1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Kıbrıs'ın kaderi için "evet" ya da "hayır"

Kıbrıs’ta referandum için sadece saatler kaldı. Ada’nın her iki kesiminde son günlerde ”evet” ve ”hayır” taraftarları da kampanyalarına hız verdi. Yapılan anketler, Türk kesiminden birleşmeye ”evet”, Rum kesiminden ise ”hayır” oyu çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. DW’den Panayotis Kouparanis’in izlenimleri...

Kıbrıs'ın birleşmesi için referendum bugün...

Kıbrıs'ın birleşmesi için referendum bugün...

İkiye ayrılan Lefkoşa’nın Kıbrıs Rum kesimindeyiz. Lefkoşa’daki lokanta ve kafelerde insanlar Devlet Başkanı Tasos Papadopulos’un Annan Planı ile ilgili olarak televizyonda yaptığı açıklamaları dinliyor. Papadopulos tam bir saat boyunca kendi bakış açısıyla planın getireceği dezavantajları tek tek sayıyor ve konuşmasının sonunda da Rum halkına referandumda ”hayır” oyu kullanmaları çağrısında bulunuyor.

Rum kesiminde yapılan anketler, halkın Papadopulos’un çağrısını dinlediğini gösteriyor. Örneğin, 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Effi günlerdir bir grup arkadaşıyla birlikte Lefkoşa’daki Özgürlük Meydanı’nda insanları plana ”hayır” demeleri için ikna etmeye çalışıyor. Annan Planı’nın adil olmadığına inandığını söyleyen Effi, planın Rum Cumhuriyeti’nin dağıtılmasını öngördüğünü söylüyor. Planın tüm Türk yerleşimcilerin Ada’da kalmasına da izin verdiğini ifade eden Effi, ”Annan Planı’na göre Türk askerleri işgal haklarını muhafaza edecekler” diyor.

Rum tarafında plana ”hayır” görüşü ağır basarken, Türk tarafında ise plana ”evet” diyenlerin sayısının fazla olduğu dikkat çekiyor. Sokaktaki sıradan vatandaşlar referandumda verecekleri oyu açıklamaktan çekinmiyor. Yolda gördüğümüz Türkler’den biri, ”Adım Savaş, taksi sürücüsüyüm. Plan bence çok iyi. Türk ve Rumlar’ın birarada yaşamasını öngörüyor. İnsanlar eski memleketlerine geri dönebilecek. Gerçekten Annan Planı çok iyi” diyor.

Güney endişeli

Türk kesimi birleşmeden yana, Rum kesimi ise buna karşı görünüyor. Bugüne değin tam tersiydi. Bu yüzden BM, AB ve uluslarası diğer kurumlar sadece Rum kesimini devlet olarak tanımış, Türk askerlerinin Ada’da konuşlandırılmasını ise ”işgal” olarak nitelendirmişti. Peki, Annan Planı neden Rum kesiminin çoğunluğunda kabul görmüyor? AKEL Partili İçişleri Bakanı Antreas Christou şöyle konuşuyor:

”Plan karşıtları, planın getireceği tehlikelerle ilgili mesajlarını kamuoyuna ulaştırmayı başardı. Bu görüşler de halk arasında korkuya neden oldu. Halk arasında aslında planda yer almayan ve gerçekle örtüşmeyen şeyler konuşuluyor. Bu şüphe ve korkunun nedenlerinden ilki. İkinci neden ise insanların ”evet” oyu kullanmaları halinde ertesi gün kendilerini neyin beklediğini bilmemelerinden kaynaklanan belirsizlik durumu.”

Güney Kıbrıs’ta halkın çoğunluğu kendisini güvende hissetmiyor. Çünkü Annan Planı’na ilişkin oldukça maceraperest düşüncelere inanıyorlar. Birleşme halinde güneyin tek başına kuzeyi finanse etmek zorunda kalacağı, ya da Türkiye’nin birleşme sonrasında adaya çıkarma yapacağı gibi düşüncelere inananlar var.

Türk tarafında "evet” ağır basıyor

Türk tarafında ise durum tam tersi. İnsanlar, plan konusunda daha fazla bilgiye sahip. Plana ”evet” demelerinin nedeni AB vatandaşı olmak istemeleri değil. Birleşme olmasa da birçok Kıbrıslı Türk, AB vatandaşı olacak. Çünkü Türk kesiminde yaşayanların yüzde 80’i Rum kesiminden pasaport aldı. Türk-Rum Endüstri ve Ticaret Odası Başkanı Ali Erel Türkler’in plana neden ”evet” dediğini şöyle anlatıyor:

”Kıbrıs’taki iki halk grubu arasındaki fark bizim bu 1,5 yıl süren sancılı dönemde uzlaşmaya hazırlanmamız. Ben, Rum kesimine yüzlerce kez mesaj göndererek, plan hakkında bilgi sahibi olmaları ve tartışmaları çağrısında bulundum. Ama onlar, Kıbrıs sorunu konusunda Türk tarafına oranla hep daha iyi bir konumda hissettiler kendilerini. Politik liderleri, Annan Planı konusunda konferans, seminer ya da kamuya açık organizasyonlar düzenlemeyi reddetti. Halkı, plan konusunda bilgilendirmek için son dakikayı beklediler. Buna karşın Türk tarafında binlerce, onbinlerce saat bu konu televizyon, radyo ya da canlı yayınlarda tartışıldı. Bu yüzden Türk tarafı şu an psikolojik açıdan daha iyi bir çıkış noktasında bulunuyor.”

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN