1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Cancun'dan Cenevre'ye dünya ticareti

Dünya Ticaret Örgütü‘nün Doha turu adı altında literatüre geçen müzakere maratonunun kalkınma turuna dönüşmesi amaçlanmaktaydı. Bu yeni tur ticaret görüşmelerinde ilk kez kalkınma halindeki ülkelerin çıkarları ön plana alınacaktı. Ancak bu yılın Eylül ayında Meksika’nın Cancun kentinde düzenlenen bakanlar düzeyindeki ticaret görüşmelerini protesto edip Doha turunu yarıda bıraktıran da kalkınma halindeki ülkeler olmuştu. DW’den Karl Zawadzky ise dünya ticaretinin perspektiflerini değerlendirdi...

"Cancun’daki bakanlar buluşmasının başarısızlığa uğraması Doha turu dünya ticaret görüşmelerinin sonu anlamına gelmez. Teşkilat üyesi 146 devletin heyet başkanları Cancun fiyaskosundan bir ay sonra, liberalleşmme turunu kurtarmak amacıyla teşkilatın Cenevre’deki merkezinde biraraya geldiler.

Bu buluşmada müzakerelere Aralık ayı ortasında Cenevre’de devam edilmesi kararlaştırıldı. Meksika’daki toplantının başarısızlığa uğramasına yol açan konuların gündeme alınıp alınmayacağı belli değil. Ama kalkınma halindeki ülkeler, zengin sanayi ülkelerinin himayecilik duvarlarıyla çevirdikleri tarım ürünleri piyasasına girişin kolaylaştırılması şeklindeki taleplerini tekrarlayacaklar. Sanayi ülkeleri de kalkınma halindeki ülkelere daha rahat ihracat yapabilmeleri için ticari kolaylıklar sağlanmasını ve yabancı sermaye yatırımlarının teminat altına alınmasını isteyecekler.

Uzlaşma zemini yaratmak için sürdürülen gayrı resmi temaslarda pamuk önemli rol oynuyor. Üçüncü Dünya’nın pamuk ve pamuklu mamüllerin sanayi ülkelerine daha kolay ihrac edilebilmesi ve kamu ihaleleri için ortak kuralların belirlenmesi Cenevre gündeminde önemli yer tuttacak.

2001 yılında Doha’da başlayan yeni liberalleşme turunun 2004 sonuna kadar tamamlanması amaçlanmaktaydı. Ancak Cancun fiyaskosundan sonra bu hedef gerçekçi olmaktan çıktı. Hava oldukça sert. Öncelikle dünya ticaretinin küçük ortakları, Avrupa ve Kuzey Amerika’nın dev ticari blokları tarafından oyuna getirilmekten korkuyorlar.

Buna bir de ABD’nin ikili ticaret anlaşmalarıyla münferit ülke ya da ülke gruplarına ticari kolaylıklar sağlama girişimi ekleniyor. Bu öncelikle ihracatçı Asya ülkeleri açısından enteresan. AB ise ticari anlaşmaların uluslararası sistem bünyesinde hazırlanmasından yana çıkıyor.

Uluslararası ticaret anlaşmaları en çok zayıf ülkelere yarar sağlıyor. Doha turunda verilen vaatler yerine getirildiği takdirde bundan en çok fakir üçüncü dünya ülkeleri karlı çıkar.

Ancak bu durumda ticari blokların sözlerini tutmamaları, tarım sübvansiyonları ile sınai mamüllere uyguladıkları gümrük tarifelerini düşürmeleri gerekir. Çünkü sanayi ülkeleri sadece kalkınma halindeki ülkelerin tarım ürünlerine pazarlarını kapatmıyor, ama aynı zamanda kendi tarım ürünü ihracatlarını sübvansiyone ederek üçüncü dünyanın tarım ürünü pazarlarını felç ediyorlar. Hammadde dışındaki işlenmiş sanayi ürünlerine de yüksek gümrük uyguluyorlar.

Gümrük ve diğer ticari bariyerlerin kaldırılması, Dünya Ticaret Örgütü'nün başlıca amacı. Gümrük duvarlarının alçalması sayesinde dünya ticaretinde son yıllarda büyük sıçrama görüldü. Ama doğrudan ve dolaylı ticari engelleri bertaraf etmek mümkün olmadı.

Cancun fiyaskosu, kalkınma halindeki ülkelerin çıkarlarını gözetmeksizin bir yere varılamayacağını gösterdi. Üçüncü dünya ülkeleri ticaret konferanslarında birlikte hareket ederek saygınlık kazandılar.Ticaret konferansında oy birliğiyle karar alınabildiği için bütün tarafların taviz vermesi gerekiyor. Doha turu ancak, kalkınma halindeki ülkelere, bundan en çok kendilerinin kar edeceğine dair verilen sözün tutulmasıyla başarıya ulaşabilir.