1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Hamas bugünlere nasıl geldi?

Filistin’deki parlamento seçimlerinden galibiyetle çıkan radikal dinci Hamas örgütü oldu. İsrail ve ABD’nin oyların çoğunluğunu almasından korktuğu, “Başa geçerse temas kurmayız,“ dediği Hamas, bugünlere nasıl geldi. DW’den Peter Philipp, Hamas’ın dününü ve bugününü mercek altına aldı:

Hamas, önceleri İsrail tarafından desteklenmişti

Hamas, önceleri İsrail tarafından desteklenmişti

Hamas, yani Filistin İslami Direniş Hareketi’nin adı, ilk defa 1987 yılında duyuldu. İslamcı muhafazakar Hamas o gündür bugündür, Hamas’a göre yüzü daha Batı’ya dönük olan Filistin Kurtuluş Örgütü ile sıkı bir rekabet içerisinde. Ve işte bu rekabet yüzünden İsrail, önceleri Hamas’ı destekledi.

Maksat, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün tekelini kırmak, elini zayıflatmaktı. İsrail yönetimi, dini temelli ve ağırlıklı olarak hayır işleriyle uğraşan Hamas’ın, o zamanlar bir numaralı terörist gözüyle bakılan Yaser Arafat’ın Filistin Kurtuluş Örgütü’nün karşısında, denge unsuru görevi göreceğini umuyordu.

Aslında İsrail, daha önce de benzer bir girişimde bulunarak, Batı Şeria’da ’köy birimleri’nin kurulmasını teşvik etmişti. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. 1987’de 1. İntifada’nın başlamasıyla birlikte Hamas da ayaklandı. Hamas, kendi başına yaptığı grev ve saldırılarla, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün etkinliğini zayıflatarak, ulusal liderliği ele geçirmeye çalıştı.

Hamas’ın ideolojisi

Hamas’ın ideolojisi açık: Din kardeşliğinden doğan örgüt, İsrail ve uzlaşma aleyhtarı. İsrailliler’e yönelik saldırılarını, sadece 1967’de İsrail tarafından işgal edilen topraklarda değil, İsrail’de de gerçekleştiriyor. Zira Hamas’a göre tüm İsrail toprakları, İsrail’in işgali altında. Hamas, son seçim kampanyasında bu radikal tezlerini dile getirmediyse de bugüne kadar resmi olarak ideolojisinde değişen bir şey yok. Örgüt, direnişten aslında ne anladığını, gizlemeyi iyi biliyor.

Filistin Kurtuluş Örgütü lideri Yaser Arafat ve İsrail, 1993’te Norveç’te Oslo Anlaşması’nı imzaladıklarında, Hamas, bu anlaşmayla Filistinliler’in uluslararası haklarından feragat edildiğini ileri sürdü. 1996’da da parlamento seçimlerine girmeyi reddetti. Onun yerine, kendinden daha radikal bir örgüt olan İslami Cihad ile birlikte İsrail’de ve İsrailliler’e yönelik terör saldırılarına ağırlık verdi.

Ve 1996’da bir suikaste kurban giden İsrail Başbakanı Yitzak Rabin’in yerine Benyamin Netanyahu’nun seçilmesinde, bu saldırıların payının oldukça fazla olduğunu unutamak gerek. Nitekim tıpkı Hamas gibi, Oslo Anlaşması’nı benisemeyen Netanyahu döneminde barış süreci tıkandı.

Arafat hakimiyetini yitirdi, Hamas güç kazandı

Böylece Oslo Anlaşması başarısızlığa uğrayınca, Arafat’ın da halkını, çözümün şiddette değil, siyasette aranması gerektiğine inandırması zorlaştı. Sonuçta Arafat, radikal Filistinliler üzerindeki hakimiyetini yitirdi; o zayfıladığı oranda, Hamas güç kazandı.

Bu trend, Arafat’ın ölümünden sonra da devam etti. İsrail’in, Hamas’ın kurucusu ve lideri Şeyh Ahmed Yasin’i öldürmesi ve Filistin Kurtuluş Örgütü, özellikle de El Fetih hareketinin yolsuzluk skandallarıyla çalkalanması, Hamas’a duyulan sempatiyi artırırdı.

Bu arada Hamas, hayır işlerinden tamamen vazgeçmiş değil. Sefalet içindeki birçok ailenin yararlandığı sosyal bir ağ oluşturdu. Ancak antisemitist tutumunu sürdürüyor; bu çizgide buluştuğu İran ve Suriye ile yakın ilişki içerisinde. Şam’da yaşayan, Hamas’ın sürgündeki lideri Halid Meşal, daha kısa bir süre önce, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tarafından kabul edildi...

  • Tarih 26.01.2006
  • Hazırlayan Peter Phillip / DW
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaDZ
  • Tarih 26.01.2006
  • Hazırlayan Peter Phillip / DW
  • Yazdır Bu sayfayı yazdır
  • Kısa link http://p.dw.com/p/AaDZ

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN