1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Kıbrıs’ta son tango

Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşların çabalarına rağmen Kıbrıs Adası'ndaki bölünmüşlük yıllardır aşılamadı. Tarafların attığı adımlar merakla takip ediliyor. Lefkoşe'den Osman İkiz'in izlenimleri...

Uluslararası toplum tarafından tanınmayan KKTC'nin 26'ncı yıldönümü törenlerle kutlandı

Uluslararası toplum tarafından tanınmayan KKTC'nin 26'ncı yıldönümü törenlerle kutlandı

Hava limanına gitmek üzere İsveç’te evden çıktığım sırada kar yağıyordu. Lefkoşe’ye vardığımda uçaktan inip terminale yürünceye kadar üzerimdeki giysilerden bunaldım. Dışarı çıkınca ilk işim sanki ciğerlerimde muhafaza etmek istercesine derin bir nefes almak oldu. İsveç’te nadiren yaşadığımız yaz akşamlarından biriydi. Her şeyi mantıkla açlıklayacak değiliz ya; biraz kendi kaderime, biraz da doğanın adaletsizliğine kızdım.

Çocukluğumdaki ‘’Ya Taksim Ya Ölüm’’ mitinglerinden bu yana Kıbrıs’la ilgiliyim. Röportaj için birçok kez gittim. Kuzey Kıbrıs’ta görmediğim yer kalmadı. Bu kez de Kuzey Kıbrıs’ın kendisini bağımsız bir devlet olarak ilan edişinin 26. yıldönümü kutlamalarını izlemek üzere oradaydım. Her taraf bayraklarla donatılmıştı. ‘’Yavruvatan-Anavatan’’ tanımlamasının canlı ifadesi gibi Kuzey Kıbrıs ve TC bayrakları yan yana dalgalanıyordu.

Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün (solda), Osman İkiz'le birlikte

Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün (solda), Osman İkiz'le birlikte

35 yıldır dünyanın sırtını döndüğü Kuzey Kıbrıs halkı bir kez daha ulusal bayramını kutlamaya hazırlanıyordu.

Liderlerin yaklaşımı

Törenlerden önce Başbakan Derviş Eroğlu ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat düzenledikleri basın toplantılarında Kıbrıs sorununun çözümü konusunda sürmekte olan müzakerelerle ilgili görüşlerini açıkladılar. Derviş Eroğlu rahat ve neşeliydi. 2004 referandumunda ‘’Annan Planı’’na ‘’Hayır’’ demiş ve Mehmet Ali Talat’ın ‘’Evet’’ cephesine yenik düşmüştü. Ama bugün durum farklı. Kamuoyu yoklamaları dengelerin o günden bu yana değiştiğini gösteriyor. Kıbrıs Türk halkının görüş değiştirmesinin nedeni de, referandumda ‘’Hayır’’ demesine rağmen Rum tarafının bütün Kıbrıs’ın temsilcisi olarak AB’ne alınması ve kaldırılacağına söz verilmesine rağmen Kuzey Kıbrıs’a ambargo ve izolasyonların sürmesi.

Derviş Eroğlu politikasını açık seçik anlattı. 1975 Viyana Antlaşması çerçevesinde gerçekleştirilen nüfus mübadelesiyle iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun coğrafi ve sosyolojik zemininin hazırlanmış olduğuna işaret etti. 1977 ve 1979’daki doruk antlaşmaları ve BM Güvenlik Konseyi çeşitli kararlarının da bu yaklaşımı sergilediğini hatırlattı.

Öyleyse bugüne kadar neden bir uzlaşma sağlanamadı?

Derviş Eroğlu’nun bu soruya yanıtı özetle şöyle:

- Rum tarafının asıl niyeti bütün Kıbrıs’ı ele geçirmek. Rumlar bu yüzden müzakereleri hep çıkmaza soktular.

- Batı dünyası da olanlara hep göz yumarak suça ortak oldu.

‘’Kötü komşu insanı ev sahibi yaparmış’’ diyor Eroğlu ve ekliyor, ‘’Kuzey Kıbrıs’ın 1983’te bağımsız devlet ilan edilmesi bu yüzden zorunluydu.’’ Eroğlu’nun son sözleri de bir uyarı:

Kuzey Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş

Kuzey Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş

"Birgün Kıbrıs Türkünün diz çökecek ve bir antlaşma olsun da nasıl olursa olsun diyeceğini zannedenler ham hayal peşindedirler."

Talat umutlu

Müzakereleri sürdüren Başkan Mehmet Ali Talat, Derviş Eroğlu kadar rahat değil. Bu da anlaşılır bir şey. Çünkü Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu bugün Annan Planı’na bile ‘’Hayır’’ demeye hazır. Peki Türk tarafı için Annan Planı’ndan daha iyi bir antlaşma metnini Rumlara kabul ettirmek mümkün mü?

Rum tarafındaki Antenna yayın kuruluşunun anketine göre Rumların yüzde 76,6’sı Annan Planı’na bugün de ‘’Hayır’’ diyor. Bu oran 2004’e göre biraz daha yüksek. Bu tablo Rumların, Türkler için daha elverişli bir antlaşmaya asla ‘’Evet’’ demeyeceklerinin işareti. Oysa Talat umutlu olduğunu söylüyor. Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde işi kolay değil. Seçimin kaderi müzakerelerin sonucuna bağlı. Talat bunu bildiğinden uzlaşma için elinden gelen gayreti gösteriyor. Desteği ise dışarda arıyor. ‘’Türklere kalleşlik ettiler’’ dediği dünyanın yeni koşullarda adaletli davranıp Rumları antlaşmaya ikna etmesi gerektiğini savunuyor. Talat’ın bu ifadesi aynı zamanda müzakerelerin pek de olumlu seyretmediğinin ipucunu veriyor.

Konjonktür uygun

Siyaset bilimiyle uğraşanlar için Kıbrıs eşsiz bir laboratuar. Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde en az rolü olanlar belki Kıbrıslılar. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devletler olarak diplomatik arenada ip cambazı gibi incecik dengeler üzerinde oynuyorlar. BM ve AB bu dengeleri bozacak güc görünümündeler. Ama nafile. Hele AB, eğer bilinçli olarak, işleri daha da karıştırmak niyetiyle yapmadıysa, Kıbrıs’ta çok amatör kaldı. Son uyarıyı da Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten aldı:

‘’Önümüze ‘Ya AB ya Kıbrıs’ seçeneğini koyarsınız, Türkiye’nin tercihi sonsuza kadar Kıbrıs Türkünün yanında olacaktır.’’

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Kıbrıs sorununun çözümü için sonsuza kadar beklenmeyeceğini açık bir dille ifade etti. Bahar aylarında taraflar arasında antlaşma sağlanmasa bile bu konunun daha fazla uzatılmayacağı belli oldu.

AB Dönem Başkanı İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Avrupa Parlametosu’nda Kıbrıs konusundaki bir soruyu yanıtlarken sinirlenip kendini tutamadı ve ‘’1974’te yapılanları unutmayın’’ deyiverdi. Bu kuşkusuz alışılmadık üsluptu.

Başbakan Derviş Eroğlu (ortada)

Başbakan Derviş Eroğlu (ortada)

Bugün AB liderlerinin çoğunluğu Kıbrıs’ın 2004’te AB’ye alınmasının hata olduğunu kabul ediyor. Bu hatadan dönülemeyeceğine göre şimdi Kuzey Kıbrıs’ı tanıyarak dengeyi sağlamak isteyebilirler. Federasyon koşuluyla bunu yaparlarsa geç de olsa Kıbrıs sorunu çözüme kavuşmuş olur. Gelişmeler sona gelindiğinin işaretlerini veriyor. Müzakerelere artık son tango gözüyle bakılabilir.

Doğduklarından beri Kıbrıs sorunuyla yaşıyorlar

‘’35 yaş yolun yarısı’’ demiş Cahit Sıtkı Tarancı. Kıbrıs’ta bulunduğum sürece beraber olduğumuz Dışişleri görevlisi İbrahim Teksamancı 1974 Ağustos’unda doğmuş. Kendini bildi bileli Kıbrıs sorunuyla yaşıyor ve bu ayıbın artık bitmesini bekliyor.

Çözüm için harcanan enerjinin yıpratıcı olduğu belli. Ne tuhaftır ki, kasım ortasında gömlekle gezilen bu ülkede tek enerji kaynağı petrol. Oysa yıl boyunca yararlanılabilecek güneş tepede pırıl pırıl asılı duruyor. ‘’Güneş enerjisi varken, petrol kullanmak doğru mu?’’ diye soruyorum İbrahim Teksamancı’ya. ‘’Haklısın ama Kıbrıs sorunu yüzünden başka bir şey düşünemiyoruz ki’’ diye yanıtlıyor İbrahim Teksamancı. Yolun yarısında ama hala kendisi doğmadan önce ortaya çıkan bir sorun nedeniyle, izolasyon mağduru olarak, ufukları karartılmış bir dünyada yaşamak zorunda. Bizim yaşadığımız dünyanın ise bu dünyadan haberi yok.



© Deutsche Welle Türkçe


Osman İkiz / Lefkoşe

Editör: Murat Çelikkafa

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN