1. Inhalt
  2. Navigation
  3. Weitere Inhalte
  4. Metanavigation
  5. Suche
  6. Choose from 30 Languages

YAŞAM

Beyazperdeye başarılı bir uyarlama: "Okuyucu"

Berlin Film Festivali’nin ilgi çeken yapımları arasında Stephen Daldry imzalı, Amerikan-Alman ortak yapımı „Okuyucu“ da yer alıyor. Film, Almanya’nın geçmişiyle hesaplaşmasını konu ediniyor. Aydın Üstünel’in notları…

“Okuyucu”nun iki oyuncusu, David Kross ile Kate Winslet birarada

“Okuyucu”nun iki oyuncusu, David Kross ile Kate Winslet birarada

59. Uluslararası Berlin Film Festivali, son hızıyla sürüyor. Hollywood’dan Uzakdoğu sinemasına, belgesellerden çocuk filmlerine kadar 400’e yakın yapım arasından seçim yapmak gerçekten de güç. Berlinale’yi takip eden arkadaşımız Aydın Üstünel, hafta sonunda “muhakkak görülmesi gerek” dediklerine yetişebildi ve bunların içinden de “muhakkak duyurulması gerek” dediklerini seçti. İşte notları:

Almanya, 1958. 15 yaşındaki Michael, tesadüfen tanıştığı 36 yaşındaki Hanna ile gizli bir aşk yaşamaktadır. İlk cinsel tecrübelerini kazanan Michael’in, sevişme sonrası Hanna’ya kitap okuması ilişkilerinin ritüeli haline gelir.

Alman yazar Bernhard Schlink'in yarı-otobiyografik romanı Okuyucu adıyla beyazperdeye uyarlandı

Alman yazar Bernhard Schlink'in yarı-otobiyografik romanı "Okuyucu" adıyla beyazperdeye uyarlandı

Ancak günün birinde Hanna, ansızın ortadan kaybolur.

„Okuyucu“ya övgü

Aradan yıllar geçer. Hukuk öğrencisi Michael, Nazi dönemi suçlularının yargılandığı mahkemede sanık sandalyesinde rastlar Hanna’ya. Gençlik aşkı, Auschwitz Toplama Kampı’nda gardiyanlık yapmakla suçlanmaktadır.

Berlinale’de yarışma dışı gösterilen Stephen Daldry imzalı Amerikan-Alman ortak yapımı „Okuyucu“, bir romanın, nasıl başarılı bir şekilde beyazperdeye uyarlanabileceğinin en iyi örneklerinden biri.

„Kastettiğimi bu kadar iyi anlayan ve bu kadar iyi aktarabilen bir aktörün olması harika“ diyordu, „Okuyucu“ adlı yarı-otobiyografik romanı beyazperdeye uyarlanan Alman yazar Bernhard Schlink. Bu ve benzeri övgüleri sadece, filmin başrollerinden birini üstlenen Ralph Fiennes değil, tüm kadro, yerden göğe kadar hak ediyor.

En başta da Hanna rolündeki Kate Winslet. Bu performansıyla altıncı kez Oskar’a aday olan İngiliz aktris, korkunç bir suç işlemiş bir kişiyi canlandırırken yaşadığı çelişkiyi şöyle anlatıyor: “Bir yandan Hanna’yı insancıl bir şekilde göstermenin sorumluluğunu üstlenemezdim, ama diğer yandan da onu bir insan olarak oynamalıydım. Büyük sevgi ve sıcaklık verebilecek bir kadın olarak oynamalıydım, incinebilirliğini, utancını hissettirmeliydim.“

Kate Winslet, Okuyucudaki Hanna rolünde sergilediği performansıyla altıncı kez Oskar’a aday gösterildi

Kate Winslet, "Okuyucu"daki Hanna rolünde sergilediği performansıyla altıncı kez Oskar’a aday gösterildi

Almanya’nın geçmişiyle hesaplaşması konusunda, suçlu tarafı anlamaya çalışmak gibi gerçekten hassas bir konuyu ele alan “Okuyucu”, sadece festivalin değil, yılın en iyi yapımlarından biri.

„An Englishman in New York“

Yarışmadan sonra Berlinale’nin en kapsamlı bölümü olan Panorama, bu yıl 30. yaşını kutluyor.

Yıldönümü için oluşturulan özel kutlama programının en ilginç filmlerinden biri, 20. yüzyılda İngiltere’nin en ünlü gayi, yazar ve oyuncu Quentin Crisp’in 73 yaşında New York’a taşınmasından sonraki hayatını anlatan „An Englishman in New York“.

1987 yılında Sting’in yazdığı ünlü şarkıyla aynı ismi taşıyan filmde, nerede yaşarsa yaşasın, adını ve numarasını şehrin telefon rehberine kaydettiren, anonim tehdit telefonlarına „Kafamı mı kırmak istiyorsunuz? Bir saniye, Salı öğleden sonra vaktim var, size uygun mu?“ şeklinde cevap veren Crisp’i John Hurt canlandırıyor. Canlandırmaktan da öte, Crisp’in ta kendisi oluyor.

Makyajsız evden çıkmayan ve kendinden ödün vermediği ve sözünü sakınmadığı için yıllar boyu toplumdan dışlanan, ancak hayatının son döneminde popüler olan bu egzantrik kişilikle ilgili Panorama’da iki film daha gösteriliyor. 1990 yapımı „Resident Alien“ ve 1975’te Crisp’in otobiyografik kitabı „The Naked Civil Servant“tan aynı isimle uyarlanan ve ünlü gayın gençlik yıllarında karşılaştığı baskıları anlatan film, Berlinale’deki sinemaseverlerle buluşacak.