1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Schröder de Türkiye yolcusu

Türkiye’nin AB üyeliğine ”hayır” demek için onca yolu göze alıp Ankara ve ardından İstanbul’a giden Alman ana muhalefet lideri Angela Merkel bu gezisinden bugün dönerken, haftasonunda da iktidar lideri Gerhard Schröder bu kez Türkiye’nin yolunu tutuyor.

Başbakan Schröder Merkel'ın tersine Türkiye'yi AB üyeliği yolunda destekliyor

Başbakan Schröder Merkel'ın tersine Türkiye'yi AB üyeliği yolunda destekliyor

Türkiye’ye AB üyeliği yerine ”imtiyazlı ortaklık” teklifi götüren Angela Merkel’in Ankara’da alacağı tepkiyi tahmin etmek için ille de müneccim olmak gerekmiyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Merkel'a karşı kesin tavrını biraz yumuşatan bazı partili arkadaşları ise, ancak daha ileri bir aşamada böyle bir seçeneğin dikkate alınabileceğini belirtiyorlardı. Türk tarafının olumsuz tepkisini tartışmadan önce Angela Merkel’in Türkiye’nin üyeliğine karşı öne sürdüğü gerekçelere bakmakta yarar var. Merkel, Türkiye’nin üyeliği halinde 70 milyonluk nüfusu ve AB ortalamasının ancak yüzde 23’ünü bulan ekonomik üretim gücüyle birliğin maddi sınırlarını zorlayan bir unsur olacağı görüşünde. Öte yandan 1 Mayıs’ta tam üyeliği geçerlilik kazanacak on yeni devletin birlik bünyesine uyumu konusu da Merkel’e göre öncelik taşımak zorunda. Bu nedenle Türkiye’nin AB dışında kalması, giriştiği köklü reformları başarıyla hayata geçirme çabalarıysa kendine tanınacak birliğin ayrıcalıklı ortağı statüsüyle ödüllendirilmesi doğru olur.

Schröder olumlu mesajlar verecek

Pazar ile Salı günleri arasında Türkiye’ye gidecek olan Başbakan Gerhard Schröder ise, Erdoğan hükümetinin böyle bir teselli ödülüyle yetinmek istemeyeceğinin bilincinde... Sosyal Demokrat-Yeşiller iktidarının şefi ötedenberi Türkiye’ye AB üyeliği için hakkı olan şansın verilmesi gerektiği görüşünü savunuyor. Bu arada muhafazakar muhalefet partilerinin aksine, nüfusunun yaklaşık tümü Müslümanlar'dan oluşan Türkiye’nin birlik içinde kültürel sorunlara yol açacağı türünden endişeleri kesinlikle paylaşmayan Alman hükümet kanadı, aksine kültürlerarası diyalogun gelişebilmesi ve İslam Dünyası’ndaki demokratikleşme çabalarına örnek olması açısından Türkiye’den önamli katkılar umuyor.

'Türk halkı hayalkırıklığına uğrar'

Gerhard Schröder Türkiye’yi tam üyeliğe götürecek yolun daha uzun yıllar sürebileceğini bilse de, üyelik kriterlerini yerine getirmesi halinde AB’nin de vadlerini hatırlayıp Türkiye ile müzakerelere başlaması gerektiği görüşünde:

”AB ile aday üyelik anlaşmasını imzaladığı 1963 yılından beri yani kırk yıldır herkes, bu arada işbaşına gelen tüm Alman hükümetleri Türkiye’nin yakınlaşma ve uyum sürecinin ardından tam üyelik için de kesin bir perspektife sahip olduğunu söyleyegelmiştir. Türk halkında bunca yıldır oluşan beklentileri bugün gözmemezlikten gelip onları hayal kırıklığına uğratmamız doğru olmaz.”

Buna bir de Türkiye’nin Almanya’yı öteden beri AB üyeliği için güvenilir bir referans olarak görme alışkanlığını eklemek gerekir. Bunun nedenlerini sıralarken; altmışlı yıllardan bu yana Almanya’ya göç etmiş ve bu ülkede yaşayan 2.5 milyonun üzerindeki Türkün varlığı, Almanya’nın, Türkiye’nin en yoğun ilişkide bulunduğu ticaret ortağı olması, Birinci Dünya Savaşı'ndaki silah arkadaşlığı ve İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler’den kaçan onca Alman bilimadamına kucak açmış olması sayılabilir.

Ankara'da siyasi değişim

Türk hükümet başkanı Erdoğan’ın Alman meslektaşı ile görüşmesinde bu ortak geçmişe atıfta bulunmasına gerek bile yok. Türkiye’nin, hele AKP hükümetinin işbaşına gelmesinden bu yana yaptıkları ortada. Ekonomik ve sosyal alandaki reformların dışında idam cezasının nihayet kaldırılması, Kıbrıs sorununun çözümüne ramak kalması Ankara’da yaşanan siyasi değişimin en çarpıcı örnekleri.

Halk AB üyeliğini istiyor

Bu arada Ankara’daki tüm politik kadroların dışında Türk halkının yüzde 75’i de AB’ne üyeliği arzuluyor ve bu üyelikten kendi ülkelerinin gelişimi açısından önemli beklentileri var. Bu nedenle Türkiye’nin AB ortaklığı, sağlayacağı ekonomik yararlardan çok, Atatürk’ün bundan yetmiş yıl önce gösterdiği hedefe varmanın prestiji açısından önem taşıyor.

  • Tarih 18.02.2004
  • Hazırlayan Rainer Sollich
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AbOY
  • Tarih 18.02.2004
  • Hazırlayan Rainer Sollich
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AbOY

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN