1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Kalkınma yardımları ve dış politika

Soğuk Savaş döneminde kalkınma yardımları ideolojik mücadelenin parçasıydı. Peki gelişmekte olan ülkeler bugün kalkınma yardımları ile neyi amaçlıyor? Sivil toplum örgütleri ne düşünüyor?

default

Afganistan'ın Kunduz bölgesinde görev yapan Alman yeniden imar ekipleri

Almanya, 1961 yılında önemli bir adım atarak Batının ilk Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı’nı kurdu ve Almanya’nın bu adımını diğer ülkeler de izledi. S ömürge döneminin sona ermesiyle birlikte, bir gecede, yeniden yapılanması gereken onlarca ülke bağımsızlığını ilan etmişti. Bu ülkelere destek verilmesi gerekiyordu. Ancak kısa bir süre sonra bazı kesimler, “Paralarımızı çarçur ediyorlar” sözleriyle kalkınma politikalarını eleştirmeye başladı. Bu görüşe karşı çıkanlar da kalkınma yardımları ile dış politikada milli çıkarların gözetildiğini düşündü. DW’den Mathias Bölinger, kalkınma yardımlarında dış politikanın etkinliğini araştırdı:

Kalkınma yardımlarında izlenen stratejinin, dış politika çıkarlarıyla doğrudan ilintili olduğu eskilere dayanan, bilinen bir görüş. Avrupa’nın Afrika ve Asya’daki sömürgelerinin bağımsızlıklarını elde etmelerinin ardından, ABD ve dönemin Sovyetler Birliği, 20’inci yüzyılın ikinci yarısından itibaren kalkınma yardımlarıyla yeni devletleri kendilerine bağlamaya çalışıyordu. Bu yolla iki süper güç, Soğuk Savaşı dünyanın ücra köşelerine taşıdı.

Fransa gibi diğer Batı ülkeleri ise kötü üne sahip diktatörlere verilen büyük miktarlardaki mali yardımlarla eski sömürgelerinin sadakatini güvence altına almaya çalışmakla adından söz ettirdi.

GTZ Logo

Almanya’da yetkililer, kalkınma yardımlarının dış politikanın unsurlarından olduğunu açıkça ifade ediyor. Almanya'da kalkınma yardımları organizasyonu GTZ'nin başkanı Bernd Eisenblätter de bu kişilerden biri. Eisenblätter, kurumunu güvenlik politikalarının bir parçası olarak gördüğünü söylüyor:

“Sadece Afganistan, Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ni düşünmek yeterli... Çok sorun var ve salt klasik güvenlik politikalarıyla bu sorunlarla mücadele edilemez. Öncelikle sorunlara yol açan nedenler, kalkınma alanında kalıcı işbirliğiyle bertaraf edilmeli.”

Güvenlik ve kalkınma

2001 yılındaki 11 Eylül saldırıları, Batı'ya yönelik tehdidin artık sadece güçlenmekte olan rakip devletlerden değil, zayıf ve çökmekte olan ülkelerden de geldiğini gösterdi. Ve Afganistan sadece askeri bir hedef değil, aynı zamanda Batı'dan gelen kalkınma yardımlarının en önemli alıcısı konumuna dönüştü. Ayrıca kalkınma yardımlarıyla dış ve güvenlik politikaları arasındaki yeni işbirliğinin deney sahası haline de geldi.

Kalkınma örgütleri, askerler ve polisler, Afganistan’da yeniden yapılanmada görev alan ve PRT olarak adlandırılan bölgesel kalkınma ekipleri içinde birlikte çalışıyor. Batılı devletler, bu işbirliğine hükümet dışı örgütleri de dâhil etmek istiyor. Ancak kalkınma alanında çalışan Alman sivil toplum örgütlerinden VENRO çalışanı Jürgen Lierser, buna direndiklerini söylüyor:

“Yardım kuruluşları olarak son yıllarda bizim de karşı karşıya kaldığımız güvenlik sorunları, sivil çalışmalarla askeri görevlerin iç içe geçmesinden de kaynaklanıyor. Bu, Afganistan’daki direnişçilerin işgalci güç olarak saldırdıkları askeri birliklerle, işgalcilerle işbirliği yaptıklarını düşündükleri yardım kuruluşları arasında ayırım gözetmemesine yol açtı.”

Afrika'ya özel ilgi

Alman kalkınma yardımlarının büyük bölümü ise geleneksel olarak Afrika’ya akıyor. Bununla birlikte Alman Bilim ve Politika Derneği’nden Dennis Tull, kıtada Almanya’nın çıkarlarının çok da göze çarpmadığına dikkat çekiyor:

“Almanya’nın son on yıldaki Afrika politikasının kalkınma politikalarıyla sınırlı olduğunu söylemek yerinde olur.”

Bu arada Afrika kıtasında birçok değişiklik meydana geldi. Son yıllarda bazı ülkelerde ekonomik büyüme yaşanmaya başlandı. Çin’den sonra Hindistan da Afrika pazarında yeni rakip güç olarak ortaya çıktı. Almanya’nın Afrika politikasını etkileyen bir diğer gelişme de kıtada artan istikrarsızlık ve siyasi gerilimler. Alman uzman Tull, bu nedenle son yıllarda Afrika politikasına daha geniş bir perspektiften bakıldığını, henüz yolun başında olmakla birlikte bakış açısında değişimin başladığına dikkat çekiyor.


Mathias Bölinger / Çeviren: Değer Akal

Editör: Hülya Köylü

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN