1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Hatun Sürücü için geç kalındı

Almanya’da namus cinayetlerini tartışmaya açan Hatun Sürücü’nün öldürülmesine ilişkin davada karar verildi. Mahkeme, Sürücü’nün öldürülmesinden yargılanan kardeşi Ayhan Sürücü’yü suçlu bularak 9 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı. DW’den Verica Spasovkska’nın yorumu:

“Kendi istediği gibi yaşadığı için birisini ölümle cezalandırmak tuhaf bir namus anlayışı. Davada tetiği çeken kardeşe ağır bir ceza verildi, ancak olayın arka perdesi karanlıkta kaldı. Olayın aile yapısı ile mi ilgisi vardı, yoksa İslam dininin tefsiri ile mi? Bunu Alman toplumu tam olarak anlayamadı.

Diğer yandan, Hatun Sürücü vakasının bir istisna olmadığı kesin. BM’ye göre, dünya genelinde yılda 5000 kadar töre cinayeti işleniyor. Namus ve aile onuru adına işlenen bu cinayetlerin İslam dininden çok, ataerkil olan ve sosyal açıdan zayıf aile yapısı ile ilgisi var.

Örneğin, Almanya’da çok sayıda genç göçmen, namus konusunu rekabet odaklı bir toplumda aşağılık duygularını bastırmak için öne çıkarıyor. Ama bu, Almanya’da yaşayan Türkler’in, kardeşini öldüren katili alkışladığı anlamına gelmiyor. Berlin’de meydana gelen bir vaka nedeniyle, İslami kurallara göre yaşayan göçmenlere ‘geri kafalı’ damgası da vurulmamalı. Ama konu, rafa da kaldırılmamalı.

Her ne kadar istisnaslar kaideyi bozmasa da olay, çoktan siyasi bir tartışma konusu haline geldi bile. Davadan çıkan karar, Almanya’da yeniden alevlenen entegrasyon tartışmalarının üzerine geldi. Alman vatandaşlığına geçmek isteyen Müslümanlar’a sorulan özel sorular olsun, göçmenlerin Almanca yeterlilik düzeyi olsun ya da Berlin’de okullarında şiddetle başedemeyen öğretmenlerin yardım çağrısı olsun, bunların hepsi entegrasyon ve göç politikasındaki eksikliklere işaret ediyor.

Geçmişe bakıldığında, Almanya’nın yabancılara ilişkin politikasının tutarlı olmadığı görülüyor. Muhafazakar kesimden politikacılar, uzun süre Almanya’nın bir göç ülkesi olmadığında ısrar ettiler. Bunun sonucunda, Almanya’daki yabancıların bu ülkede köklenmelerini cazip hale getirecek çalışmalar yapılmadı.

Sosyal Demokrat - Yeşiller koalisyonu ise yabancılardan, Alman toplumuna uyum sağlaması için çaba sarfetmelerini istemedi. Bu da paralel toplumlar ve üçüncü kuşakta hala sosyal yardım alan göçmen ailelerin oluşması sonucuna yol açtı.

Göç, Alman toplumu için bir zenginlik demek. Gitgide yaşlanan, doğum oranları düşen Almanlar’ın demografik açıdan da göçe ihtiyacı var. Ama göç, aktif olarak biçimlendirilmeli. Genç göçmenler, uzun dönemli perspektifler sunulmalı. Çünkü entegrasyon çabaları ancak göçmen gençlere yönelik eğitim seferberliği, meslek olanakları ve Alman gençleri ile eşit şans tanınması halinde başarıya ulaşır. Ama Hatun Sürücü için bu çabalar ne yazık ki çok geç kaldı.”