1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

"Nükleer terör" senaryoları

Dünya liderleri Washington'daki zirvede "nükleer terör" tehdidine karşı işbirliği kararı aldı. Peki bu tehdidin boyutları nedir, devletler ne tür senaryolara karşı önlemler geliştiriyor?

default

Güvenlik uzmanları, "kirli bomba" olarak adlandırılan radyoaktif silahların terörist grupların eline geçmesinden ve bu silahların sivilleri karşı kullanılmasından endişe ediyor.

Peki gerçekten de bir nükleer terör olasılığı var mı? Almanya Federal Radyasyondan Koruma Dairesi'nin bu soruyu yanıtlayan iki senaryosu var.

Başkent'e nükleer saldırı

Yer, Berlin'in göbeği, tarihi Brandenburg Kapısı. Bir araç yaklaşıyor. Bagajında, radyoaktif maddeyle karıştırılmış bir kirli bomba var. Rüzgar güneydoğudan esiyor ve patlama sesi duyuluyor.

Bu, Federal Radyasyondan Koruma Dairesi'nin üzerinde çalıştığı senaryolardan sadece biri. Daire yetkilisi Gerald Kirchner, kirli bombanın ne olduğunu şöyle açıklıyor:

“ Kirli bombanın TNT ya da dinamit gibi klasik patlayıcıları içeren bir gövdesi vardır ve bu gövdeye radyo aktif maddeler katılır.”

Bombanın infilak ettiği yerin birkaç metre etrafındaki insanlar ağır radyoaktif ışına maruz kalır, bir kilometre çaptaki alandaki tüm binaların temizlenmesi, beş kilometrelik alandaki tüm yeşil alanların kaldırılması gerekir.

İkinci felaket senaryosu

Federal Radyasyondan Koruma Dairesi'nin ikinci senaryosunda bu kez aracın bagajında bir atom bombası bulunuyor. Bombanın patladığı yerin 500 metre etrafındaki tüm insanlar anında ölür. Bir kilometrelik alanda bulunan her şey yıkıntıya dönüşür. İki kilometrelik alanda kontrol edilemeyen kavurucu yangınlar başlar. Sonuç: Onbinlerce ölü.

Nükleer saldırı olabilir

Uzmanlar bu tür dehşet senaryolarının gerçekliğe dönüşmesi ihtimali az olsa da, imkânsız olmadığı görüşünde. Çünkü teröristlerin nükleer silahlarda kullanılabilecek malzemeye ulaşması olasılığı dışlanamıyor.

Merkezi Avusturya’nın başkenti Viyana’da bulunan Uluslararası Atom Enerjsi Kurumu nükleer maddelerin çalındığı, yetkisi olmayan kişilerin eline geçtiği ya da kaybolduğu vakaları araştırıyor. Kurumun nükleer kaçakcılık arşivinde yaklaşık bin 500 olay yer alıyor ve bunlar sadece kayda geçenler.

Nükleer madde hırsızlığı

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Sovyet ordusunun sahip olduğu çok miktarda nükleer madde kayıplara karıştı. Her geçen gün daha fazla ülke nükleer enerji kullanıyor. Örneğin Gana gibi gelişmekte olan ülkeler Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu denetiminde nükleer çalışmalarını ilerletiyor. Kurum, nükleer santrallerde güvenlik önlemlerinin yeterli olup olmadığını inceliyor. Çünkü güvenli görülen tesislerde her zaman bir açık kapı bulunabiliyor.

Uluslararası güvenlik danışmanları, İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerde nükleer madde ticareti yapıldığından da şüpheleniyor. Harvard Üniversitesi'nden Prof. Graham Allison'da bunun mümkün olduğu görüşünde:

“Kuzey Kore lideri Kim Yong Il’i örnek alalım, Usame bin Ladin’e atom bombası satmayı düşünür mü? Bence düşünebilir. Bu sebeple bir yerde onun ülkesinde üretilen bomba patladığında sorumluluğunu kendisinin taşıdığını çok açık bir şekilde anlatmalıyız. Kendisi değil de Usame Bin Ladin Los Angeles ya da Londra'ya bombayı getirse dahi bunun böyle olacağını bilmeli.”

Parmak izi ele veriyor

Prof. Graham Allison günümüzde bir bombanın nerede imal edildiğinin net bir şekilde tespit edilebildiğini söylüyor. Nükleer üretim tesislerindeki çeşitli toz zerrecikleri eşi bulunmayan bir yapının izini taşıyor. Yani bombanın içinde bir çeşit moleküler parmak izi bulunuyor. Graham Allison herhangi bir yerde bir bomba patlarsa içindeki maddelerdeki parmak izinden sorumluluların bulunacağını belirtiyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Eva Simon / Çeviren: Deniz Eğilmez

Editör: Beklan Kulaksızoğlu

Önerdiğimiz linkler

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN