1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Eskinin iyi silah müşterisi: Irak

Irak’ın şu an dış borç miktarı 120 milyar dolar. ABD ise savaşa karşı çıkan ve savaş sonrasında yeniden imar çalışmalarına göstermelik miktarlarla katılan Avrupa ülkelerini en azından Irak’tan alacaklarını silmeleri yönünde sıkıştırıyor. Peki bu kadar borç para nereden geldi ve Saddam’a bu paralan niçin verildi?

Savaştan sonra Irak'ın ordusu

Savaştan sonra Irak'ın ordusu

Irak’ın dış borçlarının miktarı kesin olarak bilinmiyor, ancak genel olarak tahmin edilen rakam 120 milyar dolar. Bu rakama, 200 milyar dolarlık savaş tazminatları dahil değil. 120 milyar doların 40 milyarı, 19 ülkeden oluşan Paris kulübünden geliyor. Bu ülkeler arasında ABD, Almanya, Fransa, Japonya ve Rusya bulunuyor.

Irak’ın borç aldığı bu miktarın büyük bir bölümü askeri harcamalara gitti. Saddam Hüseyin 1980 yılında İran’ı işgal emri verdi, sekiz yıllık bir savaş yaşandı ve savaşın sona erdiği 1988 yılından sonra da ordu için yığınla borçlanmaya devam etti. 1991’deki ilk Körfez Savaşı’na gelindiğinde Irak dünyanın en büyük dördüncü ordusuna sahipti.

Irak silah için iyi müşteriydi

Peki Batı ülkeleri Saddam Hüseyin’e ordusunu geliştirmesi için niye bu kadar destek oldu? Irak, 1991 yılında Kuveyt’e saldırıp ilk Körfez Savaşı’nı başlatmadan önce Batı’da uluslararası soruna yol açacak bir ülke olarak görülmüyordu. Sovyetler Birliği ile ABD ile ve pekçok diğer Batı ülkesiyle iyi ilişkilere sahipti. Saddam Hüseyin’in en azından İran’da yönetime gelen mollalara karşı galip gelecek bir güç olacağı ümit ediliyordu. ABD, İran - Irak Savaşı‘nda tarafsız olduğunu iddia ediyordu, ama bu kanlı savaşta Irak’ın zaferini istediği de açıktı.

Irak, silah sanayii için de iyi bir müşteriydi. Dünyanın keşfedilmiş ikinci büyük petrol rezervlerine hükmeden Saddam Hüseyin, kredi riski düşük bir alıcı olarak görülüyordu. Kuveyt’i işgale kalkışmadan önce hiçkimse, Saddam Hüseyin’in ABD öncülüğündeki bir koalisyona karşı kanlı bir savaş yürütebileceğine, 12 yıllık yıkıcı ambargolarla karşı karşıya kalacağına ve sonra kalkıp yeniden Amerika ile savaşacağına ihtimal vermezdi.

ABD’ye 4 milyar dolar borcu var

Irak’ın ABD’ye faizleriyle birlikte yaklaşık 4 milyar dolarlık borcu olduğu tahmin ediliyor. Bu borcun önemli bölümünün Irak’ta tarıma yönelik krediler olduğu düşünülüyor. Amerika’nın yakın müttefiki pekçok ülke Irak’a 1980‘lerde savaş sırasında milyarlarca dolarlık askeri yardımda bulundu. ABD’nin askeri teknik yardımdan daha fazlasını sağladığı yönünde ise kesin kanıtlar yok. Irak’ın Rusya’ya borcu ise faizleriyle birlikte yaklaşık 8 milyar dolar. Bunun önemli bölümünün Sovyetler Birliği dönemindeki askeri alımlardan kaynaklandığı görülüyor.

Saddam Hüseyin devrildi ve artık Irak’ı yönetmiyor. Şimdi tüm bu borçların yeni hükümetlere, dolayısıyla Irak halkına yüklenip yüklenemeyeceği konusu tartışılıyor. Başını uluslararası finans çevrelerinin çektiği bir kesim borcun sürekliliği ilkesine dikkat çekerek, bu geleneğin sürdürülmesini, bunun mali piyasaların istikrarı için önemli olduğunu savunuyor.

Ancak uluslararası mali politikada, 1898 İspanyol-Amerikan savaşı ardından ortaya çıkan başka bir borç doktrini de var. Despot bir rejimin, halkın ihtiyaçları yerine kendi varlığı için aldığı borçların halkın üzerine yıkılmaması anlamına geliyor. 1898 İspanyol-Amerikan savaşının ardından ABD, sömürgeci güçlerin aldığı borçlardan kendisinin de Küba’nın da sorumlu olmadığını savunmuştu. Bu doktrinin taraftarları bu tür borçları tanımayı reddetmenin, diktatörlere kredi veren ülkeler üzerinde caydırıcı etki yapacağını savunuyor.

ABD borçların silinmesini istiyor

Bush yönetiminin şu anki en büyük önceliği Irak üzerindeki borç yükünün büyük ölçüde hafifletilmesi ve Irak’ın yeniden kendi ayakları üzerinde durur hale gelmesi. Savaşa muhalif politika izleyen ve savaş sonrası yeniden imar çalışmalarına önemli bir katkıda bulunmayan ülkeler şimdi en azından borçlarını silme konusunda Amerika’nın yoğun baskısıyla karşı karşıya. Bu ülkelerin başında Almanya, Fransa ve Rusya geliyor.

Peki Irak’ın bütün borçlarının silinmesi mümkün mü? Ya da yeni Irak hükümetleri Saddam dönemi borçlarının hepsini ödemek zorunda mı bırakılacak? Bu iki senaryo da pek gerçekçi görünmüyor. Tüm petrol potansiyeline rağmen Irak’ın tüm borçlarını ödeyebilmesi beklenmiyor. Analistler, sorunun alacaklı ülkelerin dengeli bir formül üzerinde anlaşmalarıyla çözüleceğini düşünüyor. Bu formül, borçların önemli bir oranının silinmesi ve geri kalanın da Irak’ın ekonomik gerçekleri ışığında belirlenecek bir ödeme takvimi ile ödetilmesi şeklinde tanımlanıyor.