1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Polonya tarihini sorguluyor

Orta ve Doğu Avrupa'da demokrasiye geçiş kolay olmadı. Bu süreçte en belirleyici rol oynayan ülkelerden biri ise Polonya'ydı. 1989 yılında Polonya’da yaşananlar Avrupa’da da yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

default

Polonya'da Haziran ayında yapılan ilk seçimlerde muhalefetin sürpriz bir şekilde sandıktan zaferle çıkması ve Doğu Bloku'nda ilk kez komünist olmayan bir siyasinin, Tadeuz Mazowiecki'nin başbakanlık koltuğuna oturması, Doğu ve Orta Avrupa’da rejim değişikliğinin yakında olduğunun habercisi niteliğindeydi. Oysa Polonya’da demokrasiye uzanan sancılı süreç 1989 yılında değil, neredeyse 10 yıl öncesinde, Gdansk kentinde bulunan Lenin Tersaneleri’ndeki grevlerle başlamıştı. İleriki yıllarda Polonya cumhurbaşkanlığı da yapan Lech Walesa’nın liderliğini üstlendiği Dayanışma Sendikası (Solidarnosc), Polonya’daki siyasi dönüşümün mimarı oldu.

Lech Walesa 1980

1980 yılına ait bu fotoğrafta Lech Walesa Dayanışma Sendikası'nın liderliğini yapıyordu.


Walesa tarih sahnesinde

Avrupa'da komünizmin çöküşü ile sonuçlanan süreç, 1980 yılında Polonya’da Dayanışma Sendikası’nın kurulması ile başladı. Gdansk kentindeki Lenin Tersaneleri'nde elektrikçi olarak çalışan Lech Walesa, Doğu Bloku tarihindeki en büyük grevlere öncülük eden isim olarak bu dönemde tarih sahnesine çıktı. Ülkesinin demokrasiye geçişinden sonra, 1990-95 yılları arasında Polonya cumhurbaşkanlığı da yapan dönemin Dayanışma Sendikası Başkanı Walesa, o günlere ilişkin şu değerlendirmede bulunuyor: “1980 yılında tersanede yapılan grevlerde Polonya'daki bütün sosyal gruplaşmaları bir çatı altında toplamayı başardık, hatta yurtdışında da destek amacıyla grevler yapıldı. Komünistlere, ‘siz sürekli yalan söylediniz, çoğunluk biziz ve artık sizi istemiyoruz’ diyebildik. Aldıkları bu büyük darbeden sonra eyleme geçemez hale geldiler. Bu, antikomünist kitlenin komünizm karşısında aldığı ilk barışçıl galibiyetti. Bu noktadan sonra artık birlikte hareket edemediler ve geçmişteki başarılarını sürdüremediler. İkinci büyük başarı ise, bu hareketin siyasi partilerden bağımsız olmasıydı. Bu bizim için 2:0'lık bir galibiyetti.”

Lech Walesa spricht im US-Kongress Flash-Galerie

Lech Walesa 1989 yılında Amerikan Kongresine hitap ediyor.

Ancak Polonya hükümeti 13 Aralık 1981’de sıkıyönetim ilan etti ve aralarında Walesa’nın da bulunduğu Dayanışma Sendikası üyelerinin çoğu tutuklandı. Bir yıl tutuklu kalan Walesa, hükümetin sert tutumuna rağmen, Polonya’da komünizmin son bulacağına dair umutlarını hiçbir zaman yitirmediklerini belirtiyor. Walesa, 1983 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüş olmasının da mücadeleye devam etme konusundaki kararlılığını güçlendirdiğini söylüyor: “Ben öncülüğünü üstlendiğim bu hareketin er ya da geç Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirileceğine emindim. Nobel Barış Ödülü’nü 1983 yılında aldım. Zamanlama gayet iyiydi, bir yıl önce verilmiş olsaydı erken olacaktı. 1983 yılında bizim durumumuz da iyi değildi, morallerimiz bozuktu. Bu ödül bize güç verdi. Böylece, zafere giden yolda mücadeleye devam ettik.”

Hükümetten uzlaşma adımı

Dayanışma Sendikası’nın başını çektiği grev dalgası 80’li yılların sonuna doğru yeniden yükseldi. Bunun üzerine hükümetin sendikaya karşı tutumu yumuşamaya başladı. Grevlerin sona erdirilmesini talep eden hükümet, sendika önderleriyle görüşmeye oturmak zorunda kaldı. Walesa, siyasilerin Dayanışma Sendikası’nı görmezden gelerek Polonya’da başarıya ulaşamayacaklarını kavramış olduklarını söylüyor: “Müzakere süreci bence bir şaşırtmacaydı. Bence komünistler bizim zaaflarımızın neler olduğunu biliyordu. Kendilerinin de güçlü olmadıklarını biliyorlardı, ama bizden güçlüydüler. Bu nedenle, bence kendilerince en güvenli yol

Buch über angebliche Spitzeltätigkeit von Lech Walesa

Lech Walesa: “Bence tüm çabalara değdi. "Bugün yine geçmişe dönüp bir seçim yapacak olsam, gene aynı şekilde davranırım."

olarak, parlamentoda bize yüzde 35’lik sandalye verme önerisini gündeme getirdiler. Böylece bizim en uslularımız onlar için ülkenin en ağır sorunlarını çözmeye uğraşacak, söz dinlemeyenler ise müzakere masasını terk edecek, sonuç olarak komünizm devam edecekti. Açıkçası bu görüşmeleri ben bu şekilde algıladım. Ve gene aynı şeyi düşündüm, bana biraz daha fırsat tanıyın, ben gerisini getiririm. Böylece mücadeleye devam ettik…”

"Her şeye değdi"

Lech Walesa, Polonya’da komünizmin yıkılışının 20 yıl ardından bugün geriye dönüp baktığında, her tür bedeline rağmen, özgürlük için mücadele etmeye değdiğini belirtiyor: “Bence tüm çabalara değdi. Bugün yine geçmişe dönüp bir seçim yapacak olsam, gene aynı şekilde davranırım. Polonya’nın özgür bir ülke olduğunu görmeye ömrümün yeteceğini sanmıyordum, bizden önceki kuşağın kaybettiklerini yeniden kazanabileceğimize, Sovyetlerden ve kölelikten kurtulabileceğimize inanmıyordum. Ancak tüm bunlar gerçekleşti ve bunda benim de payım var. Polonya’daki gelişmenin seyrinden ve zafer kazanılmış olmasından dolayı çok mutluyum.”


© Deutsche Welle Türkçe

Barbara Cöllen / Çeviri: Başak Özay

Editör: Beklan Kulaksızoğlu