1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Kyoto Prokolü’nde revizyon çağrısı

189 ülkeden 5 bini aşkın bilimadamı ve çevreci, Buenos Aires’te yapılan 10. İklim Konferansı’nda iklimdeki değişimleri, bunun sonuçlarını ve alınması gereken önlemleri görüşüyor. Bazı uzmanlar, Kyoto belgesinde değişikliğe gidilmesini öneriyorlar.

Sanayi, dünya ikliminin değişiminde belirgin rol oynuyor

Sanayi, dünya ikliminin değişiminde belirgin rol oynuyor

En son Rusya’nın 129. ülke olarak Kyoto Protokolü’nü imzalaması ve böylece uygulamanın önündeki engellerin aşılması, konferansa iyimserlik havasının hakim olmasına yol açıyor. Ancak bazı uzmanlar, bu konuda karamsar. Avrupa Ekonomi Yüksek Okulu’ndan Çevre Yönetimi Profesörü Dr. Lutz Wicke, hafta sonu iklim konulu kitabının tanıtımında , Avrupa’nın Kyoto stratejisinin iflas ettiğini söyledi ve protokolde revizyon yapılması gerektiğini vurguladı.

Wicke, tüm ülkeleri ve iklim koruma alanında çalışan kişileri düşünce biçimlerini değiştirmeye ve yeni bir başlangıç yapmaya çağırdı.

İstikrarı sağlamanın yolları

Profesör Dr. Lutz Wicke, iklim korumada istikrarın ancak, ABD, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin önerileri dikkate alındığında sağlanabileceğini kaydetti.

Bilimadamı bu tezini yapılan son araştırma sonuçlarına dayandırıyor. Prof. Wicke, Rusya’nın onayıyla yayılan iyimserliğe rağmen, iklim sisteminde olumsuz bir gidişat gözlediğini savunuyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirşliği Örgütü OECD’nin verilerine göre, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin zehirli atık gaz oranını 2010’a kadar yüzde 5.2 azaltmaları gerekiyor. Ancak bu orandaki atışın önümüzdeki yıllarda yüzde 25’i aşması bekleniyor. Wicke, Avrupalıların, Kyoto Stratejisi doğrultusunda koydukları uzun vadeli hedeflerle kendilerinin de uymadığına dikkat çekiyor. Örneğin Birliğin 2010’a kadar yüzde 8.1 oranında azaltması gereken karbondioksit oranının, yüzde 9.1 düzeyinde artacağı tahmin ediliyor.

ABD ve Avustralya’daki artış

ABD ve Avustralya’daki artış ise çok daha büyük boyutlarda. Az gelişmiş ülkeler de emisyon oranını sınırlama ya da düşürme kaygısı taşımıyor. Buna göre 2010 yılında dünya genelinde atmosfere karışan karbondioksit miktarı 1990’dakinden yüzde 39 oranında daha fazla olacak.

Çevre Yönetimi Profesörü Wicke, uluslararası topluluğun bu verilerin ortaya koyduğu korkunç manazarayı görmezden gelemeyeceğini vurguladı. Bilimadamına göre Kyoto Sözleşmesi, dört önemli kriterin ışığında reforme edilmeli. Bunlar, AB’nin, hava sıcaklığının 2 C dereceden fazla artmaması gibi asgari düzeydeki hedeflerine sadık kalması, zehirli atık gazların azaltılması için dünya genelinde ikna edici çalışmalar yürütülmesi, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerle ABD’nin, iklim korumaya aktif biçimde katılımını sağlamak ve hiçbir ülkeyi bu süreçte ekonomik olarak zorlamamak.

Emisyon sertifikası

Profesör Wicke Almanya’nın Baden Württemberg eyaleti Çevre Bakanlığı için bu kriterleri karşılayan bir sistem geliştirmiş. Bunda, ABD’deki denemelerde başarılı sonuç veren bazı sistemlerden de yararlanılmış. Emisyon ticareti konusunda ayrıca, AB standartlarının aksine, Hindistan ve Pakistan’ın savunduğu ”kişi başına bir oy, diğer bir deyişle bir emisyon sertifikası” görüşü dikkate alınmış. Buna göre her birey bir emisyon hakkına sahip oluyor. Nüfusları kalabalık olan az gelişmiş ülkeler böylece ihtiyaçlarından daha fazla miktarda emisyon hakkına kavuşuyor. Bunları da iklime en çok zarar veren Avrupa ülkeleri ve ABD’ye satabiliyorlar. Bu sayede iklim koruma, yoksullukla mücadeleye de hizmet etmiş oluyor.

ABD'nin oynadığı rol

ABD’nin önerisi ise sözleşmede ekonomik koşulların daha çok dikkate alınması. Çevre Yönetimi Profesörü Lutz Wicke, ”Bu görüşlerin Buenos Aires’teki İklim Konferansı’nda da gözönünde bulundurulacağını umuyorum.”şeklinde konuştu.

Konferansa katılan Almanya heyetinin Başkanı Karsten Sach da bu süreçte özellikle ABD’ye ihtiyaç duyduklarını gizlemiyor. Ancak dünya genelinde havaya karışan toplam karbondioksit miktarının yarısını üreten ABD ile AB’nin asgari müşterekte anlaşması zor görünüyor. Çünkü Washington ekonomik büyümesini tehlikeye atmak istemediği gerekçesi ile, herhangi bir emisyon azaltma hedefi belirlemeye karşı çıkıyor.