1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

DÜNYA

Bush ekonomik açıdan doğru tercih değil

ABD’deki başkanlık seçiminin sonucu piyasaları rahatlattı. Dow Jones ve Nasdaq endeksleri, seçimlerin ardından prim yaptılar. Amerikalı yatırımcı, Başkan Bush’un ekonomik politikalarını seçimi kaybeden Demokrat Partili aday John Kerry’ye tercih ediyordu. DW Ekonomi Servisi’nden Johannes Beck, Bush’un ekonomik politikaları uzun vadede değerlendirdi:

”ABD’nin bütçe politikasında Almanya’ya parmak ısırttığı dönemler geride kaldı. Bill Clinton’lu yıllarda Amerikan yönetimi bütçe fazlasını nereye harcayacağını bilemezken, George Bush birkaç yılda milli gelirin %2’sini bulan bütçe fazlasını %4’lük bütçe açığına dönüşttürmeyi becerdi. Kötümser uzmanlar, ek borçlanma ihtiyacının 2005’te gayrı safi yurtiçi hasılanın %5’ine tekabül edeceğini belirtiyorlar.

Maastricht Kriterleri esas alınsaydı dünyanın en güçlü ekonomisini temsil eden ABD’nin euro’yu para birimi olarak kullanmasına izin verilmezdi. Irak Savaşı devam ettiği ve Bush yönetimi vergi bağışlarını geri almadığı takdirde Amerikan bütçesinin düzelmesine imkan yok.

Bütçe açığına paralel olarak ödemeler dengesi açığı da büyüyor. Amerika ihrac ettiğinden çok daha fazlasını ithal ediyor. Yabancı sermaye ABD’nde yatırım yaptığı ve dolaylı olarak ödemeler dengesi açığını finanse ettiği sürece mesele yok. Ama yabancı sermaye, Amerikan ekonomisine güvenini kaybederse doların çok önemli oranda devalüe edilmesi gerekir ki, bütün dünya ekonomisi bu vahim krizin girdabına kapılmaktan kendini kurtaramaz.

Amerikalı seçmenin büyük bölümü bu çifte açığı hafife alıyor. Reagan döneminde de izlenen bu politikanın nasıl büyük problemlere yol açtığı unutulmuş gibi. Çünkü büyüyen bütçe açığı orta vadede faizlerin artmasına yol açar. Kamu borçlarının kabarması alacaklı açısından risk teşkil eder ve bu nedenle borç finansmanı için verilen kredinin fiyatı artar. Artan faizler de özel yatırım sermayesini ürkütür. Devlet giderek artan bir şekilde özel sektörü piyasadan kovmuş olur.

Cumhuriyetçi Alan Greenspan başkanlığındaki Merkez Bankası‘nın kamu açıklarına sonsuza kadar seyirci kalmayacağı da kesin. Washington yönetiminin ek harcamaları enflasyonu tetiklemeye başladığı anda Merkez Bankası faiz frenine asılacaktır.

Bunun sonuçlarını kestirmek zor değil. Örneğin, Latin Amerika ülkeleri belli bir ölçüye kadar Amerikan işadamlarının yatırımlarına bağımlı durumdalar. ABD’de faizler artmaya başladığı takdirde Latin Amerika’nın tahvil ve hazine bonoları da ancak yüksek faiz karşılığında alıcı bulacaktır. Bu senaryo, 1980’li yıllarda bütün Güney Amerika’yı borç krizine sürüklemişti.

George Bush’un enerji politikası da dünya ekonomisi açısından risklerle dolu. Fert başına enerji tüketimi ABD’de Almanya ya da Japonya’daki rakamın iki katını buluyor. Bu da ABD’deki enerji tasarrufu için muazzam bir potansiyel bulunduğunu gösteriyor. ABD enerji ham maddelerinden daha fazla verim alıp petrol bağımlılığını azaltırsa, ham petrol fiyatları bütün dünyada düşer.

Ancak ikinci kez seçilen Başkan Bush ve Yardımcısı Dick Cheney’den enerji politikasının değiştirilmesi beklenemez. Bu bakımdan Bush ekonomik bakımdan isabetli tercih olmadı. Bush’un Wall Street’deki dostları da iyimserliklerini kısa vadeli hesaplardan alıyorlar."

DW TÜRKÇE'Yİ TAKİP EDİN