1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

EKONOMİ

Kamu-özel sektör ortaklığı çözüm olabilir mi?

Almanya'da kemer sıkma önlemleri nedeniyle mali sorun yaşayan kamu kurumları, kamu-özel sektör ortaklığına yöneliyor. Ancak bu ortaklığın kamu için gerçekten avantajlı olup olmadığı konusunda şüpheler var.

default

Almanya’da “tasarruf” kelimesi bu aralar çok fazla zikredilir oldu. Hemen hemen tüm kamu kurumlarında tasarrufa gidilmesi gerekiyor. Sadece federal bütçede 2014 yılına kadar 80 milyar euronun üzerinde tasarruf yapılması lazım. Üstelik hepsi bu kadar değil. Anayasa’ya göre, bütçenin 2016 yılından itibaren dengelenmesi gerekiyor. Bununla birlikte devlet yol, okul, hapishane, hastane ve mezarlıklar inşaa edilmesini ya da bunların yenilenmesini de sağlamak zorunda. Ancak bunun için krediye ihtiyacı var. Yeni borçlanmaya gidemeyeceği için de, kamu-özel sektör ortaklığı cazip bir çıkış yolu oluyor.

Bu modeli olumlu olarak nitelendiren Federal Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Jan Mücke,“Bu, özel sermayenin ve özel sektörün sahip olduğu teknik bilginin, kamu idaresine getirilip, kamu görevlerinin daha iyi yerine getirilebilmesiyle ilgili bir durum. Bunun için, işlerinde iyi olan özel partnerleri görevlendiriyoruz. Bu nedenle, Almanya'daki kamu-özel sektör ortaklığı projelerini teşvik etmemiz önemli" diyor.

Belediyeler firmaya kira ödüyor

Bu, özellikle örneğin bütçesine harcama yasağı konulmuş olan Almanya’nın batısındaki Mülheim kenti gibi aşırı borçlanmış Alman belediyeleri için geçerli görünüyor. Belediye, bir mültimedya kütüphanesi inşaatı için gerekli olan 14 milyon euroyu temin edemediğinden özel bir yatırımcıyla ortaklığa gitti. Şirket, kütüphaneyi inşaa edip, belediyeye 25 yıllığına kiraladı. Kent idaresinden yönetici Frank Steindorf, bu ortaklıkla ilgili şu bilgiyi veriyor: “Bu, temelde, bütçeye konulan harcama yasağı nedeniyle yerine getiremeyeceğimiz, ancak acil ihtiyaç olan şeylerin yapılması olanağını sunuyor.“

Yapılan ortaklık her iki katılımcının da kazanç sağladığı bir kazan-kazan durumu gibi görünüyor. Ancak bu konuda bir değerlendirme yapabilmek için, inşaat kusurunun kimin yükümlülüğünde olduğu ya da kentin özel yatırımcıya ödeyeceği aylık kiranın ne yükseklikte olduğu gibi konuların bilinmesi gerekiyor. Ancak bu tür veriler, katılımcı şirketin işletme sırrı olduğu gerekçesiyle sır gibi saklı tutuluyor.

Devlet sırrı gibi gizleniyor

Bu suskunluk sadece Mülheim kentindeki proje için değil, ülke genelindeki tahmini 20 milyar euro değerindeki 150 kamu-özel sektör ortaklığı projesi için de geçerli. Bazı anlaşmalar, seçilmiş milletvekillerinden bile devlet sırrı gibi saklanıyor. Yeşiller milletvekili Anton Hofreiter, ulaştırma bakanlığının inşaat şirketleriyle yaptığı dört otoyolun yenilenmesi ve genişletilmesine ilişkin anlaşmaları ancak yoğun çabalar sonrasında görebilmiş. Milletvekilinin, bunun için hiçbir somut bilgi ya da veriyi kamuoyuna açıklamayacağı yönünde yazılı garanti vermesi gerekmiş. Özellikle de inşaat firmasının, ağır vasıta araçlarından gelecek 30 yıl boyunca elde edilecek otoyol geçiş ücretinden alacağı payın ne kadar büyük olacağı konusunda. Okuduklarından bunun devletin zararına bir ticaret olduğu sonucunu çıkaran Hofreiter, “Daha ilk projelerde bile devletin bazı koşullara bağlı olarak yüzlerce milyon euro kaybettiğinden bahsediyoruz" ifadelerini kullanıyor.

Hofreiter'in sözünü ettiği koşullar, inşaatı yapan firmanın, otoyoldan geçen ağır vasıta sayısının giderek artacağı hesabına dayanıyor. Federal Sayıştay da bu hesabın doğru çıkması durumunda, bunun devlet için “büyük bir ekonomik dezavantaj getireceği“ sonucuna vardı. Ulaştırma Bakanlığı ise bu suçlamaları reddedip, Federal Sayıştay’ın tüm verileri göz önünde bulundurmadığını iddia ediyor. ABD, Kanada ya da İsveç’te bu sorun çoktan çözülmüş durumda. Çünkü bu ülkelerde her vatandaş, kamu ihalelerinin dağıtımı konusunda belgeleri inceleme hakkına sahip.

© Deutsche Welle Türkçe

Panagiotis Kouparanis / Çeviri: Başak Sezen

Editör: Beklan Kulaksızoğlu