1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

TÜRKİYE

Tunca Öğreten: Kendimi özgür hissetmiyorum

RedHack davası kapsamında 323 gün tutuklu kalan gazeteci Tunca Öğreten çarşamba günü serbest bırakıldı. Öğreten, Türkiye'de gazetecilerin durumu ve cezaevi şartlarını DW Türkçe'ye değerlendirdi.

Gazeteci Tunca Öğreten yargılandığı RedHack davasının çarşamba günkü duruşmasında adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

RedHack adlı grup tarafından sızdırılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak'a ait e-postaları haberleştirdikleri için Tunca Öğreten ile birlikte toplam altı gazeteci hakkında dava açılmıştı.

Gazeteciler "terör örgütü propagandası yapmak", "terör örgütüne üye olmak" ve "terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek", "bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme" iddialarıyla suçlanıyor. Davanın üçüncü duruşması 3 Nisan 2018'e ertelendi.

Haber portalı diken.com.tr eski editörü Tunca Öğreten tahliyesinin ardından DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

DW Türkçe: 323 gün tutuklu kaldıktan sonra dün özgürlüğünüze kavuştunuz. Ne hissediyorsunuz?

Öğreten: Şu an için aslında beni tek mutlu eden şey eşime kavuşmak. Ama tam anlamıyla özgürlüğüme kavuştuğum hissine nail oldum mu diye sorarsanız, kendimi çok özgür hissetmediğimi söylemem gerekecektir. Yinelemekte fayda var; son gazeteci hapishaneden çıkana kadar gazetecilik mesleğinin hâlâ hapiste olduğunu düşünüyorum. Deniz Yücel içerideyken, Ahmet Şık içerideyken bizim dışarıda olmamız kendimizi özgür hissetmemizi sağlamıyor.

DW Türkçe: Savcı tutukluluğunuzun devamını talep etmişti. Buna rağmen, tahliye edilmeyi bekliyor muydunuz?

Öğreten: Açıkçası beklemiyordum, çünkü başından beri zaten somut delil olmaksızın hapiste tutuluyordum. Dolayısıyla bunun devam etmesi için onlar (iddia makamı) açısından hiçbir engel yoktu. Kaldı ki savcı tutukluluğun devamını istediğinde tabii ki bir umutsuzluğa düştük. Yani çıkamayacağımızı düşündük. Ama sonrasında sanıyorum ki mahkeme heyeti ya bizim söylediklerimizden ikna oldu ya da ortada somut bir delil olmadığının farkına varıp bu mağduriyeti devam ettirmek istemediler; bir şekilde tahliye kararı çıktı. Açıkçası benim için de sürpriz oldu. Ne ben ne eşim ne de meslektaşlarım böyle bir karar bekliyordu. Umarım diğer meslektaşlarımızın çıkması için, güzel günlerin başlayacağının sinyali olarak bunu hepimiz algılarız ve bunun da devamı gelir. 

DW Türkçe: Türkiye'de birçok gazeteci daha sonra uydurma olduğu ortaya çıkan ya da suç teşkil edecek delillerin olmadığı durumlarda tutuklandı, uzun süre yargılanmayı bekledi yahut haklarında bir iddianame bile hazırlanmadı. Sizce gazetecilerin bu şekilde cezaevine konması bir göz korkutma, sindirme hareketi mi?

Öğreten: Bunun böyle olduğundan zerre kadar şüphem yok. Size şöyle açıklayayım: Ben özel harekat polislerinin eve baskın yapmasıyla gözaltına alındım. Yani içeriye uzun namlulu silahlarla, ellerinde zırhlarıyla 15-20 tane adam girip sanki bir IŞİD hücresi basıyormuşçasına evimi basıp beni gözaltına aldılar. Evi bastıklarında benim terör örgütü üyesi şüphesiyle gözaltına alındığımı söylediler. Merak edip hangi örgüt olduğunu sordum. Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP) dediler. 24 gün gözaltında kaldım. RedHack'in sayın bakanın e-maillerini sızdırdığı iddiasıyla RedHack'e üyelik atfederek suçladılar. Savcılığa çıktım, sonra da mahkemeye sevkedildim ve orada da DHKP-C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi) üyesi olmakla tutuklandım. İddianame hazırlandıktan sonra cezaevinde öğrendim ki hiçbir örgütün üyesi değilmişim ama üye olmamakla birlikte hem DHKP-C hem de FETÖ (Gülen yapılanması) adına suç işlemişim. Akla zarar bir durum. Deniz Yücel'in de başına geldiği gibi şöyle bir şey yapıyorlar: Deniz'i de RedHack dosyası üzerinden gözaltına aldılar fakat sonrasında dediler ki Kandil Dağı'na gitti, PKK mensubu üst düzey yöneticilerle röportaj yaptı, halkı kin ve düşmanlığa sevk etti. Yani özetle şunu diyorlar: Biz sizi önce alalım, biraz içeride tutalım, sonra iddianameyi nasıl olsa hazırlarız. Elimizde de sizi potasında eritebileceğimiz envai örgüt var. Sizin yaşam tarzınıza uygun hangi örgüt varsa oradan da yargılamanızı yaparız. Bu da doğal olarak tamamıyla gazetecilerin gözünü korkutmak için yapılmış bir usül olarak görünüyor.

DW Türkçe: Silivri Cezaevi'ndeki tutukluluk koşullarınız nasıldı?

Öğreten: Fiziki ortam olarak ben Silivri 2 Nolu Cezaevi’nde kaldım. Silivri 9 Nolu Cezaevi'nde kalan diğer meslektaşlarımızın maruz kaldığı kadar keskin kısıtlamalarla karşılaşmadım. Yani ilk günden beri görüşme günlerinde eşim ve arkadaşlarımla görüşebiliyordum. Ya da avukatımla görüşürken yanımda bir ses kayıt cihazı bulundurabiliyordum. Mesela Deniz Yücel gibi aylarca tek hücrede kalmadım. Hep yanımda birileri oldu, bu yüzden koşullar açısından çok şanslıydım. Düşünebiliyor musunuz, bir yıl tutuklu kalmış bir gazeteci olarak ne kadar şanslı olduğumu anlatıyorum size. Bu da bize aslında ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalıştıklarının bir göstergesi. Belki Deniz de şu an başka biriyle avluya çıkma olanağı verilmesini bir şans olarak değerlendiriyor. Ama tekrar etmem gerekirse sözsel ya da fiziki herhangi bir şiddet veya taciz unsuruyla karşılaşmadım. Fiziki koşullar açısından kısaca rahattım, ama nihayetinde özgür değildim ve bu süreçte Türkiye'de pek çok kere gündem değişti. Pek çok haber yapabilirdim ve en azından mesleğimi yapmama bir yıl engel oldular.

DW Türkçe:Bundan sonraki planlarınız nedir?

Öğreten: Ben cezaevinde evlendim. Biraz kendimize zaman ayırmak istiyoruz. Çünkü fiziksel olarak çok zorlanmasak da zihnen çok yorgun düştük ve düşürüldük. O yüzden birkaç hafta sanırım dinleneceğiz ve kendimize vakit ayıracağız. Sonrası  malum, benim bir mesleğim var, yapmayı bildiğim bir tek iş var ve o şekilde gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Ama nasıl, nerede ve ne şekilde olacak, ona artık biraz dinlendikten sonra karar vereceğim.

JD/ÇÖ/HS

© Deutsche Welle Türkçe

Önerdiğimiz linkler