1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Tüberküloz can almaya devam ediyor

Tüberkülozun tedavisi oldukça kolay olmasına rağmen her yıl iki milyon tüberküloz hastası ilaçsızlıktan ölüyor. 24 Mart Dünya Tüberküloz ile Mücadele Günü kapsamında bu tehlikeli hastalığa dikkat çekilmek isteniyor.

Tüberkülozlu bir akciğer röntgen filmi

Tüberkülozlu bir akciğer röntgen filmi

Tüberküloz, tedavi edilebilir bir hastalık olmasına rağmen, çağımızda hâlâ milyonlarca kişinin ölümüne neden oluyor. Aslında dünya nüfusunun üçte biri tüberküloza yol açan mikrobu vücudunda taşıyor. Koch basili olarak da bilinen bu bakteri özellikle akciğerlere yerleşiyor ve oradan tüm vücuda dağılıyor. Ancak vücutta tüberküloz bakterisinin taşınması kişinin mutlaka hasta olacağı anlamına gelmiyor, zira bu hastalık özellikle vücut direnci daha düşük olan kişileri etkiliyor. Almanya’nın Leipzig kentinde bulunan Robert-Koch Kliniği’nde akciğer uzmanı olarak görev yapan Dr. Adrian Gillisen, tüberkülozun ‘yoksul hastalığı’ olarak nitelendirilebileceğine dikkat çekiyor:“Tüberküloz, her zaman zor dönemlerin ve yoksulların hastalığı oldu. Çünkü yetersiz beslenme ve bakımsızlık gibi sorunlar yaşayan yoksulların bu hastalığa yakalanma olasılığı daha fazla.”

Tuberkulose in Indien Arztpraxis Flash-Galerie

Yoksul ülkelerde tedavi zor

Her yıl on milyon kişi tüberküloza yakalanıyor, iki milyon kişi de hastalık yüzünden hayatını kaybediyor. Özellikle Afrika'da, Güney ve Doğu Asya’da ve Doğu Avrupa’da tüberküloz kurbanlarının sayısı daha fazla. Tüberküloz ilaçları, özellikle antibiyotikler hastalıkla mücadelede önemli rol oynuyor. Şayet bu ilaçlar düzenli olarak alınır ve zamanından önce bırakılmazsa, tüberküloz hastası ilaç tedavisiyle iyileşiyor. Ancak hastalığın tam olarak tedavi edilebilmesi için farklı ilaçlardan oluşan bir kombinasyonun en az altı ay kullanılması, hatta şikâyetler azaldıktan sonra bile ilaçların bırakılmaması gerekiyor. Ne var ki özellikle yoksul ülkelerde etkin ilaç tedavisi uygulamak zor. Zira bu ülkelerde yeterli miktarda ilaç yok, piyasadaki ilaçlarsa pahalı. Bu nedenle, yoksul ülkelerdeki verem hastaları kendilerini iyi hisseder hissetmez ilaç kullanmayı bırakıyor. Dr. Adrian Gillisen, bunun hastalığın daha kuvvetli biçimde nüksetmesine ve bakterilerin ilaca karşı bağışıklık kazanmasına yol açtığını söylüyor. Uzman, “En başta dört daha sonra ise iki ilaçtan oluşan tedavi, düzenli olarak sürdürülmez ve ilaçlar uzun süre kullanılmazsa tüberküloza yol açan bakteriler ilaçlara direnç kazanıyor. Bu nedenle eski Sovyet ülkeleri gibi yoksul ülkelerde ilaca dirençli bakteriler türedi, çünkü oralarda tedavi usulüne göre uygulanmadı" diye konuşuyor.

Tuberkulose-Tests in Deutschland

Tedavi sürdürülmezse direnç artıyor

İlaca dirençli bakterilerin sayısı giderek artıyor. İşin kötü yanı, etken maddeleri ilaçlara aşırı direnç gösteren enfeksiyon hastalıkların tedavisi pek mümkün değil. Bu nedenle uzmanların umudu, tüberkülozun aşı ile önlenmesinde. Berlin’deki Max-Planck Enfeksiyon Biyolojisi Enstitüsü Yöneticisi Stefan Kaufmann konuyu şöyle açıklıyor: “Bu hastalık ancak aşı ile tamamen kontrol altına alınabilir. Araştırmalarımız sonucunda, enfeksiyon hastalıklarının sadece ilaçlarla yok edilemeyeceğini öğrendik.”

Mikroskop altında tüberküloz mikrobu Ölçek: 700/1

Mikroskop altında tüberküloz mikrobu Ölçek: 700/1

Aşı arayışı

Aslında 80 yıldır tüberkülozun aşısı var. Ancak Dünya Sağlık Örgütü bu aşının kullanılmasını tavsiye etmiyor. Zira hastalığın oluşmasına engel olmayan bu aşının çok sayıda da yan etkisi var. Enfeksiyon biyoloğu Stefan Kaufmann, aşı araştırmalarında ilerleme kaydedildiğini belirtiyor. Dokuz yeni aşının klinik araştırma safhasında olduğunu söyleyen uzman, doğru aşının geliştirilebilmesi için zamana ihtiyaç olduğunu vurguluyor ve “Çalışmaların gösterdiği seyirden memnunuz. Ancak tüberkülozda sabırlı olmanız lazım. Tüberküloz aşısın geliştirip geliştiremeyeceğimiz 5 ila 10 yılda belli olacak" diyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Judith Hartl / Çeviri: Başak Özay

Editör: Ahmet Günaltay