1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

Müslümanlar için 'Avrupa Baharı' çağrısı

Avrupa’da özellikle Müslümanlara yönelik artan ayrımcılık Avrupa Konseyi’ni harekete geçirdi. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks uyarı niteliğinde bir görüş mektubu yayımladı.

“Artık Müslümanları Avrupa toplumlarının bir bütünü olarak görmenin zamanı geldi. Irkçılık ve hoşgörüsüzlüğün eski ve yeni biçimlerinin kökünü kazımak için bir ‘Avrupa Baharı’na ihtiyacımız var”. Bu ifadeler son zamanlarda Avrupa genelinde Müslümanları hedef alan siyasi parti ve liderlere karşı kamuoyunu uyarmaya çalışan Avrupa İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks'e ait.

Nils Muiznieks, Kommissar für Menschenrechte des Europarates

Avrupa İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks

Avrupa’da Müslümanlara yönelik ayrımcılık politikaları 1990’lı yılların ikinci yarısından bu yana Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi’nin gündeminden düşmüyor. Avrupa genelinde demokrasi, insan hakları ve hukuk devletinin “bekçisi” olarak tanımlanan Avrupa Konseyi, bundan 15 yıl önce “İslamofobi” terminolojisini kurumsallaştırmış ve konuyu ırkçılık ve hoşgörüsüzlükle mücadele organı olan ECRI aracılığıyla Avrupa gündemine taşımıştı. Ancak o zamandan bu yana, başta 11 Eylül terör saldırıları olmak üzere, Müslümanların Avrupa toplumlarındaki konumunu doğrudan ve olumsuz etkileyen gelişmeler yaşandı. Müslümanlar aşırı sağcı ve popülist siyasi parti ve siyasiler tarafından hedef alınmaya veya gösterilmeye başlandı. Tüm Avrupa’yı saran bu akım giderek de kök salmakta.

Müslüman karşıtı önyargılar

İnsan hakları savunucularını endişelendiren bu gelişme, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Muiznieks'i Avrupa hükümetleri ve kamuoyuna “uyarı” niteliğinde sentez bir görüş mektubu yayımlamaya itti. Mektubun en çarpıcı yanını “Müslüman karşıtı önyargılar uyuma engel oluyor” şeklindeki başlığı oluşturuyor. Başlıktaki “Müslüman karşıtı” sözcükleri Avrupa Konseyi açısından olağanüstü önemli bir jargon değişikliğine gidildiğinin işaretçisi. Avrupa Konseyi bugüne kadar “Müslüman karşıtlığı” terminolojisini kullanmamaya özen göstermekteydi. Bunun yerine “İslamofobi” terimi kullanılmaktaydı. Ancak Türkçe’ye -nedendir bilinmez- “İslam karşıtlığı” olarak giren bu terim artık gerçeği yansıtmaya yetmiyor. Zira İslamofobi sadece “İslam korkusu” anlamına geliyor ve Müslüman olmayanların kafasında ille de negatif bir çağrışıma sahip değil. Örnek vermek gerekirse “araknofobi” sözcüğü “örümcek korkusu” anlamı taşıyor ama bu, örümcekten korkmanın kötü bir şey anlamına geldiği ya da örümceğin kötü bir şey olduğu anlamı taşımıyor. Günümüz Avrupa toplumlarında da “İslam korkusu” değil, “Müslüman karşıtlığı” yaşanıyor. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de yayımladığı mektupta Avrupa’da gelinen noktayı çok daha gerçekçi şekilde özetleyen bir terminoloji kullanıyor.

Seçim hesapları

Komiser Muiznieks'in mektubunda ön plana çıkan diğer bir nokta, özellikle bazı Batı Avrupa ülkelerinde Müslümanları hedef alan siyasi söylem ve politikalar. Muiznieks bu konuda Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç ve İsviçre’yi örnek gösteriyor. Bu ülkelerdeki popülist sağcıların “seçim hesapları” nedeniyle Müslümanları hedef almasını eleştiriyor. “Çok kültürlülük eleştirilirken bilinçlice Müslümanların gündeme getirildiğini, halbuki çok kültürlülük deneyimini söz konusu ülkelerin çoğunun gerçek anlamda yaşamadığını” anımsatıyor. Bu arada Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’ın, ülkesi Norveç’te geçen yıl Temmuz ayında meydana gelen katliamın yıldönümü çerçevesinde bu hafta Strasbourg’da yaptığı “Avrupa her zaman bir çeşitlilik kıtası olmuştur. Bizler Avrupa’da dışarıdan gelen göçmenlere bağımlıyız. Bu göçle sadece beraber yaşamakla kalmamalı, aynı zamanda kendisinden faydalanmalıyız” ifadelerini de not etmekte fayda var.

Çifte standart eleştirisi

İnsan Hakları Komiseri Muiznieks’in dikkat çektiği bir diğer nokta ise 11 Eylül terör saldırıları sonrası Müslümanların hedef gösterilip, Almanya’da ve Norveç’te işlenen ırkçı karakterli cinayet veya katliamların gözardı edilmesi. Muiznieks’e göre, “söz konusu cinayet ve katliamlar aşırı sağın da tehlikeli olduğunu ve teröristlerin değişik motivasyonlarla hareket ettiğini” gösteriyor.

Symbolbild Islamophobie in Deutschland

Komiser Muiznieks'in mektubunda öne çıkan bir nokta da, bazı Batı Avrupa ülkelerinde Müslümanları hedef alan siyasi söylemler.

Muiznieks, son yıllarda bazı Avrupa ülkelerinde yasal yollarla Müslümanları hedef alan uygulamaları da eleştiriyor. İnsan Hakları Komiseri, Fransa ve Belçika’da parlamentolardan geçen peçeli çarşaf yasalarını, İtalya'da benzer bir yasanın yerel yönetimler tarafından “terörle mücadele adına” uygulanması ve Avusturya, Bosna, Danimarka, Hollanda, İsveç ve İspanya’da benzer girişimlerde bulunulmasını tehlikeli bir gidişat olarak görüyor. İsviçre’de 2009 yılı sonunda minarelere karşı düzenlenen referandumun ise Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu (ECRI) tarafından istisnai bir prosedür olan yazılı deklarasyonla “kınandığını” hatırlatıyor.

“Müslümanlara yönelik ayrımcılık artıyor

Avrupa Birliği (AB) Temel Haklar Ajansı’nın verilerine göre AB topraklarında yaşayan her 3 Müslüman’dan 1’inin son 12 ay içinde “ayrımcılık kurbanı” olduğunu hatırlatan Muiznieks, Uluslararası Af Örgütü raporlarının da Avrupa’da yaşayan Müslüman kadınların iş bulma şanslarının, dinsel simgeler konusunda kendilerine getirilen kısıtlamalar nedeniyle olağanüstü düşük olduğunu gösterdiğine işaret ediyor. Muiznieks’in mektubunda Avrupa’da polis, gümrük memurları ve sınır bekçilerinin “etnik ve dinsel görünüme göre insan durdurma veya arama” alışkanlığı da eleştiriliyor ve bu durumun “sadece ayrımcılık anlamına gelmediği, aynı zamanda ters etki yaptığı” belirtiliyor. Muiznieks'e göre, “Güvenlik güçleri şüpheli davranışlar üzerinde yoğunlaşacaklarına görünüm üzerinde yoğunlaşıyor, böylece işbirliğine ihtiyaç duydukları topluluklardan kendilerini soğutuyorlar”.

Yukarıdaki gözlemlerden yola çıkan Muiznieks, sorunla başa çıkmak için Avrupa hükümetlerine üç temel öneride bulunuyor. İlk olarak Avrupa hükümetlerinden Müslümanları doğrudan hedef alan yasal düzenlemelere ve din ve her türlü inanç üzerine kurulu ayrımcılığa son vermelerini istiyor. İkinci olarak Avrupa toplumlarında Müslümanlara yönelik önyargı ve hoşgörüsüzlükle mücadele edilmesi çağrısında bulunuyor. Son olarak da Müslümanların Avrupa toplumlarının vazgeçilmez bütünü olduğunun bundan böyle kabullenilmesi gerektiğini savunuyor. Tüm bunları gerçekleştirmek için de bir “Avrupa Baharı”na ihtiyaç olduğunu söylüyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Kayhan Karaca/Strasbourg

Editör: Beklan Kulaksızoğlu