Savaşın bitmesinin 70′inci yıldönümü | ALMANYA | DW | 08.05.2015
  1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

ALMANYA

Savaşın bitmesinin 70'inci yıldönümü

8 Mayıs 1945 tarihinde Almanya, müttefik kuvvetlere kayıtsız şartsız teslim olmuştu. Ama koşullar, özgürlüğün tadını çıkarmaya imkân veriyor muydu? Tarihçiler, Deutsche Welle'ye değerlendirdi.

9 Mayıs 1945 tarihinde Hildegart Theinert kocasının tuttuğu günlüğe "Savaş bitti" diye yazmıştı. Zira o gün her yerde Alman silahlı kuvvetlerinin savaşı kaybettiği ve müttefik kuvvetlere teslim olduğu açıklanmıştı. Bundan kısa bir süre sonra Latince öğretmeni Johannes Theinert önce karısını sonra da kendini vurmuştu.

8 Mayıs 1945, saat 23.45, yer Berlin’in Karlshorst semti. Alman Silahlı Kuvvetleri Yüksek Komutanlığı Kurmay Başkanı Mareşal Wilhelm Keitel, Almanya’nın kayıtsız şartsız teslim olduğu anlaşmayı imzalıyor. En azından resmi belgeye atılan tarih böyle. Aslında Keitel, 9 Mayıs’ta anlaşmaya imzasını atıyor. Ancak onun imzası, zaten bir önceki gün Fransa’nın Reims şehrinde hazırlanan Almanya’nın teslimiyet belgesinin sadece formalite olarak tamamlanmasından başka bir anlam ifade etmiyor. Nitekim Orgeneral Alfred Jodl, Reims’ta "Alman silahlı kuvvetlerinin hem müttefik kuvvetler başkomutanına hem de Sovyetler Birliği ordusunun başkumandanına karşı hava, kara ve sularda, kayıtsız şartsız teslim olduğunu" ilan etmişti. Tüm savaş faaliyetlerinin 8 Mayıs saat 23.01’de durdurulması kararlaştırılmıştı.

İkinci teslimiyet belgesi

Ancak yaygın tezlere göre Stalin’in ısrarı üzerine törenin Berlin’de tekrar edilmesi gerekti. Çünkü Reims’ta Sovyet ordusuna bağlı yüksek rütbeli hiçbir temsilci yer almamıştı. Berlin'in Karlshorst semtindeki Alman-Rus Müzesi’nden Margot Blank "Bunun mutlaka önemli bir etkisi olmuştur" diye konuşuyor. Blank "Ama bundan da önemlisi İngilizlerin endişeleri oldu" diyor. Zira onlar Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Alman silahlı kuvvetlerinin teslim olmadığını, daha sonradan, "Biz cephede yenilmedik" diyebilmek için anlaşma imzalamaya sivil hükümet temsilcilerini gönderdiklerini öne sürüyorlardı.

Blank’a göre İngilizler, ikinci kez "sırtından vurulma korkusu" ile Stalin’in talebine destek verdi. Ve Berlin’in Karlshorst semtinde yeniden Almanya’nın teslimiyet belgesini imzalandı. Bu belgeye Keitel’in yanı sıra bütün kuvvet komutanları da imza attı. Tabii ki Devlet Başkanı Karl Dönitz’in de onayı ile. Dönitz, Hitler’in 30 Nisan 1945’te kendini öldürmesinin ardından diktatörün görevini resmi olarak devralmıştı. Dönitz başkanlığındaki Flensburg hükümeti, 8 Mayıs’tan sonra da bir süre varlığını sürdürdü. Tarihçi Johannes Hürter "Alman hükümeti değil, Alman silahlı kuvvetleri teslim oldu. Bu da o tarihin birçok tuhaflıklarından sadece biridir" diye konuşuyor.

Bu hükümet varlığını ancak 23 Mayıs’a kadar sürdürebildi. ABD’nin ısrarı üzerine İngiliz işgal güçleri Dönitz de dâhil olmak üzere bütün hükümet üyelerini tutukladı. Zira Amerikalıların kulağına 8 Mayıs’tan sonra bile insanların hâlâ askeri mahkemelerin kararları ile idam edildiği gelmişti.

Yeni bir sayfa

Auschwitz toplama kampından canlı kurtulmayı başaran 90 yaşındaki Esther Bejarano, Almanya için "yeni bir sayfa"nın 8 Mayıs’tan da önce açıldığını söylüyor. Ona göre, yeni sayfa, nisan ayı sonunda Rus ve Amerikan askerleri Almanya’ya girdiğinde açıldı. Çünkü onlar sevinç gösterileri ile karşılanırken Hitler’in de bir resmi yakılmıştı. Bu gösteriye tüm Almanya’daki Yahudi avından kaçmayı başaran iki kız da katılmıştı. Onlardan biri de kendisiydi. Esther Bejarano "Herkes bu resmin etrafında dans ediyordu ve ben de müzikle eşlik ediyordum. İşte o gün ben özgürlüğüme kavuştum. O gün artık özgür olduğumuzu biliyorduk" diye konuşuyor.

Tüm toplama ve imha kamplarındakiler 8 Mayıs tarihine kadar serbest bırakıldı. İyi ama o kadar insan şimdi nereye gidecekti? Çoğu, Almanya içerisinde yakınlarını arayarak yollarını kaybetti. Bir kısmı o kadar güçten düşmüştü ki, serbest bırakıldıktan sonra bile haftalarca toplama kamplarında kalmaya devam etti. İngilizler onlar için Bergen-Belsen’de "yerinden yurdundan edilen kişiler" anlamına gelen Displaced Persons kampı kurdu.

Kitlesel intiharlar

Tarih Profesörü Hürter, şunları kaydediyor: "O dönem evsiz barksız milyonlarca kişi; Displaced Persons, zorla çalıştırılan işçiler, savaş esirleri, Nazilerin elinden, toplama ve imha kamplarından kurtulmayı başaran birçok insan, yolunu bulmaya çalışıyordu. Büyük duyguların bir senaryosu yaşanıyordu. Korkudan tutun da şiddete, firardan tehcire, yokluğa, vatansızlığa kadar."

Yazar Florian Huber, "Çocuk, bana kendini vuracağına dair söz ver" adlı kitabında, o dönem Almanya tarihinin en büyük kitlesel intiharlarının yaşandığını anlatıyor. Huber, suçluluk duygusu, karmaşa ve gelecekte olacaklardan korku duyguları ile binlerce insanın hayatına son verdiğini belirtiyor. Tıpkı Latince öğretmeni Theinert ve karısı gibi. Huber, kitabında sadece 15 bin kişilik nüfusa sahip Demmin adlı ufak bir şehirde 700 ila bin kişinin intihar ettiği belirtiliyor.

Deutsche Welle Türkçe

Sarah Judith Hofmann