1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Bizi leylekler mi getirdi? Neden?

“Seni leylekler getirdi” yalanı nereden geldi? Bayraklar neden yarıya indirilir ya da düğünlerde neden pasta kesilir? Dünyanın her yerinde rastlanan bu fenomenler kendiliğinden ortaya çıkmadı. Hepsinin birer öyküsü var…

default

Çocuklara söylenen en bilinen yalan: Seni leylekler getirdi

Bebeği leyleklerin getirdiği hikayesinin kökeni Kuzey Avrupa'ya, İskandinavya'ya kadar gidiyor. Göçmen kuşlardan olan leylek, yaşam tarzı ile insanların daima ilgisini çektiğini belirten uzmanlar, kuşlara göre uzun sayılabilecek 70 yıllık ömürlerinde, her sene aynı yuvaya dönmeleri, insanlara yakın olarak evlerin bacalarında yuva yapmaları, tek eşli yaşamları, yavrularını yuvada uzun süre itinayla beslemeleri, genç yetişkin leyleklerin ailenin dermansız yaşlı bireyleri ile ilgilenmeleri, onlara yiyecek temin etmeleri ve korumaları insanlarda saygı uyandırdığını söylüyor.

Leylekler sulak yerlerde, bataklıklarda yaşayan kurbağa, yılan, sıçan, salyangoz gibi hayvanlarla beslendiklerinden ayrıca faydalı olduklarına dikkat çeken uzmanlar, bazı ülkelerde insanlar uğur getirdiklerine inandıklarından, leylekleri çekmek ve bacaları üstüne yuva yapmalarını kolaylaştırmak için damlarına kazıklar üzerinde tekerlekler konulduğunu kaydediyor.

Antik Roma devirlerinde

Hochzeitstorten im Schaufenster

Düğün pastası geleneği de Avrupa'dan

insanların, leyleklerin düşünceli, özverili yaşam tarzlarından etkilendiklerini bu nedenle küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri konusunda çıkarılan yasalara 'leyleklerin yasası' adı verildiğini belirten uzmanlar şunları söylüyor:

''Benzer şekilde eski Yunan'da da 'stork' (leylek) ismi 'storge' olarak 'tabiattaki güçlü sevecenlik' anlamında bir deyim olarak kullanılmıştır. Sonuç olarak, Anadolu'da güneyden, Arabistan yönünden geldiği için 'hacı leylek' diye nitelendirilen, doğum yapılan evin bacasında oturan bu saygın kuş, yeni doğan bebeğin nasıl geldiğinin çocuklara en şirin şekilde açıklanabilmesi için anneler tarafından aracı olarak seçilmiştir. Kuzey Avrupa'da yüzyıllar boyunca popüler olan bu hikayenin Avrupa'nın diğer yörelerine ve dünyaya yayılması 19. yüzyılda Danimarkalı ünlü masal yazarı Hans Christian Andersen'in yazdığı masallar sayesinde gerçekleşmiştir. Ayrıca leyleklerin ses telleri yeterince gelişmemiştir. Eşlerini çekmek için gagalarını tıkırdatarak, kanatlarını açıp kaparlar. Yani 'leyleğin ömrü laklakla geçer' ifadesi haksızdır. Laklak denilen sesler aslında sevgi sözcükleridir.''

Bayrakların yarıya indirilmesi

Bayrakların yarıya indirilmesi geleneğinin kökeninin ise eski deniz savaşlarına kadar uzandığını bildiren uzmanlar, o devirlerde her bir savaş gemisinin direğinde kendine özgü renkli bir bayrak olduğunu ifade ettiler.

Bir deniz savaşından sonra yenilen geminin, galip tarafın bayrağını asmak zorunda olduğunu, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bıraktığını anlatan uzmanlar, ''Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de bayrakları yarıya indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi'' diyor.

Uzmanlar ayrıca, hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarını yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak günümüzde hala devam ettiğini anımsattı.

Çatal – kaşık kullanma

Avrupa'da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken ellerin kullanıldığına dikkat çeken uzmanlar, yemek yerken kullanılan parmak sayısının o kişinin statüsünü gösterdiğini söyledi. Normal insanların beş parmaklarını kullanmalarına karşılık, asiller üç parmaklarını kullandıklarını ifade eden uzmanlara göre:

''Aslında Latince çatal

Deutschaland Wirtschaft Stahl Bestecke aus Edelstahl

Çatal ve bıçağın anavatanı Avrupa

anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye'de Çatal Höyük'de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır. Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana'da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar 'Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir' diye şiddetle karşı çıktılar.

Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa'da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı.''

İnsanların, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermediklerini bildiren uzmanlar, bunun da sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklandığını kaydettiler.

Çatalı sol elle tutma gibi gösterişe yönelik nezaket kurallarının, çatal kullanımı halka yayılınca da devam ettiğini belirten uzmanlar, ''Avrupa'da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde tutarlar'' dedi.

Düğünlerde pasta kesme

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılmasının vazgeçilmez bir adet haline geldiğini ifade eden uzmanlar, pastanın kat kat yüksekliğinin biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damadın, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebildiklerini belirtiyor.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçıların çok saygın bir meslek grubunu oluşturduklarını bildiren uzmanlar, bu aşçıların milattan yaklaşık 100 yıl önce bazı adetleri değiştirdiklerini söyledi. İlk önceleri düğünlerde küçük ve tatlı kekler yapıldığını ve düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalandığını ve çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir adet başladığını bildiren uzmanların görüşü şöyle:

''Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar. Adet hızla Avrupa'nın batısına, oradan da İngiltere'ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Orta çağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu. Ne zaman ki dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere'de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu.''

Uzmanlar, İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki mesleklerine yönelik yaratıcılığın, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adetinin de yayıldığını ve düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdiğini dile getirdi.