı oluşumların Avrupa’nın birçok kentinde gösteriler düzenlediğini göz önüne alırsak ve başta Almanya olmak üzere birçok ülkede seçimlerin de yapılacağını düşünürsek, Avrupa için çok önemli siyasal bir tehdide dönüştü bu rakam. Bu nedenle Türkiye birderbire bu mülteci sorunu ile birlikte çok güçlü bir anahtar ülke konumuna gelmiştir.

DW Türkçe: Bu beraberinde Türkiye'ye büyük sosyal sorunlar da getirecek, değil mi?

Bağcı: Doğrudur. Kaldı ki Türkiye’nin güneydoğusunda şu anda çok önemli bir çatışma var. Gelenlerin kimlikleri de çok önemli tabii. Halep’ten ve bu coğrafyadan kaçak bütün bu insanların herhalde Türkiye’ye gelmeleri ve Türkiye’de konumlanmaları Türkiye’ye sosyal ve siyasi açıdan büyük sorunlar getirecek. Başta eğitim ve sağlık olmak üzere.

DW Türkçe: Almanya'nın başlıca beklentisi Haziran 2016'da yürürlüğe girmesi planlanan Geri Kabul Anlaşması. Geri kabul Anlaşması’nın Türkiye’ye getireceği yükler neler?

Bağcı: Türkiye açısından şöyle: Türkiye, güvenli ülke olarak gözükecek. Türkiye'den yola çıkan insanların kara ya da deniz yoluyla Avrupa ülkelerine vardıkları andan itibaren tekrar geri gönderilmeleri ve Türkiye’nin bu insanları alması söz konusu. Bu tabii çok önemli bir anlaşma idi. Bunun karşılığında da Türkiye’nin vize serbestisi alması bekleniyordu, şimdi durumlar daha da karıştı. Çünkü son yapılan görüşmelerdeki mülteci sayısı ile şimdi yeniden dalgalar halinde gelecek olan mülteci sayısı tabii ki Türkiye’nin altından kalkamayacağı sorunları beraberinde getirebilir. Bu nedenle Türkiye bulunduğu pozisyondan geri adım atabilir. Şu anda masada her şey açık. Nihai bir şey yok.

DW Türkçe: AB, Türkiye'ye vize serbestisi vaat ediyor. Sizce AB bu sözünü yerine getirecek mi hem de AB’de Schengen’in geleceği tartışılırken?

Bağcı:Ben Türkiye’de hükümet tarafından yaratılan havanın yapay bir hava olduğunu düşünenlerdenim. Hükümetin ekim ayına kadar AB’nin taleplerini yerine getirmesinin çok zor olacağını düşünüyorum. Ancak Ankara'daki AB'nin temsilcisinin verdiği bilgilere göre her iki taraf da bunun gerçekleşmesi için mümkün olduğunca bürokratik prosedürü hızlandırdığını söyledi. Teknik anlamda yapıla bilir, teorik anlamda da olabilir. Ama ortaya yeni durumlar ortaya çıkarsa, AB ülkelerinde yapılacak seçimler sonucu ortaya çıkacak yeni hükümetlerin pozisyonları bugünkü pozisyonlarından farklı hale gelirse o zaman durum değişir.

Almanya Başbakanı Merkel ve Türkiye Başbakanı Davutoğlu
Fotoğraf: Reuters/U. Bektas

DW Türkçe: Merkel’in temaslarında PKK ile mücadele de bir başka gündem maddesi. Ankara terörle mücadele konusunda Almanya’dan ne bekliyor?

Bağcı:PKK ile terör, elbette Türkiye'nin öncelikli sorunu. Almanya, PKK’yı başından beri terörist ilan eden ülkelerden biri. Sanıyorum bunda bir görüş birliği mevcut. Türkiye, Almanya ile birlikte bir NATO ülkesidir. Türkiye’nin sınırları NATO sınırlarındadır. NATO’nun sınırlarının korunması da NATO’nun ortak sorumluluğudur. Bu açıdan Türkiye güçlü bir pozisyonda. Verdiği mücadele meşrudur. Burada Türkiye’nin eli güçlüdür. Türkiye’nin elinin zayıf olduğu nokta, PKK ile Suriye’deki PYD arasındaki askeri işbirliğinin engellenmesi yönünde Türkiye’nin yapabileceği bir şey olmayışıdır.

DW Türkçe: PYD ile işbirliği konusunda Almanya’nın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bağcı:PYD, Suriye içerisinde IŞİD’e karşı mücadele eden bir muhalif örgüt olarak görülüyor. Rusya da destekliyor. Beşar Esad da destekliyor. Yani iki ayrı ülkede iki ayrı örgütten söz ediyoruz. Ama bu iki ayrı örgütün birbirleri ile organik bağları var. Hangi bağlamda, Türkiye bağlamında. Erdoğan'ın ABD'nin özel temsilcisine yönelik “ABD tercihini yapsın, stratejik ortağı kim?” Türkiye'nin hayal kırıklığının göstergesidir. Sanıyorum bu hayal kırıklığı Almanya örneğinde de devam edecek. Bunu tekrar söylüyorum. Almanya için PYD, Suriye'de IŞİD güçlerine karşı mücadele eden bir örgüt.

© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Hülya Schenk