1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

AVRUPA

İki aday iki değişik Türkiye vizyonu

Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iki önemli adayı Sarkozy ve Hollande Türkiye'ye nasıl yaklaşıyor, Türkiye'yi nasıl görüyorlar? Kazanmaları halinde AB-Türkiye ilişkileri bundan nasıl etkilenecek?

Fransa'da ilk turu 22 Nisan, ikinci turu 6 Mayıs tarihlerinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi sonunda ip, beklenmedik bir gelişme yaşanmadığı takdirde, ya şu anki Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ya da ana muhalefetteki Sosyalist Parti'nin (PS) adayı François Hollande tarafından göğüslenecek. İkisi de çok genç yaşta siyasete atılmış ve şu anda 57 yaşında olan bu iki aday Türkiye'ye nasıl yaklaşıyor, Türkiye’yi nasıl görüyorlar? Türk-Fransız ve AB-Türkiye ilişkilerine nasıl bakıyorlar? İktidara gelmeleri halinde Türk-Fransız ve AB-Türkiye ilişkilerini neler bekliyor? Türkiye'nin Yakın ve Ortadoğu'daki krizlerde oynadığı rol hakkında neler düşünüyorlar?

Geçmişten bugüne

Fransızlar, Türk-Fransız ilişkilerinin Fransa tarihinin en eski diplomatik ilişkilerinden bir olduğunu söylerler. 1484 yılında 2. Beyazıt döneminde başlayan ilişkiler, 1798-1801 yılları arasındaki Mısır Savaşı dönemi dışında, o günden bu yana kesintisiz devam ediyor. Osmanlı’yla ilk diplomatik ilişkiyi kuran Fransa, 1921 yılında imzalanan Ankara Anlaşması’yla TBMM hükümetini tanıyan ilk Avrupa ülkesi de olmuştu. Aynı Fransa İkinci Dünya Savaşı sonrası Türkiye’nin hiçbir Avrupa yapılanmasında yer almasına karşı çıkmadı. Türkiye’nin 1949 yılındaki Avrupa Konseyi üyeliğine muhalefet göstermedi. Ankara ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında 1963 yılında imzalanan ortaklık anlaşmasına onay verdi. AB ile Türkiye arasındaki gümrük birliğinin mimarlarından biri oldu. 1999 yılında Türkiye’ye AB üyeliği için resmi aday statüsü verilmesinin önünü açtı. 2005 yılında Ankara'nın AB ile katılım müzakerelerine başlamasına muhalefet etmedi.

Değişim ne zaman başladı?

Ancak Fransız halkının 29 Mayıs 2005 tarihinde Avrupa Anayasası’nı beklenmedik biçimde referandumla reddetmesinin ardından Paris’in de AB-Türkiye ilişkilerine bakışı değişmeye başladı. Aslında Fransız sağının bu ilişkilere bakışı 2002 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde aşırı sağcı lider Jean-Marie Le Pen’in sürpriz biçimde ikinci tura yükselmesiyle başlamıştı. Le Pen’in AB-Türkiye ilişkileri ve ülkedeki Müslümanlar konusunu seçim malzemesi yapmış olması Avrupa yanlısı liberal sağ partileri bu konularla ilgili tavırlarını değiştirmeye itti. O dönem merkez sağ ve sağ partiler içinde yapılan analizlerde “Bu konuları Le Pen’in tekeline bırakmamalıyız, bırakırsak biz kaybederiz” tutumu baskın geldi. Jacques Chirac’ın 2002 yılında -sol seçmenin de oylarıyla- Le Pen’e karşı cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Nicolas Sarkozy içişleri bakanı olarak atandı. 2004 yılında Fransız sağının amiral gemisi Halk Hareketi Birliği’nin (UMP) başına getirilen Sarkozy 2007 yılında da şimdiki rakibi François Holland’ın eski eşi Segolene Royal’e karşı rahat biçimde cumhurbaşkanı seçildi.

Sarkozy’nin Türkiye konusundaki tutumu işte bu süreçte, yani 2002 sonrası Fransız sağı içinde yaşanan “aşırı sağ travması” sonrasında şekillenmeye başladı. Bu tutum sadece Sarkozy değil, tüm Fransız sağının tutumu haline geldi. Fransız sağı o tarihten bu yana AB konusunun halk arasında popüler bir konu olmadığının farkında ve Türkiye’nin olası üyeliğiyle ilgili tartışmanın alevlenmesinin aşırı sağcıların ekmeğine yağ süreceğini ve hem ulusal hem de Avrupa düzeyinde bambaşka stratejik hesapları altüst edeceğini düşünüyor. Sarkozy de bu nedenlerden ötürü Türkiye'yi bir “Avrupa ülkesi” olarak görmediğini her fırsatta tekrarlıyor. Geçmişte ülkesinin vermiş olduğu sözlere rağmen, perde arkasından Türk muhataplarına “Kusura bakmayın, ülkemin gerçekleri böyle gerektiriyor” şeklinde özetlenebilecek mesajlar gönderiyor. Ayıp olmasın diye de “Türkler büyük ulustur, Türkiye büyük ülkedir” gibi Türkiye ve Türklerin gönlünü okşayacağını düşündüğü mesajlar vermeye çalışıyor.

Jean-Marie Le Pen in Japan

Aşırı sağcı lider Jean-Marie Le Pen

AB-Türkiye ilişkilerine bakışı

Sarkozy, yeniden seçilmesi halinde AB-Türkiye ilişkilerinin ilerlemesi için çaba göstermeyecek. Sarkozy bu konuda yeni bir konsept geliştirmeye çalışıyor. “Türkiye, dış politikasını AB ile ilişkisine tepki olarak belirleyemez. Buna inanmak Türk diplomasisini küçümsemek olur” diyor. Yani, Fransa'nın AB-Türkiye ilişkilerini tıkamasına, ticari ve siyasi nedenlerden ötürü Ankara'dan tepki geleceğine inanmıyor, en azından beklemiyor. Özetle, Sarkozy, yeniden seçilmesi halinde, tek taraflı askıya aldığı müzakere başlıkları konusunda geri adım atmaya niyetli değil.

Nasıl bir Türk-Fransız ilişkisi istiyor?

Sarkozy, Paris ile Ankara'nın, AB konusunu bir tarafa bırakıp, ikili planda karşılıklı ve bölgesel ilişkileri görüşebilecekleri hesabı yapıyor. Ankara’nın aksine “AB konusunu ikili ilişkilerden soyutlayalım” diyor. Siyasi ve diplomatik planda yaşanan sürtüşmelere rağmen ikili ticari ilişki hacmi 2011 yılında 11 milyar euro barajını aşmış durumda. Sarkozy bu ilişkilerin daha da geliştirilmesinden yana. PKK’nın Fransa’daki varlığına karşı son zamanlarda kendisini “kanıtladığını” düşünüyor. Ülkedeki Ermeni topluluğuna yönelik “soykırımı inkârın cezalandırılmasına dair yasal girişim” vaadi geçen ay Anayasa Konseyi engeline çarptı. Her ne kadar Ermenilere yeni bir yasa sözü vermiş olsa da aslında Anayasa Konseyi kararının hem Sarkozy hem de ana muhalefetteki Sosyalist Parti'yi rahatlattığı söylenebilir. Bu karar ikili ilişkilere -en azından şimdilik- rahat bir nefes aldırmış, Ekim 2011-Şubat 2012 döneminde iyice gerginleşen ilişkileri yatıştırmış durumda.

Türkiye'nin konumu

Sarkozy strateji ve diplomasi konularında uzmanlaşmış aylık bir Fransız dergisine yaptığı açıklamada, “Sıkı sıkıya Batı kampına bağlı Soğuk Savaş Türkiyesi geride kaldı… Türkiye, yükselmekte olan diğer güçler gibi kendini ifade edip, her geçen gün kendi vizyonunu daha da geliştiriyor” görüşünü dile getirdi. Aynı dergiye, “Türkiye, coğrafi ve tarihi nedenlerden ötürü Asya ile Avrupa arasında köprüdür... Batı ile Doğu (Orient) arasında köprü olduğu için bölgesi ve ötesinde barışın hizmetinde yeri doldurulamaz bir rol oynayabilir… Türkiye’nin güçlü olduğu ve olaylar üzerinde ağırlığını koyduğu zamanlar, herkesle konuştuğu zamanlardır” dedi.

Nicolas Sarkozy / Frankreich / Wahlkampf / Villepinte

Sarkozy AB konusunun ikili ilişkilerden soyutlanmasından yana

Türkiye'nin rolü?

Sarkozy’ye göre Türkiye kendine yeni bir vizyon arayışında olsa da birçok konuda Batı ve özellikle de Avrupa ile ortak vizyona sahip. Ankara ile geçen yılki Libya krizinin başlarında “analiz farkı” yaşadıklarını gizlemiyor. Ankara-Paris hattında İran’ın nükleer silah sahibi olmasının “engellenmesi” hedefi konusunda görüş ayrılığı bulunmamakla birlikte, “İran tehdidinin ele alınması” konusunda görüş ayrılıkları yaşandığını söylüyor. İsrail ile Türkiye arasında yeniden diyalog yolunun açılmasını istiyor. Bu diyaloğun “bölge için çok değerli” olduğunu düşünüyor.

Hollande farklı bakıyor

Sarkozy Türkiye'yi bölgesinde etkin role sahip ve Fransa’yla ikili ilişkilerini AB konusundan bağımsız ilerleten bir ülke olarak görürken, seçimdeki en ciddi rakibi Sosyalist aday François Hollande özellikle AB-Türkiye ilişkilerinde farklı düşünüyor.

Hollande “Türkiye’yi dışlamaya çalışmaktan vazgeçmeliyiz. Türkiye’yi dışlamak Fransa ve AB’nin çıkarına değildir. Türkiye, siyasi emeller uğruna şamar oğlanı yapıldı” diyor. Seçildiği takdirde “Fransa ve AB’nin önemli ortağı” olarak tanımladığı Türkiye ile “istikrar ve güvene dayalı bir ilişki” kurma vaadinde bulunuyor. Son beş yıldır Sarkozy’nin güttüğü Türkiye politikasının “Hem Fransa hem Avrupa hem de Doğu Akdeniz’de çok hassas olan stratejik dengelere zarar verici” olduğunu söylüyor.

Frankreich Wahl Wahlen Francois Hollande Sozialisten

Hollande seçildiği takdirde Türkiye ile “istikrar ve güvene dayalı bir ilişki” kurma vaadinde bulunuyor

AB-Türkiye ilişkilerine bakış değişecek

Hollande, seçilmesi halinde AB-Türkiye diyaloğunda daha yapıcı politika izleyeceği sinyali veriyor. “Türkiye’ye üyelik hedefiyle aday statüsü verdik. İyi niyetle müzakereleri sürdürelim ve bu müzakereler sonunda bırakalım Türk ve Avrupa hükümet ve halkları sonucun ne olacağına karar versin” diyor. Bunu da Hollande’ın iktidara gelmesi halinde Fransa’nın AB ile Türkiye arasında yürütülen ve donma noktasına gelmiş olan katlım müzakerelerindeki 5 başlığa koyduğu vetoyu kaldıracağı şeklinde okumak mümkün. Elbette Hollande sürecin uzun olacağının altını da çiziyor. “Önümüzde çok sayıda engel var. Türkiye’de demokrasi henüz olgun değil. Bireysel ve kolektif özgürlükler alanında AB standartları henüz yakalanabilmiş değil” diyor ve kadın-erkek eşitliği, ifade ve medya özgürlüğü, yargı reformu ve azınlık haklarını örnek gösteriyor. Partisinin çok bağlı olduğu “Ermeni soykırımı” konusunu da gündeme getireceğini söylüyor. “Türkiye’nin Ermeni halkına yönelik soykırım gerçeğini ısrarla inkâr etmesi kabul edilemez” diyor. Kıbrıs sorununa da çözüm gerektiğini söylüyor.

Kriz çözümünde Türkiye ile işbirliği

François Hollande ve kurmayları Türkiye’nin BM ve NATO içinde etkin rol oynadığına vurguda bulunup, 2015 yılında G20 dönem başkanlığı yapacağını hatırlatıyorlar. Ankara’yı malî kriz, iklim değişikliği, insan hakları, laiklik, dinler arası diyalog ve krizlerin yönetimi gibi uluslararası dosyalarda söz sahibi olabilecek bir ülke olarak görüyorlar. Hollande, Türk diplomasisinin son yıllarda Yakın ve Ortadoğu, Mağrip, Afrika ve Orta Asya'da “özellikle aktif” olduğunu belirtip, Ankara’nın inşa safhasında olan Avrupa diplomasisine katkı sağlayabileceğini söylüyor. Bu bölgelerdeki krizler hakkında Ankara’yla “kapsamlı diyalog” kurulmasını savunuyor ve mevcut Suriye krizini örnek gösteriyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Haber: Kayhan Karaca / Strasbourg

Editör: Ercan Coşkun