1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

“Durgun ve bazen kararsız bir dış politika”

2008 yılında Almanya’nın dış politikasına mali kriz ve Afganistan damgasını vurdu. Gerek Berlin gerekse Brüksel’de zaman zaman uluslararası uyumsuzluklar yaşandı. DW’den Nina Werkhaeuser’in araştırması.

Alman kamuoyunun nezdinde Avrupa ile ABD arasındaki işbirliği George Bush döneminde ağır yara aldı

Alman kamuoyunun nezdinde Avrupa ile ABD arasındaki işbirliği George Bush döneminde ağır yara aldı

Yılın en parlak dış politika hadisesinin merkezinde Almanya hükümeti değil, o tarihe kadar Almanya’nın pek tanımadığı bir Amerikalı vardı: Barack Obama. Obama, Demokrat Parti’nin Başkan adayı sıfatıyla ziyaret ettiği Berlin’de 200 000 kişilik bir kalabalığa hitap etti. Alman Bakanlar Kurulu tam kadro Zafer Abidesi'nin önünde toplansa bu kadar ilgi görmezdi.

Obama’nın, yer konusundaki kısa çekişmenin ardından Zafer Abidesi’nde karar kırması, belki de ona uğur getirdi. Almanya Başbakanı Angela Merkel Demokrat Parti Senatörü’nü seçim zaferinden dolayı kutlarken sevinçli olduğu gözden kaçmıyordu: “Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tarihi bir seçim zaferine tanık olduk. Müstakbel ABD Başkanlığına seçilmesinden dolayı Barack Obama’yı yürekten tebrik ederim.”


Obama’nın Berlin konuşması

Barack Obama, Berlin konuşmasında Atlantik aşırı işbirligine olan bağlılığını önemli vurguladı

Barack Obama, Berlin konuşmasında Atlantik aşırı işbirligine olan bağlılığını önemli vurguladı

Barack Obama, Berlin konuşmasında Atlantik aşırı işbirligine olan bağlılığını önemli vurguladı. Alman kamuoyunun nezdinde Avrupa ile ABD arasındaki işbirliği George Bush döneminde ağır yara almıştı. Bush’un Angela Merkel’e yaptığı veda ziyaretinin yankı bulmaması da kimseyi şaşırtmadı. Almanya Başbakanı Başkan Bush’a ülkesinin dış politikada aşamayacağı sınırları her fırsatta hatırlatmış ve bunların başında Afganistan’daki askeri görevin geldiğini söylemişti. Alman birlikleri, şartlar ne olursa olsun, Afganistan’ın savaşa sahne olan güney kesimlerinde görevlendirilmeyecekti. Almanya’nın, Afganistan’da çizdiği kırmızı çizgiyi geçmeyeceğine seçilmiş Başkan Barack Obama’nın ikna edilmesi gerekiyor. Federal hükümet Afganistan’ın istikrara kavuşturulmasına diğer ülkelerden çok daha fazla katkıda bulunduğu kanaatinde. Ekim ayında, Afganistan’da görevlendirilecek Alman askeri mevcudiyetinin üst sınırı 4 500’e çıkarıldı. Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier bu fedakarlığın müttefikler tarafından takdir edilmesi gerektiğini söylüyordu: “Almanya’nın sadece askeri birlikleriyle değil ama aynı zamanda sivil imar ekipleriyle de Afganistan’da şimdiye kadar yaptıklarını her zaman gözler önüne sermişizdir. ABD’nin yeni Başkanı da çalışmalarımızı takdir etmektedir.”

Afganistan 2008 yılında da Almanya hükümetinin başını en çok ağrıtan dış politika alanlarının başında geliyordu. Afganistan ordu ve polisinin eğitimi arzulanan düzeye ulaşmamıştı. Alman askeri kampları ve devriyeleri sürekli olarak Taliban saldırılarına hedef oluyordu. Ekim ayında Afganistan’ın kuzey kenti Kunduz yakınlarındaki intihar saldırısı iki Alman askerinin hayatına mal oldu.

“Askerlerimiz ‘Mungo’ tipi zırhlı araçtaydı. Bisikletli saldırganın üzerindeki bombayı patlatması, iki ordu mensubumuzla yakında oynayan beş çocuğun da ölümüne sebebiyet verdi.”


Silahlı Kuvvetler’in faaliyetleri

Almanya Savunma Bakanı Franz Josef Jung, Afganistan'da can veren Alman askerleri için ‘öldürülen’ değil ‘savaşta canını kaybeden’ askerlerden söz etti

Almanya Savunma Bakanı Franz Josef Jung, Afganistan'da can veren Alman askerleri için ‘öldürülen’ değil ‘savaşta canını kaybeden’ askerlerden söz etti

Almanya Savunma Bakanı Franz Josef Jung, cenaze töreninde Silahlı Kuvvetlerin arzusu doğrultusunda ilk kez olmak üzere ‘öldürülen’ değil ‘savaşta canını kaybeden’ askerlerden söz etti.

Silahlı Kuvvetler 2008 yılında da Alman dış politikasının en önemli araçlarından biriydi. Alman ordusu Afganistan, Kosova, Bosna Hersek, Afrika Boynuzu, Lübnan açıkları ve Güney Sudan ile Gürcistan’daki sivil gözlemcilik görevlerine ilave olarak yıl sonlarında Somali açıklarındaki ‘Atalanta’ adlı modern korsanlarla mücadele harekatına da ortak oldu.

Genel olarak Almanya 2008 yılında durgun ve bazen de kararsız bir dış politika izledi. Avrupa Birliği Konsey dönem başkanlığı ile Sekizler Grubu zirvesinin ev sahipliğini yaptığı 2007 yılının aksine 2008’de yönlendirici olamadı. Federal hükümetin 2007 yılında elde ettiği başarıların bir bölümlü mali kriz ve İrlanda’nın yeni AB antlaşmasını ret etmesi yüzünden kaybedildi. Angela Merkel AB’ndeki parlak lider görünümünden uzaklaşarak, son derece aktif politikalar yapan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin gölgesinde kaldı. Federal hükümetin adeta korkarak hazırladığı milyarlık konjonktür paketi Paris’te alaya alındı ve Almanya dönem başkanı Fransa tarafından her zirveye davet edilmedi.


“Bir değil iki dış politika”

Alman dış politikasını zorlayan bir başka ikilem de Merkel ile Steinmeier’in kısmen görüş ayrılığına düşmeleriydi

Alman dış politikasını zorlayan bir başka ikilem de Merkel ile Steinmeier’in kısmen görüş ayrılığına düşmeleriydi

2008’de Alman dış politikasını zorlayan bir başka ikilem de Hıristiyan Birlik Parti’li Başbakan Merkel ile Sosyal Demokrat Dışişleri Bakanı Steinmeier’in kısmen görüş ayrılığına düşmeleriydi. Öncelikle Çin, Rusya ve Suriye ile ilişkilerde görüş ayrılığı çıktı. Başbakan Merkel ya açık konuşuyor ya da susmayı tercih ediyor. Steinmeier ise diplomasi ve diyalogla yakınlaşma sağlamaya çalışıyor. Yeni olmayan bu farklılık 2008 yılında da Almanya’nın dış politikasında karışıklığa yol açtı. Bu da muhalefet için kaçırılmaz bir fırsattı. Yeşiller Partisi’nden Jürgen Trittin Almanya’nın bir değil iki dış politikası olduğunu söylüyordu: “Bu dış politikalardan biri Dalay Lama, diğeri ise Çin yönetimiyle ilgileniyor. Suriye konusunda Dışişleri Bakanı açılma önerdiği için Hıristiyan Birlik partileri tarafından eleştiriliyor. Avrupa’da yeni Amerikan füzelerinin üslendirilmesi karşısındaki tutumunun ne olduğu sorulduğunda hükümetten tutarlı ve standart bir cevap alınamıyor.”

Almanya ziyareti sırasında Ekonomik İşbirliği Bakanı tarafından kabul edilen Tibet’in ruhani lideri Dalay Lama da bu ikiliği hissetti. Başbakan Merkel bir yıl önce Dalay Lama ile görüştüğü için Pekin yönetimini ve bu tür randevuların siyasi bedelini yüksek bulan Dışişleri Bakanını kızdırmıştı. Steinmeier’in Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin Başbakan adaylığına seçilmesi, 2009 dış politikasının daha da zorlaşacağını gösteriyor. Başbakan adayı Başbakan ile arasındaki farkları daha bariz bir şekilde vurgulamak zorunda kalacağından, seçim yılında Almanya’nın dış politikadaki ağırlığı muhtemelen artmak yerine azalacak.







DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN