1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

BASIN

MM: Sağduyulu bir toplum terörün aleti olamaz

İngiltere’de Müslüman gruba yönelik saldırı ve Fransa’da Macron’un parlamento seçimlerinde mutlak çoğunluğu kazanması Alman gazetelerinde bugün öne çıkan konular arasında.

Londra'da bir minibüsün cami çıkışındaki kalabalığın üzerine sürülmesi büyük infial yarattı. İngiltere terör alarmına geçti. İngiltere Müslüman Konseyi, camiden çıkanların kasıtlı olarak hedef alındığını iddia etti. Münchner Merkur gazetesi teröre karşı sağduyunun ve hukuk devleti ilkelerinin öne çıkartılması gerektiğini vurguluyor:   

"Tam da böyle bir saldırı yapacak adamı bekliyordu IŞİD. 48 yaşında olan, İslam’a karşı nefretle dolu olduğu için Londra’daki bu eylemi düzenlediği anlaşılan, bir grup Müslüman’ın üzerine aracını süren bu kişi teröristlerin planı kapsamında nefreti tüm Avrupa’ya yayma işlevini yerine getirdi. Teröristler Müslümanlara ya da camilere saldırı düzenlenmesini umut ediyorlar. Daha sonraki protesto gösterilerini ya da tarafların karşı karşıya gelmesini kullanarak da daha fazla şiddet ortamı yaratmak istiyorlar. Bundan sonra da terör eylemleri olacaktır. Tek tek kişilerin -hangi sebeple olursa olsun- vahşet eylemleri düzenlemesini tamamen engellemek mümkün değil. Bu olaylar nedeniyle öfke yaşanmasını engellemek de mümkün değil. Ama önemli olan şu: Şiddete sağduyulu ve hukuk devletinin imkanları ile tepki gösteren bir toplum, şiddetin tırmanmasını isteyenlerin aleti olamaz.”

Hafta sonunda Fransa'da yapılan parlamento seçiminde Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Yürüyüş Halindeki Cumhuriyet” hareketi mutlak çoğunluğu sağladı. Süddeutsche Zeitung'un internet portalındaki Leo Klimm imzalı yorumda, Macron’un parlamentoda ulaştığı mutlak çoğunluktan sonra derhal reform çalışmalarına başlamak istediği, ancak işi aceleye getirmesinin tehlikeli olabileceği belirtiliyor:

"Fransa Cumhurbaşkanı Macron parlamentoda büyük bir çoğunluğa sahip olsa da, aslında Fransa’da seçim sistemi gerçeği biraz çarpıtıyor. Macron’un yeni oluşturduğu partiyi destekleyenler sadece seçmenin azınlık bölümü. Yapmayı planlandığı  reformlar, ya da toplumdaki dönüşümler için seçmenden aldığı yetki aslında sınırlı. Macron’un bu yetkiyi kendi gücüyle artırması, Fransa’yı daha iyi bir geleceğe götüreceği konusunda kitleleri ikna etmesi gerekiyor. Ama eğer hata yapacak olursa, o zaman ona karşı muhalefet bu defa sokağa dökülecek.”

Handelsblatt adlı gazete ise yorumunda Macron'un Avrupa’nın geleceğine ilişkin hedeflerini mercek altına alıyor:

"Macron, "koruyucu bir Avrupa’yı" inşa etmek için gerekli güce sahip olduğunu kanıtlamak istiyor. Şunu kastediyor: AB’nin diğer ülkelerinden ucuz iş gücü getirtilerek, Fransız çalışanın ayağının kaydırılmaması, yani hiçbir Fransız vatandaşının işini kaybetmemesi. Bu hedefe yönelik olarak Macron kolları sıvadı ve Brüksel’de ‘iş gücü gönderme yönetmeliklerinin reformdan geçirilmesi için bir uzlaşma önerisi ortaya attı. Bu yönetmelikler bir çalışanın sosyal sigorta haklarını kaybetmeden AB’nin başka bir ülkesinde çalışma hakkını düzenliyor. Birçok Doğu Avrupa ülkesi ekonomisi güçlü ülkeler karşısında ayakta durabilmek için bu imkandan yararlanıyor.”      

Badische Nachrichten gazetesi ise Macron'un üstesinden gelmesi gereken önemli görevleri şöyle özetliyor: 

“Herşeye rağmen Macron ve oluşturulan yeni partisi yönünde verilen oylar net bir mesaj veriyor. Bunu ülkedeki güçlü sendikalar da tanımak zorunda; çünkü genç çalışanlar bugüne kadar iş piyasasına bir türlü ayak basamadılar. Öte yandan Macron çalışanlar ile reformlar konusunda dürüstçe diyaloğa devam etmesi gerekiyor. Belki de bu enerji ile yeni Cumhurbaşkanı ülkedeki seçkinler ile daha az imtiyazlı olanlar arasındaki sınırları biraz daha gidermeyi başarabilecek.”

© Deutsche Welle Türkçe

ÇA,BK