1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Gazze'nin yeniden imarı zor

Gazze Şeridi'nin yıllardır abluka altında olması, aşırı büyüyen nüfus ve eğitimsizlik, uluslararası toplumun yardım sözüne karşın gelecek için ümitsiz bir tablo ortaya koyuyor.

default

Gazze Şeridi’nin kuzeyi, deprem olmuş gibi. Cebalya bölgesine giren İsrail birlikleri, tüm bir mahalleyi yıkmakla kalmayıp, yıllardır ablukaya rağmen Gazze Şeridi'nde ayakta kalmayı başaran tek çimento fabrikasının da bulunduğu sanayi bölgesini yerle bir ettiler. Böylece, İsrail'in 41 yıl önce Gazze Şeridi'ni işgaliyle başlayan, Filistin ekonomisinin bir anlamda demontajı sonuçlanmış oldu.

Harvard Ünivesitesi'ndeki Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü'nden Profesör Sara Roy, bu süreç için "gelişmenin bozumu" (de-development) tanımını kullanıyor:

"Bu süreç, bir ekonominin herhangi bir yapısal değişiklik ya da reform yapamayacak kadar zayıflatılması anlamına geliyor. Bir ekonominin büyüme ve gelişme olanakları elinden alınıyor. Az gelişmiş bir ekonominin bile, değişme, büyüme, sermaye toplama ve ekonomik bir altyapı oluşturma yeteneği vardır. Ancak gelişimi bozuma uğratılan bir ekonomi, bunu bile yapabilecek durumda değildir.“

"Gazze büyük bir hapishane gibi"

Ekonomi uzmanı Sara Roy, 1995 yılında Gazze Şeridi'nin ekonomisi hakkında en sık başvurulan eserlerden birine imza atmış. Durumun o günden bu yana daha da kötüleştiğini belirten Roy, barış süreci kapsamında yapılan uygulamaların, Gazze'deki Filistinliler için bir felaket olduğunu ve çoğunun asgari geçinme düzeyine, hatta altına inmesine yolaçtığını söylüyor. Oslo Barış Süreci sırasında Gazze Şeridi'nin tam bir hapishane durumuna geldiğini belirten Roy, Gazze’nin, sadece İsrail ile değil, tüm dünya ile bağlantısının koparıldığına, kısıtlamalar ve yolların kesilmesi ile, insanların izole edilmiş bu küçük toprak parçasında yalnızlığa itildiğine dikkat çekiyor. "Bu yüzden Gazze’de görülen şiddete şaşmamak gerek" diyen bilimkadını, büyük bir hapishanede yaşayan ve dışarı çıkamayan insanların da aynen böyle davranacağını söylüyor.

Kapılar açılmadan yeniden imar olanaksız

İsrail'in 2005 yazında çekilmesi, bu izolasyonu daha da arttırdı. O zamandan bu yana 1,5 milyon insan, tamamıyla dünyadan kopuk bir şekilde yaşamak zorunda. Hamas'ın 2006 Ocak ayındaki seçim zaferinin ardından İsrail, ABD ve Avrupa'nın da desteğiyle, katı bir ekonomik abluka uygulamaya başladı, böylece Gazze'nin ekonomik açıdan kendisine gelmesi için her türlü olanak da ortadan kaldırılmış oldu. Sınırlar, Gazze Savaşı'ndan sonra da kapalı kalmaya devam ediyor. Yeniden imar için gereken inşaat malzemelerinin bile bölgeye girmesine izin verilmiyor. 100 bin kişi evsiz barksız, insanlar dışarıdan yardım ve sınır kapılarının açılmasını bekliyor. Ancak İsrail, sınır kapılarının açılmasını, 2,5 yıl önce kaçırılan İsrailli asker Gilad Şalit'in serbest bırakılmasına bağlıyor. Hamas ise, Şalit’in salıverilmesinin ancak yüzlerce Filistinli mahkumun serbest bırakılması karşılığında mümkün olacağını bildiriyor.

Eğitimsiz aşırı nüfus büyük sorun

Sara Roy, Gazze Şeridi’nin sorununun sadece işgal olmadığını, aşırı nüfusun da çok önemli bir sorun olduğunu belirtiyor ve nüfus artışının belki de en acil konu olduğunu kaydediyor. İnsanların bölgeden ayırılıp, kendilerine bir iş ya da eğitim olanağı bulmalarını sağlayacak bir sübap oluşturulmadığı takdirde, bölgede bir patlama yaşanacağını savunan ekonomi uzmanı, bunun bir alternatifinin bulunmadığını söylüyor.

Amerikalı bilimkadını, son yıllarda Gazze Şeridi'nde sadece ekonominin değil, toplumun da geri adım attığını belirtiyor. Aşırı genç ve hızla büyüyen nüfusun travma geçirdiğine ve eğitimsiz olduğuna dikkat çeken Roy, bunların Gazze Şeridi'nin yeniden imarı için pek içaçıcı olmayan koşullar olduğunu kaydediyor:

"Eskiden geri gelişmeden bahsederken, hep ekonomiyi kastediyordum. Ancak günümüzde bu terimi insanlar için de kullanabiliriz. Artık, insanlar da, aileler de, toplum da geri gelişim içerisinde. İster Filistinli, ister İsrailli, Alman ya da Amerikan, Müslüman, Hristiyan ya da Yahudi. Kimse bu şartlar altında yaratıcı veya üretici olamaz. Bu kadar büyük baskı yaratan şartlar altında, kimse gerçekten ciddi bir değişim bekleyemez.“