1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

"Kurtlar Vadisi Amerikan değil, savaş karşıtı"

Almanya’da büyük tartışma yaratan Kurtlar Vadisi Irak filminin Amerikan ve Yahudi karşıtı olduğu gerekçesiyle gösterimden kalkmasını talep edenler var. Ancak filmin senaristlerinden Bahadır Özdener’e göre, bu film Amerikan değil, tamamen savaş karşıtı. Özdener, eleştirilere yönelik DW’nin sorularını yanıtladı.

Kurtlar Vadisi Irak filmi, Almanya'da büyük bir tartışma başlattı

Kurtlar Vadisi Irak filmi, Almanya'da büyük bir tartışma başlattı

Türkiye’nin 10 milyon dolarlık en pahalı filmi Kurtlar Vadisi Irak, Almanya’da büyük tartışma yarattı. Almanya film yüzünden ikiye bölünmüş durumda. Hırisyan Sosyal Birlik Genel Başkanı Edmund Stoiber ve Almanya’daki Yahudi cemaati filmin kaldırılmasını isterken, karşı kesim ise filme sansür uygulanmasına karşı. Türkiye’de, Avrupa’da ve ABD’de eleştirilen filmin yaratıcıları ise bu tepkilerin haksız olduğunu kanısında. Filmin senaristlerinden, eski bir gazeteci olan Bahadır Özdener (31), Kurtlar Vadisi Irak’ın Amerikan değil, tamamen savaş karşıtı bir film olduğunu söylüyor. Özdener, eleştirilere yönelik sorularımızı yanıtladı.

DW: Filme tek taraflı, milliyetçi ve Amerikan karşıtı olduğu yönünde ağır eleştiriler var. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özdener: Buna başından beri tek bir şey söylüyoruz: Bu film bir tek şeye, savaşa karşıdır. Irak’ta bir işgal var ve o işgalin doğurduğu insan hakları ihlalleri var. Bu da dünyanın gözünün önünde yaşanıyor. Biz filmde, konu ettiğimiz herşeyi uluslararası basında yer alan materyallerden aldık ve orada yaşanan gerçeklerin, yani trajedinin sadece yüzde 1’ini anlatabildik filmimizde. Dolayısıyla bunu nasıl değerlendirmek lazım geliyorsa, öyle değerlendirilsin. Ama bizim fikrimiz soruluyorsa, bu yüzde yüz savaşa, Irak’ta yaşanan işgale ve yaşanan insan hakları ihlallerine karşıdır. Amerikan karşıtlığına gelince... Ebu Gureyb Cezaevi’nde işkence edenler, masumları öldürülenler Amerikan vatandaşı da olsalar olsalar, bunlar Amerikan karşıtıdır, Amerikan halkının düşmanlarıdır.

DW: Kurtlar Vadisi Irak’ın milleyetçi bir bakış açısıyla yazıldığını söyleyenlere ne diyorsunuz?

Özdener: Aslında bunlar çok güçlü eleştiriler değil. Dışardan bakılan yüzeysel değerlendirmeler olarak görüyoruz. Bütün dünyada, milliyetçilik akımları alıp yürürken, Türkiye yine bir itidal ülkesi olarak duruyor kendi coğrafyasında. Almanya’da sokaklarda, Türkçe konuşulmasını yasaklayan yasa teklifleri var. Acaba bu film mi milliyetçilik eleştirilerine maruz kalmalı, yoksa Avrupa’nın herhangi bir köşesinde herhangi bir dil konuşulurken, Türkçe, Arapça, Kürtçe, Farsça konuşulduğu için yasalarla düzenlemeler yapılmasını düşünmek mi milliyetçi, hatta ırkçı olduğunu düşünmek lazım. Bizim filmimizin özü, insanlar farklı kültürlerden, farklı dinlerden, dillerden farklı mezheplerden olsa bile bir araya gelip ortak bir paydada, ortak bir halkada bir araya gelip birbirlerini anlayabilirler. Bunun da bir tek yolu var: Birbirlerinin değerlerine saygı göstermeleri.

DW: Filmdeki hikaye çok keskin ifadelerle anlatılıyor. Ya hep iyi ya hep kötü. Yani siyah – beyaz. Ara renkler yok mu griler, başka tonlar?

Özdener: Aslında sinema, istediği rengi anlatabilecek bir sanat. Bu, tamamen yaratıcının, senaristin veya yönetmenin ya da dilerse yapımcının arzularına göre şekillenebilecek bir sanat dalı. O saniyede, yapımcı, senarist veya yapımcı hangi rengi gördüyse, onu anlatır. Ama bahsettiğimiz yer Irak ise açıkçası, orada tek bir renk var: Siyah. O rengi petrol olarak görenler var, bu rengi matem, yas olarak görenler var. Buna pembe gözlükle bakmak, açıkçası en azından Türk sinemasının misyonu değil. Roberto Benigni, İtalyan sineması adına Hollywood yapımı pembe gözlüklerle Irak’taki savaşa baktı. O, onların bakış açısı. Ama Irak’ın 200 km. kuzeyinde iseniz, orada yaşanan trajediye, orada yaşanan insan hakları ihlallerine çok açıkçası gri olarak bile bakamıyorsunuz. Her yer siyah görünüyor, buradan baktığınızda. Ve matem siyahı bu, petrol siyahı bile değil...

DW: Filmde çok etkileyici sahneler var, çarpıcı ifadeler var. Çok kesin ifadelerle anlatılmış. Ve bu keskinliğin, insanları etkileyebileciği kışkırtabileceği yönünde değerlendirmeler söz konusu, ki Almanya’da filmi izleyenlerin tekbir getirdiği bile söyleniyor.

Özdener: Hiç öyle bir endişemiz yok. Biz, insanımıza, dünyanın neresinde olursa olsun, üstelik sadece Türkiye insanlarına da değil, bu coğrafyanın insanlarına inanan, saygı duyan bir ekimiz. Türk olsun, Kürt olsun, Arap olsun, hatta Rus olsun, hatta Ukraynalı ya da Gürcü olsun, hatta Yunan olsun, İtalyan olsun, İranlı olsun, Akdenizli, Ortadoğulu, Asyalı, Avrupalı kim olursa olsun insanların biz itidalli olduğuna, onların niye nasıl değerlendireceğini çok iyi biliyoruz. İnsanların filmi izlerken nasıl tepki göstereceğini, şüphesiz bir merkez bir birlik veya bir kurul karar veremez. İnsanlar filmi izlerken, istedikleri tepkileri verebilirler. Ama filmin çıkışında, insanlar yasalar çerçevesinde davranmakla yükümlüler. Yasalara karşı, bu coğrafyanın insanlarının herhangi bir şekilde bir itirazı, isyanı ya da suçlu duruma düşmek gibi bir arzusu yok. Biz huzursuzluklar coğrafyasında yaşıyoruz ve bu huzursuzlar coğrafyasını huzursuz hale getiren bizler değiliz. Ben, Alman basınındaki eleştirileri okuyorum. Acaba böyle bir filmi Almanlar yapmış olsaydı, aynı eleştirileri yaparlar mıydı?

DW: Yani bu film, Türkiye’den çıktığı için de mi çok eleştiriliyor?

Özdener: Açıkçası bunu kaldırabilmek çok güç. Ama biz sadece şunu göstermek istedik. Siz de yapın, siz de farklı bakabilirsiniz. İlla herşeye otomotik olarak bakmanın anlamı yok. Bize Almanya’da 20 yaş yasağı kondu. Bu, sadece porno filmlere konulan bir yasak. Bize gelen gerekçeli kararda şu deniyor: Bu film, tek yanlı olarak gerçekleri dile getiriyor. Kusura bakmayın ama, şu anda dünyanın hiçbir sinemacısı Hitler’le empati kurabilecek kadar iyi kalpli değil herhalde. Ortada bir işkence yaşanıyorsa, bugün dünya basınında bangır bangır Amerikalılar’ın yeni işkence Ebu Gureyb fotoğrafları yayınlanıyorsa, evet biz buna tek taraflı bakarız, yani insan tarafından bakarız.

DW: Filmde yoğun bir şekilde dini göndermeler var. Aslında hem dini hem politik kaygılarla ilgili mesajlar var. Dini öğelere neden bu kadar çok mesaj verdiniz ve bir filmde bu kadar çok mesaj vermek doğru mu?

Özdener: Film, Irak’ta geçiyor. Irak’ta havyarlar üzerine bir sosyolojik bir çalışma yok. Irak’ta yaşanan en büyük kavgalar da çatışmalar da uzlaşmalar da din üzerinden yapılıyor. Şiiler’le Sünniler birbirine girmişken, Hıristiyanlar’la Müslümanlar arasında bir çatışma varken ya da insanlar inançlarına göre bölünmüşken, o coğrafyaya dair bir film yapıp o filmdede dini birleştirici bir unsur olarak göstermezsiniz de ne yaparsınız? Filmin Türkiye ya da Almanya ile ilgisi yok. Film Irak’ı ilgilendiriyor. Irak’ı ilgilendiren bir film olduğu için de dini öğeler ve mesaj kaygıları ciddi şekilde var. Çünkü bu da gerçeklere uygun.

DW: Türkiye’de çuval olayının intikamı alındı, toplumsal bir tatmin sağlandığı yönünde de değerlendirmeler yapılıyor. Peki filmde çuvalın intikamı alındı mı?

Özdener: Çuvalın muhatabı olan, istediği şekilde isteği cevabı verir ve vermiştir, verecektir de. Bu bir film. Çuvalın intikamı ile filmin alakası yok. Filmin içerisindeki dramatik kurguda, çuvalın peşine giden bir Polat var. Ve filmin belli bir noktasından sonra da çuvalın peşinden koşmayıp da oradaki kefenlerin peşinden koşan, insanların çektiği acıların peşinden koşan baş kahraman var. Ben, bunları yüzeysel eleştiriler ve değerlendirmeler olarak görüyorum. Filmin ne böyle bir misyonu var ne böyle bir amacı ne böyle bir duruşu ne böyle bir söylemi vardır. Filmin söylemi, sizin de ifade ettiğiniz gibi, çok net, tek net, çok keskin ve çok açıktır. Irak’taki işgal ve insan hakları ihlalleri yanlıştı.

DW: Yahudiler’den de tepki geldi. Almanya’daki Yahudiler, filmin kaldırılmasını istiyor. Zira filmde, Yahudi bir doktor Iraklılar’ın organlarını satıyor...

Özdener: Filmde tek bir Yahudi ismi geçmiyor. Irak’ta bu kadar şey yaşanırken, insanların alınganlıklarının yeri var mı acaba bu filme dair eleştirilerde. Ben de çok şeye alınmışımdır. Ama benim şahsi alınmamın, Irak’ta milyonlarca insan canıyla uğraşırken, çok önemi var mı? Bu filmin yasaklanmasını istemişler. İsteyebilirler. Yasak mercileri her talebi değerlendiriyor mu?

DW: Organların satılması kurgu mu gerçek mi?

Özdener: Organların satılmasına dair, o bölgede en az binlerce hikaye vardır. Organ ticareti büyük bir dramdır. Sadece o bölgenin değil, bütün Ortadoğu’nun Doğu Avrupa’nın Asya’nın gerçek bir trajedisidir. Bu trajediye dair, binlerce kitap yazıldı, binlerce makale yazıldı, bu sizce kurgu olabilir mi?

DW: Yani, filmde Yahudiler’e gönderme yok mu?

Özdener: Filmde tek bir kez bile Yahudi kelimesi geçmemekte. Ama hemen İsrail’in yanıbaşında bir ülkede Irak’ta insanlar acı çekiyor. Buna hemen alınmak ve hemen de anti – semitik ithamda bulunmak, yüzde yüz anti - insanlık tavrıdır. Bir şey böyle eleştirelemez, insanlara böyle damga yapıştırılamaz. Bu damgayı yapıştıranlar, önyargılılar, bizi böyle olmakla suçluyor. Sadece Irak’ta işkecenin yanlış olduğunu anlattığımız için...

  • Tarih 21.02.2006
  • Hazırlayan Hülya Köylü / DW
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaR9
  • Tarih 21.02.2006
  • Hazırlayan Hülya Köylü / DW
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaR9