1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

İran ve ABD yakınlaşabilir mi?

17 Haziran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanan İran, yeni dış politik açılımlara hazırlandığının işaretleri geliyor. En dikkat çekici olanı ise ABD’ye yönelik yeni yaklaşımlar. 1979’daki İslam Devrimi’nin ardından birbirini baş düşman olarak gören iki ülke, ortaya çıkan yeni koşullar ışığında yakınlaşabilir mi? DW’den Peter Philipp’in analizi…

İranlılar, 17 Haziran'da sandık başına gitmeye hazırlanıyor

İranlılar, 17 Haziran'da sandık başına gitmeye hazırlanıyor

İran ile ABD arasında ilişkilerin normalleşmesinden bahsetmek için daha çok erken. Ama bu yönde işaretler giderek daha belirginleşiyor. Bu yakınlaşma işaretleri özellikle İran’ın nükleer politikası konusunda göze çarpıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorisi Ali Ekber Haşimi Rafsancani bir röportajında, nükleer politika konusundaki sorunu çözmek istediğini, bunun, cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmasının ardındaki temel nedenlerden biri olduğunu söylemişti.

İran’daki bu gelişmelerle eşzamanlı olarak Washington’ın, Tahran yönetimine karşı söyleminin de yumuşadığı göze çarpıyor. Örneğin, ABD, İran’ın Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliğine karşı yıllardır sürdürdüğü direnişten vazgeçti. Hatta Başkan George Bush’un, İran’ın ‚sınırlı ve kontrollü’ olmak kaydıyla uranyum zenginleştirme çalışmalarını onayladığı söyleniyor. Bu söylenti sonradan yalanlandı. Ancak ortada yalanlanamayacak başka işaretler de var.

Askeri işbirliği önerisi

Washington’daki düşünce kuruluşu Ortadoğu Politikaları Enstitüsü’nün Başkan Yardımcısı Patrick Clawson ilginç bir çıkış yaparak, İran’ın nükleer programı ile ilgili sorunun Washington ve Tahran arasında çözülmesini ve iki ülke arasında geniş kapsamlı bir askeri işbirliği kurulmasını önerdi.

Bu öneri, henüz Amerikan dış politikası haline gelmedi, ama gelebilir. Böylece İran, Washington yönetiminin gözünde, Şah döneminde sahip olduğu jeostratejik önemi yeniden kazanabilir. Rafsancani gibi muhafazakar pragmatikler, ABD’nin tek “süper güç“ olduğunu kabul ediyor ve bu gerçekle yaşamaya hazır olduklarının işaretini veriyor.

ABD, İran’a komşu

ABD’nin artık uzaktaki bir düşman değil, bir komşu ülke haline geldiği gerçeği de bu eğilimi güçlendiriyor. Amerikan askerleri, Irak’ta, Afganistan’da, Orta Asya cumhuriyetlerinde… Pakistan ile ilişkiler de giderek gelişiyor. Bu gerçek karşısında, İranlı politikacılar önceleri “etrafımız çevriliyor, sıra bize geliyor“ endişesi duysa da bu tür bir senaryoyu engellemenin en iyi yolunun ABD ile ortak stratejik yönlerin düşünülmesinden geçtiği zamanla anlaşıldı.

Gerçekten de ABD’nin Afganistan ve Irak’ta gerçekleştirdiği rejim değişikliklerinden en karlı çıkan ülke muhtemelen İran oldu. Taliban da Saddam Hüseyin de İran’ın baş düşmanları arasındaydı. İki ülke de Irak’ta demokratik gelişim ve sükunet istiyor. Washington kendi stratejisinin başarısını kanıtlamak istediği için, Tahran da Irak’taki Şiiler’in güçlenmesini ve böylece Irak’ın artık tehdit oluşturmayan bir ülke haline gelmesini istediği için.

Afganistan ve Lübnan

İran, Afganistan’da ise ABD’nin müttefiki Taliban karşıtı güçleri destekledi. Orta Asya ya da Pakistan’da radikal İslamcı yeni eğilimlerin ortaya çıkması ABD’nin de İran’ın da çıkarına değil. Bir başka ortak çıkar noktası, radikal akımlara kapılabilecek Basra Körfezi’ndeki küçük Arap ülkelerinde asayişin bozulmaması.

Lübnan’da da ortak bir çıkar noktası var. İran, ülkedeki en güçlü siyasi akımlardan biri haline gelen Şii Hizbullah’ı destekliyor. Amerika da örgüte yönelik terör suçlamalarına rağmen Hizbullah’ı giderek siyasi bir gerçeklik olarak kabul ediyor ve siyasileşme sürecine çekerek terörizmden uzaklaştırmanın yollarını arıyor.

Filistin sorunu

İki tarafın uzlaşamadığı nokta ise Filistin sorunu. Tahran, İsrail karşıtlığında kararlı ve uzlaşmaya yanaşacak gibi görünmüyor. Washington ise İsrail’e neredeyse sınırsız destek veriyor. Ama bu noktada da yaklaşma işareti var. Bush ikinci görev döneminde İsrail’e biraz daha mesafeli ve daha Filistin yanlısı bir görünüm veriyor. Tahran da İsrail ile Filistinliler arasında varılacak bir anlaşmayı torpillemeyeceğini söylüyor.

Ekonomik çıkarlar

Ekonomi alanında ise İran ve ABD’yi yakınlaştırabilecek çok sayıda ortak çıkar alanı var. Washington’ın şimdiye kadar çözemediği sorun, Batı karşıtı, Batı ve Amerikan değerlerine bağlı olmayan bir dini rejimle nasıl ilişki kuracağı.

Ancak bu, diğer herşey yolunda giderse çözülemeyecek bir sorun değil. İran’da da böyle düşünülmeye başlandığı açık. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorisi Rafsancani, ABD’nin belirli tavizler vermesi durumunda İran’ın da olumlu adımlar atabileceğini belirtiyor ve Amerikan tarafından ilk tavizlerin gelmeye başladığını sözlerine ekliyor…

  • Tarih 15.06.2005
  • Hazırlayan Peter Phillip / Tahran
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/Aamk
  • Tarih 15.06.2005
  • Hazırlayan Peter Phillip / Tahran
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/Aamk

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN