1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Uzmanlar: Irak'ta kanser riski arttı

Uzmanlar, Amerikan ordusunun Irak Savaşı’nda kullandığı radyoaktif bir merminin, kanser hastalığının ve sakat bebeklerin dünyaya gelme riskini artırdığına dikkat çekiyor. Ürdün’de bir araya gelen Alman ve Iraklı doktorlar bu konuyu masaya yatırdı. Jürgen Hanefeld’in haberi...

Doktorlar, Irak'ta dünyaya gelen sakat bebeklerin sayısında artış olduğunu söylüyor...

Doktorlar, Irak'ta dünyaya gelen sakat bebeklerin sayısında artış olduğunu söylüyor...

ABD’nin 30 yıl önce Vietnam’da kullandığı kimyasal silahlar, bugün bile çocukların sakat doğmasına yol açıyor. Şimdi benzer bir durum Irak’ta görülüyor. Amerikan ordusunun Irak Savaşı’nda kullandığı radyoaktif bir mermi, kanser hastalığının ve sakat bebeklerin dünyaya gelme riskini artırmış görünüyor.

Alman ve Iraklı doktorlar da Ürdün’de biraraya gelerek bu konuda bilgi alışverişinde bulundu. Irak’ın Güney’indeki Basra kentinde “Ana ve Çocuk Hastalıkları Kliniği”ni yöneten ve kanser hastalığı konusunda uzman olan Profesör Doktor Canan Hasan, bölgdeki izlenimlerini şöyle aktardı:

“1991’den beri sakat şekilde dünyaya gelen çocukların sayısı dört katına çıktı. 15 yaşından küçük çocuklarda kanser vakalarında da aynı şey geçerli. Çoğu kan kanseri. Ne ilacımız, ne de kemoterapi olanağımız olduğundan, kısa süre öncesine kadar bu çocukların yüzde 80’i ölüyordu.”

Uranyum içeren cephaneler kullanıldı

Canan Hasan ve yine Basra’daki Sadr Hastanesi Başhekimi Dr. Cevat el Ali, Alman salgın hastalık uzmanlarının desteğiyle Irak’ın dört bir yanında sağlık verilerini derleyen 15 kişilik bir ekibin üyeleri. Araştırmaların merkezinde ise uranyum içeren cephanenin etkileri var.

Amerikan ve İngiliz ordularının Irak’a karşı iki savaşta da, yani hem 1991, hem de 2003’te, zenginleştirilmiş uranyum içeren mermiler kullandığı biliniyor. Bremen Üniversitesi’nden Profesör Eberhard Greiser, bunun, nükleer enerji üretiminin, zayıf ışın saçan fakat aşırı sert bir yan ürünü olduğunu anlaterek şu bilgileri verdi:

“Bu cephanenin etkisi, tankı ve mürettebatını yok ederken patlamanın gerçekleştiği anda, uranyumun tozlaşması ve tabii tüm çevrede radyoaktif kirlenme yaratması. Tabii savaşan taraflar, bu uranyumun herhangi bir şekilde sağlığa zarar verebileceğini reddediyor. Salgın hastalıklar uzmanı olarak, iyonlaştırıcı her ışının, belirli bir eşik olmadan da kansere yol açtığını söylemem gerekir. Burada tek soru, kullanılan mermilerin kanser oranında bir yükselmeye neden olup olmadığı.”

Basra çevresinde 750 bin kişi etkilenmiş olabilir

Cevat el Ali ise bundan kaç kişinin etkilendiğini hesapladığını anlatarak “1991’de Basra’da Amerikalılar ve İngilizler bu cephaneden tek bir muharebede en az 300 ton kullandı. Bu, dönemin Cumhuriyetçi Ordusu’nun tüm tanklarını yok ettikleri muharebeydi. Savaştan sonra sivil halkın, tüm silahları toplayarak, hükümete satması istendi. Onun için de insanlar tüfekleri, tanksavarları ve çölde başka ne buldularsa topladı. Belki de bunların hepsine uranyum bulaşmıştı. O tarihte, bölgedeki insanların yüzde 45’ine bu tozları yuttukları için radyoaktif atıklar bulaştığı tahmin ediliyordu. Ben buradan yola çıkarak, Basra ve çevresinde bu rakamın 750 bin kişi olması gerektiğini hesapladım. Ben de onlardan biriyim herhalde” diye konuştu.

Ama uzmanlar bunun kanıtlanmadığına işaret ediyor. Canan Hasan ise, meslekdaşlarının bu teslimiyetçi yaklaşımına karşı çıkarak “Kanserin başka nedenleri de olduğunu ben de biliyorum. Tabii ki, kimyasal etkiler ya da başka maddeler veya gıda maddeleri de olabilir neden. Ama şunu soruyorum: Bu nedenler, 1991’den, yani uranyum kullanılan savaşlardan önce neden ortaya çıkmadı?” dedi. Hasan, geleceğin meşru Irak hükümetinin, Washington ve Londra’dan tazminat talebinde bulunmasını istiyor.

  • Tarih 05.03.2005
  • Hazırlayan Jürgen Hanefeld
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/Aavq
  • Tarih 05.03.2005
  • Hazırlayan Jürgen Hanefeld
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/Aavq

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN