1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

“Müziğin gücüne inanmak lazım”

Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’nın Şefi Cem Mansur geçtiğimiz günlerde Deutsche Welle’nin konuğu olarak Bonn’a geldi ve Orkestra Kampüsü’nün hazırlıkları hakkında bilgi verdi. DW’den Başak Özay'ın haberi.

Almanya'nın Bonn kentinde her yıl düzenlenen Beethoven Festivali'nin yabancı gençlik orkestralarının ağırlandığı Orkestra Kampüsü'nün bu seneki konuğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası. Orkestra Kampüsü'nün düzenlenmesine öncülük eden kurumumuz Deutsche Welle aynı zamanda bu etkinlik vesilesiyle Türkiye ile kültürel işbirliğini geliştirmek amacıyla “Beethoven ile Buluşma” adlı bir kültür projesi de başlatıyor. Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası'nın Şefi Cem Mansur geçtiğimiz günlerde Deutsche Welle'nin konuğu olarak Bonn'a geldi ve Orkestra Kampüsü'nün hazırlıkları hakkında bilgiler verdi. Cem Mansur'la hazırlıklar hakkında konuştuk.

DW: Sayın Mansur, Şefi olduğunuz Türkiye gençlik Filarmoni Orkestrası bu sene Beethoven Festivali kapsamında kurumumuz Deutsche Welle’nin öncülüğünde, bu sene 12’ncisi yapılan Orkestra Kampüsü’nün konuğu olacak. Orkestra'dan biraz bahsedebilir misiniz?

Cem Mansur: Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası altıncı yılında. Önce Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası adıyla başladık. Sonra anlatılması uzun olacak nedenlerden dolayı adını değiştirdik. Toplum Gönüllüleri çatısı altında çalışıyoruz. Önce her yaz, ana destekçimiz Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi’nde, Türkiye’nin dört bir yanından seçtiğimiz 100 gençle bir çalışma kampı oluşturuyoruz. Orada çok üst düzey bir orkestra oluşturmanın ötesinde, çoğunlukla Türkiye’de müzisyenin sosyal sorumluluğuyla ilgili bir takım çalışmalar yapıyoruz. Genç müzisyenlerimizin hem kendilerinden ve Türkiye’nin müzik hayatından beklentilerini yükseltmeye, yukarı çekmeye, hem de müzisyen olarak toplum içindeki yerleri konusunda düşündürmeye yüreklendiriyoruz.

Pressekonferenz Orchestercampus Türkei

Cem Mansur DW'deydi.

DW: Gençlerle olan çalışmalarınız Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası ile sınırlı kalmıyor. Türkiye-Ermenistan Gençlik Senfoni Orkestrası’nın kurulmasına da öncülük ettiniz. Bu orkestralarla yurtiçi ve dışında konserler veriyorsunuz. Sizce klasik müzik kültürler arasındaki diyaloğun geliştirilmesine nasıl bir katkı sağlayabilir?

Cem Mansur: Klasik müzik lafını pek sevmiyorum. Ben çok sesli evrensel müzik tabirini kullanıyorum. Beethoven’ın, Bach’ın, Mozart’ın temsil ettiği çok sesli evrensel müzik, diğer müzik türlerine kıyasla bütün sınırları hiçbir sorun olmadan aşan ve evrensellik konusunda daha inandırıcı bir iddiası olan bir müzik kültürü. Müzik insanların aslında duyar duymaz ilişki kurdukları bir uygarlık değerleri silsilesi ve onu ifade eden bir şey. Herkes o uygarlık değerleriyle bir şekilde ilişki kuruyor. O yüzden insan hakları beyannamesinin yazıldığı, parlamenter demokrasinin ve penisilinin icat edildiği veya dinde reform hareketinin olduğu dünyanın yazdığı müziğin evrensellik iddiasının, diğerlerine göre daha fazla olmasına hiç şaşırmamak lazım.

DW: Öte yandan sizin çok sesli evrensel müzik adını verdiğiniz müzik türünün sadece toplumun belli bir kesimi tarafından dinlendiğini ve eğitiminin de yine toplumun belli katmanlarında ağırlık kazandığını görüyoruz. Sizce klasik müzik kültürü Türkiye’de niçin yaygınlaşmadı?

Cem Mansur: Bunda müziğin yeterince yayılmamış, tepeden inme bir olgu olmasının payı var. Bu her zaman konuşuluyordu. Bu günlerde özellikle konuşuluyor. Evet, çok sesli müziğin kurumsallaşması cumhuriyetin bir ürünü fakat artık toplum olarak büyümemiz lazım. Bu kurumların, evrensel uygarlık değerlerinin paylaşılmasına ve toplumsal barışa ne şekilde hizmet edebileceklerini düşünüp öyle kullanmaya başladığımız zaman, çok sesli müzik bizim için ötekini anlamanın, öteki ile barış içinde yaşamayı öğrenmenin müthiş bir anahtarı olabilir. Çok sesli müzikten, gerçekten aykırı uçtaki düşüncelerin barış içinde var olabileceğini, çatışma çözerken illa en çok bağıranın haklı olmadığını öğrenmek mümkün. Bunu kabul etmek lazım, müziğin gücüne inanmak lazım.

DW: Beethoven Festivali’ne geri dönecek olursak, nasıl bir hazırlık içindesiniz ve bu festivali takip edenleri nasıl bir program bekliyor?

Cem Mansur: Beethoven Festivali öncesinde Deutsche Welle'nin liderliğinde Alman senfoni Orkestrası'nın usta müzisyenleri ile bizim gençlerimiz İstanbul'da bir dizi oda müziği çalışmaları yapacaklar. 15 Haziran'da, İstanbul'da Alman Başkonsolosluğu'nun Kaisersaal salonunda birlikte bir konser verecekler. Bu genç müzisyenlerimiz için büyük bir şans. Deutsche Welle'ye ait önem verdiğim çok güzel bir girişim. Sonrasında 20 Ağustos'ta Sabancı Üniversitesi'nde provalarımız başlayacak. Müzikal ve sosyal çalışmalarımızın sonrasında, Osmanlı ve Cumhuriyet başkentleri olan İstanbul, Ankara ve Bursa'da birer konser vereceğiz. Ondan sonra Avrupa başkentleri turnemiz başlayacak. Almanya'nın eski ve yeni başkentleri Berlin ve Bonn'da, Hollanda'da Amsterdam ve Lahey'de, Avrupa Birliği ve Belçika'nın başkenti Brüksel'de konserlerimiz olacak.

Bonn'da çalacağımız eserler arasında tabii ki Beethoven var. 3 farklı kuşağı temsil eden Türk solistiyle, Beethoven'ın üçlü konçertosunu çalacağız. 20 yaşındaki başkemancımız Hande Küden keman solosunu çalacak, çok değerli bir viyolonselist Efe Baltacıgil ve biraz daha ileri yaşlardaki piyanist Hüseyin Sermet bu üç farklı kuşağı temsil edecek. Beethoven'ın üçlü konçertosunun dışında yine Deutsche Welle'nin, genç Türk bestecisi Mehmet Erhan Tanman'dan sipariş ettiği “Barbaros trafiği” aldı eseri çalacağız. Onun dışında Richard Strauss, Bartok ve Ravel'den farklı senfonik danslar dizimiz var. Çok renkli bir program. Müziğin gücünü ve sihrini Bonn'da bulunduğumuz 4 gün içerisinde dolu dolu paylaşmaya çalışacağız.

© Deutsche Welle Türkçe

Söyleşi: Başak Özay

Editör: Gezal Acer

Söyleşinin uzun halini aşağıdaki ses dosyasına tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız